psiko.gen.tr https://www.psiko.gen.tr Psikoloji, Psikolojik Hastalıklar Belirtileri ve Tedavisi tr-TR hourly 1 Copyright 2019, psiko.gen.tr Fri, 19 Feb 2016 00:00:00 +0000 Thu, 19 Sep 2019 00:00:00 +0000 60 Şüphe https://www.psiko.gen.tr/suphe.html Sun, 08 Jul 2018 01:41:29 +0000 Şüphe, yani diğer bir ismiyle kuşku birine veya birilerine karşı olan ikilemde kalmadır. Yani bir diğer deyişle güven dağı ile güvensizlik dağını birbirine bağlayan aradaki köprüdür Şüphe. Çoğu kişide görülen bu inan Şüphe, yani diğer bir ismiyle kuşku birine veya birilerine karşı olan ikilemde kalmadır. Yani bir diğer deyişle güven dağı ile güvensizlik dağını birbirine bağlayan aradaki köprüdür Şüphe. Çoğu kişide görülen bu inançsızlık bazı kişilerde aşırılık derecesine ulaşılır. Bu fazla Şüphe sahibi insanlar zamanla paranoyaya bağlar. Bu duruma sahip kişiler zamanla çevreye özellikle de güven duymadıkları insanlara zarara veremeye başlarlar. Var olan bu durum uzmanlarca beyinsel bir rahatsızlık değildir. Fakat bu var olan durum psikologlar tarafından beynin uydurduğu bir bilinçaltı oyunudur. Yani beyinsel bir sorundur.

ŞüpheŞüphe aslında büyük kararlar vermek zorunda olan insanlar tarafından görülen bir rahatsızlıktır. Kişide var olan Şüphe zamanla ikilemde kalmasına neden olur ve kendini güvenmediği insanların arasında rahatsız hissetmeye başlar. Bu zamanla kendini güvendiği yakın arkadaşlarına güvenmemeye başlar. Hatta ailesine karşıda Şüphe içine düşer aile bağlarını koparmaya başlar. Ve kişi zamanla yalnızlaşır. Kişi artık herkese tereddütle yaklaşmakta ve herkese karşı Şüphe duymaktadır. Güven duygusunun yerinde yeller esmektedir. Kişi tıbbi dilde tam bir paranoyaktır. Şüphesiz herkesin duygusal yetenekleri arasında bulunan Şüphe yaşanma şiddeti kişiden kişiye değişmektedir. Bazı kişileri paranoyaya kadar sürükleyen Şüphe bu kişilerden zamanla duygu olmaktan çıkar ve güvensizlik fobisi halini alır.

Şüphenin Sonuçları:
  • Kişinin fazla alkol tüketmesinden kaynaklanan alkol zehirlenmesi 
  • Fazla alkol tüketmesinden kaynaklanan trafik kazaları
  • Dişi bireylerde görülen aşırı Şüphe sonucu cinayetler
  • Erkek bireylerde görülen Şüphe sonucu kadın cinayetleri
]]>
Sinir Sıkışması Belirtileri https://www.psiko.gen.tr/sinir-sikismasi-belirtileri.html Sun, 08 Jul 2018 05:37:58 +0000 Sinir sıkışması belirtileri, Sinir sıkışması baskı sonucu sıkışan sinirlerin karıncalanma, ağrı kramp şeklinde ağrı, uyuşma gibi problemler meydana getirmesi durumudur. Sinir sıkışması vücudunun her bölgesinde oluşab Sinir sıkışması belirtileri, Sinir sıkışması baskı sonucu sıkışan sinirlerin karıncalanma, ağrı kramp şeklinde ağrı, uyuşma gibi problemler meydana getirmesi durumudur. Sinir sıkışması vücudunun her bölgesinde oluşabilen fıtık, siyatik ağrıları gibi hastalıklar sebebiyle meydana gelir. Genellikle bileklerde ve el bölgesinde uyuşmalar, sırt bölgesinde kramp şeklinde ağrılar, karıncalanma gibi kendini belli eden sinir rahatsızlıklarıdır. Bu hastalığın önemli nedenleri arasında travmalar yer alırken; kaza sonucu zedelenme, yaralanma gibi durumlar sinir sıkışmasını tetikler. Sinir sıkışması durumları genellikle obezite gibi hastalıkla en çok rastlanır. Aşırı kilo sebebiyle sinirlere baskı uygulanması sebebiyle bel bölgesinde veya başka bölgelerde sinir sıkışması oluşabilir. Sinir sıkışmasının nedenleri arasında yanlış pozisyonda oturma ve duruş bozuklukları ilk sıralarda yer almaktadır. Sürekli oturarak iş yapanlar da veya sürekli ayakta duran kişilerde sinir sıkışmaları gözlenir. Stres ve kaygı gibi nedenlerde sinir sıkışmasının tetikleyen etkenler arasında yer almaktadır.

Sinir Sıkışması BelirtileriSinir sıkışması belirtileri ve etkileri

Sinir sıkışması genellikle bulunduğu bölgede duyu kaybı ve uyuşukluk, karıncalanma gibi hislerle kendini belli eder. Ayrıca sinir sıkışması bulunan bölgede genellikle omurilik bölgesinde ise öksürme ve hapşırma gibi durumlarda kramplar şeklinde ağrılar oluşabilir. Sinir sıkışmasının olduğu bölgelerde iğne batması gibi hisler ve karıncalanma gibi durumlar gözlenir. Sinir sıkışmasında olduğu bölgelerde kaslarda güçsüzlük, halsizlik, o bölgede hissiyat eksikliği, sızlama gibi durumlar gözlenir. Sinir sıkışması bulunan bölge el ve ayak bölümünde ise o bölgelerde hareket eksikliği, güç kaybı gözlenirken; bel bölgesinde bulunan sinir sıkışması belirtilerinde ise kişinin hareketlerini engelleyen ve yatağa mahkum eden aşırı  ağrılarla sinir sıkışması gözlenir. Bu hastalık ile beraber hastanın hayatı olumsuz yönde etkilenir.

Sinir sıkışmasının bulunduğu bölgede duruş ve oturuşta bulunan baskı sonucunda, sinirlere yüklenilmesi sebebiyle bu bölgede postür sinir sıkışması oluşabilir. Ayrıca en büyük etkileri arasında aşırı kilo sebebiyle omurgaları ve bilek bölümünde bulunan damarlarda oluşan baskı sebebiyle sinir sıkışması olur. Kilo verilmesi halinde burada bulunan ağrılarda hafifleme ve sinir sıkışmasının azalmalar gözlenir. 
Sinir sıkışması genelikle  bayanlarda görülen hastalık olmasının yanında, karpal tünel sendromu olarak adlandırılan hastalık olarak meydana gelir. Bu bölümde sızılar, karıncalanmalar, ağrılar gözlenir. Sinir sıkışmasını etkileyen başka hastalık ise kemiklerin kenarlarında kemik uzantıları oluşması ile kemik mahmuzları meydana gelir.  Bu oluşumlar travmalar ve osteoartrit gibi kemik sağlığını etkileyen durumlarla açıklanır. Kemiklerin gelişmesiyle beraber sinirlerdeki baskı artması sonucunda sinir sıkışmasını tetiklenir.

Romatoid artrit iltihap ve sinir hastalıkları olduğundan dolayı sinir sıkışmasının etkiler ve bununla beraber de sinirin olduğu bölümlerde iltihaplanma nedeniyle ağrılar ve zonklama şeklinde sızlamalar görülür. 

Hamilelik döneminde kilo alınması sebebiyle sinir sıkışmaları gözlenirken; omuriliği uygulanan ciddi ağırlık sebebiyle ağrılar, yürürken halsizlik ve zonklama şeklinde durumlar gözlenir. Sinir sıkışmasının belirtileri ve genetik olması sebebiyle genlerde olduğundan dolayı bu kişilerde bulunması olağandır. Bu sebeple aile sinir sıkışması geçmişi olan kişilerin de kendilerinde sinir sıkışması ihtimalli olması yüksektir. Bu kişilerde omurilikteki bulunan sinir sıkışması ya da karpal tünel sendromu olarak adlandırdığımız sinir sıkışması gözlenirken; uyuşukluk, hissizlik ve ağrılar hissedilir.
]]>
Çocuklarda Şizofreni https://www.psiko.gen.tr/cocuklarda-sizofreni.html Sun, 08 Jul 2018 09:39:33 +0000 Çocuklarda Şizofreni, Şizofreni hastalığının çocuklarda ne zaman başladığını bilmek gerekir. Bundan dolayı önlemleri en başta alabiliriz. Şizofreni, bir beyin rahatsızlığıdır. Bu rahatsızlık bireyleri gerçek dün Çocuklarda Şizofreni, Şizofreni hastalığının çocuklarda ne zaman başladığını bilmek gerekir. Bundan dolayı önlemleri en başta alabiliriz. Şizofreni, bir beyin rahatsızlığıdır. Bu rahatsızlık bireyleri gerçek dünyadan ve bireyler arası ilişkilerden uzaklaştırır. Şizofreni olan insanların düşüncelerinde, duygularında ve yaptıkları hareketlerde bozukluklar vardır. Şizofren olan insanlarda içine kapanıklık olur ve kendi iç dünyalarında yaşam sürdürmeye başlarlar. Çocuklarda meydana gelen şizofreni rahatsızlığı belirtileri on iki yaşlarından önce nadir olarak görülmektedir. Fakat ergenlik dönemlerinde bu risk özellikle artmaktadır. Çocuklardaki ve ergenlerdeki şizofreni eylemleri, yetişkin bireylerin şizofren rahatsızlıklarından farklılık göstermektedir. Şizofreni rahatsızlığı ergenlerde ve çocuklarda birden ortaya çıkabileceği gibi ağır ağır sinsi biçiminde de ortaya çıkmaktadır. Şizofreni rahatsızlığı tedavisi yapılabilen bir hastalıktır. Fakat hastalık bazı durumlarda tamamen yok olmaz. Bu hastalığın kesin sebebi hakkında bir bilgi yoktur. 

Aile içerisinde şizofren birileri varsa o aile içerisindekilerin şizofren olma olasılıkları artmaktadır. Biyolojik ve kalıtsal yatkınlığı olan insanlarda bu hastalığın orta ya çıkmasında çevrenin ve toplumun etkileri de vardır. Toplumda meydana gelen olaylar bu hastalığı tetikleyebilir. Toplum içerisinde şizofrene yakalanma ile ilgili yanlış düşünceler vardır. Çocukların şizofren olma sebepleri olarak geçmişte yaşadıkları kötü olaylar yüzünden travma geçirmeleri yüzünden ya da çok stres altında olmalarından kaynaklı olabilmektedir. Ancak yaşanılan bu hastalığın tek sebebi stres değildir. Sadece biyolojk olarak bu hastalığa yatkın olan bireylerde meydana gelmektedir. 

Ailelerin, çocuklara davranışları bu hastalığının şizofren olmalarının kesin sebebi olarak gösterilmez. Ancak bu hastalığın ortaya çıkmasına ve bu hastalığın kötüleşmesine yol açtığı düşünülebilir. Çocuklardaki psikotik belirtilerin yedi yaşından sonra  veya o yaşlarda meydana gelmektedir. Şizofren olan çocukların genelinde psikotik belirtilerin görülmesinden ziyade daha önceleri dil gelişiminde gecikmeler ortaya çıkmaktadır. Aynı zamanda dilin yanında başka işlevlerinde gelişimine engel teşkil etmektedir. Erken bu hastalığa yakalanan çocuklarda şunlar görülmektedir: 

  • Dilin açılmaması, 
  • Konuşmada gecikmelerin yaşanması,
  • IQ seviyesinin düşük olması,
  • Dikkat kapasitesinde eksikliklerin olması, 
  • Diğer işlevlerinin gelişmesinde eksiklikler, 
  • Beyin bölgesinin frontal lob işlevlerinde bozukluklar meydana gelmektedir. 

Çocuklarda ŞizofreniŞizofrenideki psikotik belirtiler ise şunlardır: 

  • Çocukların halüsinasyon görmeleri, 
  • Düzensiz bir düşünce yapısına sahip olmaları, 
  • Son olarak da hezeyanlardır. 

Yaşamın ilk senelerinde bu çocuklarda çok fazla görülen gelişimsel bozuklukların belirtilerinde ise çocuklar şu davranışları sergilerler. Birden el çırparlar, garip bir biçimde sallanırlar ve çok farklı vücut duruşları vardır. Yetişkinlerde ise bu hastalığın belirtilerinde ise geçmişte motor becerilerinin gelişmesinde bir dengesizlik olduğu görülmektedir.

Çocuklardaki şizofreni hastalığının ilk belirtileri şunlardır:

  • Çocuklar hayal ile gerçeği çok fazla ayırt edemezler ve zorluk yaşarlar. 
  • Çok karışık düşünce tarzlarına sahip olurlar. 
  • Gerçekte görülmeyen şeyleri gördüklerini iddia ederler ve olmayan sesler duyduklarını söylerler. 
  • Ruhsal yapılarında çok aşırı derecede farklılık sergilerler. 
  • Garip düşünceleri vardır. 
  • Garip fikirler söylerler. 
  • Tuhaf olan davranışlarda bulunurlar.
  • Çok aşırı derecede kaygı içindedirler. 
  • Sürekli olarak korku içinde yaşarlar. 
  • Normal yaşlarına göre daha küçükmüş gibi davranışlarda bulunu]]> Travma https://www.psiko.gen.tr/travma.html Sun, 08 Jul 2018 10:03:01 +0000 Travma, Normal  homeostatik mekanizmaların kaybına, doğal olarak işleyen vücudun gereksinimlerin artmasına ve anormalleşmesine neden olan vücuttaki organların işlevsel yapısının bozulması (multisistem) rahatsızlığ
    Travma, Normal  homeostatik mekanizmaların kaybına, doğal olarak işleyen vücudun gereksinimlerin artmasına ve anormalleşmesine neden olan vücuttaki organların işlevsel yapısının bozulması (multisistem) rahatsızlığıdır.  Günlük yaşantımızda sık kullanılan kelimeler arasına girmeye başlarken, sadece zorlanma (stres) düzeyini arttıran olaylara verilen ad olarak ta kullanılmakta. Buna karşın sıradan günlük yaşantımızı bozan, ani ve beklenmedik bir biçimde gelişen, kaygı, panik ve dehşet yaratan, kişinin gelişen olayları anlamlandırma  algısını bozan olaylar, travmatik yaşantılar olarak tanımlanmaktadır. Yaşanmış bir trafik kazası, bir doğal afet (sel, deprem gibi), daha zorlayıcı bir yaşantı, taciz, uzun bir evlilikte ilk tokat ta travmaya örnek oluşturabilmektedir. Verilere göre kırk yaşın altındaki erkeklerde birinci ölüm sebebi zedelenmelerdir. Yaklaşık olarak her ülkede hastaneye yatan hastaların %15'inin yaralanmış kişiler olduğu çıkan sonuçlar arasındadır.

    TravmaOrtaya Çıkış Nedenleri; Birey gerçek bir tehditle karşılaştığını algılamış, fiziken zarara maruz kalmış ya da tanık olmuş, bu esnada da aşırı derecede korku, dehşet ve çaresizlik duymuşsa, bu durum birey için travmatik bir yaşanım olarak tanımlanır. Diğer bir söylemle bir olayda, yaşama, sevdiklerinize, vücudun bütünlüğüne, inanç sistemlerine karşı tehdit algılama söz konusu ise bu olay birey için travmatik bir yaşantıdır. Bu tür vakıalarda bireyler genellikle gücü kötüye kullanma, duyulan güvene ihanet etme, çaresizlik, acı, tuzağa düşme veya kayıp söz konusu olabilmektedir. 

    Bu oldukça geniş tanım, içeriğinde hem tek seferlik olaylar (ameliyatlar, doğal afetler, suçlar, ölümler gibi) hem de tekrarlayan ve sürgit olaylar (şiddet içeren ilişkiler, savaşlar, çocuk istismarı ve ihmalleri gibi) bulundurmaktadır. Travma son yıllarda uzmanlar tarafından, olayların kendisinden ziyade bireyde bıraktığı etki üzerinden yaklaşılmaktadır. Trafik kazası geçirmiş iki kişiden biri, bu kazada fiziksel bütünlüğüne bir tehdit algılamamış ise bu olaya birey için travmatik olmamakta iken, aynı kazayı yaşamış ikinci kişi, bu vakayı hayatını tehdit eden bir felaket olarak algılamış ise kaza bu birey için travmatik bir olay niteliği  kazanmış olmaktadır. Psikolojik travma yaşayan kişinin algısı ve değerlendirmesi doğrultusunda tanımlanmış olur.

    Travmalar iki sınıfta değerlendirilmektedir.

    Künt Travmalar; Künt travma doku ezilmeleri,  kırıklar, kırık uçlara bağlı çevre doku yaralanmaları olabildiği gibi hareketli organların öne doğru ani hareketi ve zorlaması kopma ve yırtılmalara neden olabilir. Otomobil kazalarında olan künt göğüs travmalarından en sık görülen yelken göğüs'tür (direksiyon yaralanması). Emniyet kemeri motorlu araç kazalarında ölümü (mortalite) önemli oranda azaltmakta ise de omur da (vertebralarda) makaslama mekanizması ile kırıklara ve mezentirik zorlama ve yırtılmalara sebep olduğu bilinmektedir. Künt travma karın üzerinde doğrudan geldiği zaman bu şiddetli enerji içi organlarda yüklenerek ani ezilmeye sebep olur. Sıklıkla da dalak ve karaciğer kapsülleri yırtılır ya da parçalanır.

    Delici Yara Travmaları; Ateşli silah ile yaralanmalarda oluşacak tahribat dokuda meydana gelen kinetik enerji ile doğru orantılıdır. Yüksek hızdaki merminin patlayıcı gücü bölgede yumuşak doku ve damarlarda büyük hasar vermekle kalmayıp, açtıkları boşluklara giysi, kirli cisimler ve çevre atıkları da doku derinliklerine çeker. Böylece büyük bir bulaşma riski de oluşturur. Bunu tersine düşük hızdaki mermiler, daha az doku yaralanmasına ve bulaşmasına neden olur.
    ]]>
    Psikotik https://www.psiko.gen.tr/psikotik.html Sun, 08 Jul 2018 19:41:20 +0000 Psikotik,  gerçek dışı düşüncelere sahip kişilerin yaşadığı, ciddi ruh bozukluklarının tümüne verilen isimdir. Psikotik bozukluk genelde kronik bir durumdur ve sinsi bir şekilde başlayıp daha sonra belirgin şekillerde de Psikotik,  gerçek dışı düşüncelere sahip kişilerin yaşadığı, ciddi ruh bozukluklarının tümüne verilen isimdir. Psikotik bozukluk genelde kronik bir durumdur ve sinsi bir şekilde başlayıp daha sonra belirgin şekillerde devam eder. Özellikle genç yaşlarda görülür. Erkeklerde genelde 10'lu yaşların sonunda, bayanlarda ise yirmili yaşların sonunda başlar.Psikotik

    Psikotik bozuklukların temelinde gerçekle hayalin karıştırılması, kişinin gerçeği değerlendirme yetisinin bozulması yatmaktadır. Genelde psikotik bozukluklar tam anlamıyla kendini göstermeye başlamadan önce içe kapanma, ilgi ve istekte azlık, duygulanımda kısıtlılık şeklinde belirtiler gözlemlenir. Bu  bozuklukların doğasından kaynaklanan yada ikincil nedenlerden dolayı belli bir işlev kaybı yaşanır. Bu işlev kaybı psikotik bozuklukların en belirgin özelliktir. Psikotik bozuklukta tüm belirtiler birbirini takip etmektedir. Bu belirtiler hezeyanlar (sanrılar), halusinasyonlar (varsanılar), düşünce bozukluğu, davranış bozukluğu, duygularda donukluk, motivasyon kaybı, toplumdan geri çekilme ve düşünce yoksulluğudur. 

    Psikotik bozuklukta ilk akla gelen şizofrenidir. Bu bozukluğun devamına göre tanıda ayrı ayrı sınıflama yapılır. O nedenle birçok çeşidi bulunmaktadır:
    • Şizofreni: Kişinin neyin gerçek neyin hayal olduğunu ayırt edemediği bir zihinsel hastalıktır. Paranoid, hebefrenik, katatonik, ayrışmamış ve kalıntı (rezidüel) adı verilen çeşitleri vardır.
    • Şizofreniform Bozukluk: Kişideki belirtileri en az bir ay, en fazla altı ay sürmesi dışında tüm yönleriyle şizofreniye benzer.
    • Şizoaffektif Bozukluk: Kişide hem şizofreni, hem de affektif bozukluk yani duygudurum bozukluğu özellikleri vardır. Belirtiler açısından şizofreni, manik epizotlar ve depresif bozukluklara benzer. 
    • Kısa Psikotik Bozukluk: Kişide en az 1 gün yada en fazla 1 ay süreli görülen psikolojik dengesizliktir. 
    • Paylaşılmış Psikotik Bozukluk:  Genellikle iki kişiyi kapsayan ender görülen bozukluktur. Kişinin, aile içindeki yada sosyal çevresindeki yakın ilişki kurduğu psikotik belirtilere sahip kişiden etkilenmesiyle ve sanrılarını paylaşmasıyla oluşur. Toplumda iki delilik olarak da bilinmektedir. 
    • Hezeyanlı Bozukluk: Kişide en yaygın olarak gerçekte var olmayan şeyleri görme, işitme belirtileri bulunur. Paranoya veya paranoid bozukluk olarak adlandırılır.  
    • Diğer Psikotik Bozukluklar: Genel tıbbi bir duruma bağlı psikotik bozukluk, madde kullanımının yol açtığı psikotik bozukluk, şizofrenin post psikotik depresif bozukluk, basit deterioratif bozukluk (basit şizofreni) ve diğer atipik psikotik bozukluk olarak kendi içinde bölümlere ayrılır. 

    Psikotik bozuklukların tedavisinde ilaç tedavisi kullanılır. İlaçlar belirtileri hafifletmeye yardımcı olurken yan tedavi olarak psikososyal terapiler ile destek alınır. Psikososyal terapiler rehabilitasyon, bireysel psikoterapi, aile terapisi ve grup terapi şeklinde uygulanır. en son aşama hastanın hastaneye yatırılmasıdır. Bu tedavi yöntemlerinde sonuç alınamazsa en son aşama olarak hasta hastaneye yatırılır.

    ]]>
    Psikoterapi https://www.psiko.gen.tr/psikoterapi.html Mon, 09 Jul 2018 12:23:59 +0000 Psikoterapi, İç ve dış olaylara bağlı olarak bedensel sağlığın zamanla bozulduğu gibi daha karmaşık bir yapıda olan ruh sağlığımız da çeşitli etkenlerle bozulabilir sekteye uğrayabilir, Bozulan ruh sağlının tekrar sağ Psikoterapi, İç ve dış olaylara bağlı olarak bedensel sağlığın zamanla bozulduğu gibi daha karmaşık bir yapıda olan ruh sağlığımız da çeşitli etkenlerle bozulabilir sekteye uğrayabilir, Bozulan ruh sağlının tekrar sağlıklı duruma getirilmesi amacı ile bilimsel bir eğitim almış, konusunda uzman, belli bir kuramlara ve kurallara bağlı ruhsal destek alınması sürecine genel bir yorum olarak psikoterapi denilir. Psikoterapinin dünya ve Avrupa derneklerince kabul edilen tanımı ise, kişilerin duygularını, tutumlarını, düşüncelerini, konuya muhatap kişilerin geçmişlerini, davranış ve diğer insanlarla olan ilişki ve iletişimlerini yapısal olarak bu konuda eğitim almış psikoterapistin yanında güvenli bir şekilde incelenmesidir. Kısaca özetleyecek olursak Sigmund Freudun kısa tanımı ile psikoterapi, konuşma terapisidir.

    PsikoterapiPsikoterapinin amaçları ve psikoterapi türleri

    Psikoterapinin bir çok amaçları olabildiği gibi, kişilerin ihtiyaçlarına göre değişebilen ve değişik amaçları hedefleyen farklı psikoterapi yöntemleri vardır ve unutulmaması gereken şeyde, psikoterapi sadece hastalık zamanlarında değil, yaşamımıza ait bir çok zorluk ve başarısızlık durumlarında da baş vurulması, yardım alınması gereken bir yöntemdir. Buna örnek verecek olursak başlıca baş vurulan rahatsızlıklar şöyledir;
    • Psikolojik hastalık belirtilerinin azaltılması veya ortadan kaldırılması.
    • Duygusal karışıklıkların üstesinden gelme ve duygusal rahatlama sağlanması.
    • Davranış bozukluklarının belirlenmesi ve düzeltilmesi.
    • Tutum değişikliklerinin belirlenmesi ve düzeltilmesi.
    • Bireysel olgunluk kazanılmasına yardımcı olunması.
    • Kişi ilişkilerinin yeniden gözden geçirilmesi.
    • Sorunlarla başa çıkma metotlarının geliştirilmesi.
    • Karar verebilme yeteneğinin kazandırılması.
    • Hastanın psikoterapiye karşı bağımlı olmadan otonom olmasının sağlanması.
    • Eşler arası sorunların giderilmesi.
    • Okul ve iş gibi ortamlarda, endişe ve zorlanmaların giderilmesi.
    • Boşanma nedeniyle sevilen bir kişinin kaybı, iş kaybı gibi yaşama ait bir çok sorunlarla baş etme gücünün kazandırılması.
    • Asabiyet sinirlilik hali, çabuk sinirlenme, içine kapanma veya agresif  durumların tedavisi.
    • Kronik ağrılar, kanser, diyabet veya fiziki olarak değişen yaşam tarzı ile uyum sağlamakta yardımcı olunması.
    • Cinsel veya fiziksel zarar görmüş kişilerde oluşan travma durumlarının tedavisi.
    • Çeşitli nedenlerle ortaya çıkan cinsel sorunların tedavisi.
    • psikolojik nedenlerle ortaya çıkan uyku bozukluklarının tedavisinde
    Psikoterapi çeşitleri

    Bilişsel davranışçı psikoterapi: Olumsuz ve sağlıksız düşüncelerimizin bilimsel yöntemlerle gözden geçirilip, yerine daha sağlıklı ve olumlu düşüncelerin konulmasına yardımcı olmaya yönelik terapi çeşidi olup, oldukça sık kullanılan bir terapi türüdür.

    Kişiler arası psikoterapi: Arkadaş çevreniz, meslektaşlarınız veya aile bireyleriniz arasındaki ilişkilerde kişiler arası mevcut ilişkilerinizin düzeltilmesine yardımcı olmayı amaçlayan bir terapi türüdür.

    Dinamik psikoterapi: Bilinç dışı davranış ve düşüncelerinize odaklı içgörülerinizi hedefleriniz doğrultusunda geliştirilmesini amaçlayan terapi türüdür. 

    Aile psikoterapisi: Aile fertlerinin birbirleri ile uyumları ve etkileşmeleri ile ilgili sorunları gidermeyi amaçlayan terapi türüdür.

    Grup psikoterapisi: Benzer ruhsal sorunları bulunan kişileri bir araya getirerek uzman bir terapist gözetiminde, tartışma ve etkileşimlerini sağlayan bir terapi türüdür.

    Çift terapisi: Çiftlerin daha iyi anlaşabilmeleri, aralarındaki sorunları daha sağlıklı bir şekilde çöze bilmelerine yardımc]]> Paranoid Şizofreni https://www.psiko.gen.tr/paranoid-sizofreni.html Tue, 10 Jul 2018 07:32:05 +0000 Paranoid şizofreni, Şizofren hastalıkların en sinsisi olarak tabir edilen bir şizofren türüdür. Paranoid şizofreni hastası olan kişiler kolay kolay anlaşılmayan kendisini iyi gizleyen bir türdür. Paranoid şizofren olan kişile Paranoid şizofreni, Şizofren hastalıkların en sinsisi olarak tabir edilen bir şizofren türüdür. Paranoid şizofreni hastası olan kişiler kolay kolay anlaşılmayan kendisini iyi gizleyen bir türdür. Paranoid şizofren olan kişiler dengeli görünürler fakat bütün sorunları içlerinde yaşarlar. Bu rahatsızlığa sahip kişiler normal gözükseler de paranoyak bir yapıya sahip olurlar ve olmayan şeyleri varmış gibi görebilirler. Paranoid şizofren rahatsızlıkları belirli aralıklarla olabileceği gibi kişide uzun süreli de devam edebilir. Kişinin etrafa normal gözükse de kendi iç dünyasında olumsuzluklar olmaktadır. Örneğin Algılamada düşünüş ve davranışlarda bozukluklar bulunmaktadır. Genelde 15 20 yaşlar arasında başlayıp renkli ve renksiz tablolar olarakta ortaya çıkabilir. 

    Paranoid ŞizofreniParonoid şizofreni hastalığının renkli tablo belirtileri:
    • Kişinin saldırganlaşması, olaylar karşısında direk suçlayıcı bir biçimde konuşması veya direk savunmaya geçmesi,
    • Çevreye zarar vermesi, etrafındaki kişilere veya eşyalara zarar verebilecek hareket ve davranışlarda bulunmak 
    • Bağırması etrafındakilerle çok yüksek sesle ve öfkeli olarak konuşması,
    • Olmayan sesleri duymak ve olmayan olayları varmış gibi iddia etmek ve buna kendisininde inanması,
    • Yakınlarının ve sevdiklerinin kendisine zarar vereceğini düşünmesi,
    • Etrafa güveni kaybedip korkuya kapılmak,
    • Yaşadığın evin kapılarını kilitlemesi ve camlarını hiç açmaması gümbür gümbür gelen belirtilerdir. 
    Paranoid şizofren hastalığında renksiz tablo belirtileri:
    • Hastanın içe kapanması, kimseyle görüşmek istememesi az konuşmasıdır,
    • Kalabalık ortamlardan uzak durması eve kapanma isteği olması,
    • Sosyal yaşantıdan kopma durumu görülebilir. 
    • Kısacası kişi rahatsızlığının farkında olup yakınlarından ve toplumdan kendini soyutlayıp eve kapanma görülebilir. Paranoid şizofren rahatsızlığında renksiz belirtiler çabuk fark edilemeye bilir.
    Paranoid şizofrenide en net belirtiler: Paranoid şizofreni çok kompleks bir rahatsızlık olduğu için tipik bir başlangıç biçimi yoktur. Çok fazla şekilde başlangıç biçimi vardır. Bazen mutsuzluk, üzüntü, yorgunluk, halsizlik, hayattan zevk alamama gibi debresif belirtilerle ortaya çıkabilir. Bazende acaba dünya nerede duruyor, acaba uzayda nasıl duruyor, niye düşmüyor, acaba tanrı var mı yok mu Sonsuzluk nerede başlayıp nerede bitiyor gibi bir takım mistik ve meta fizik uğraşlarla başlayabilir. Etrafta insanlar şizofreni rahatsızlıkları olan kişilerin çok yalan söylediklerini düşünürler. Fakat hasta bunun farkında değildir. Çünkü yalan söylemezler onlar olayları varmış gibi görüp kendileri de inandıkları için bir takım olmayan şeyleri olmuş iddiasında bulunabilirler. 

    Paranoid şizofren nasıl tedavi edilebilir: Günümüzde anti piskotik ilaçlar ile tedavi edilir. ilaç ile tedavi edilemeyen durumlarda 1938 yılından beri varlığını sürdüren elektiro şok tedavi yöntemi ile tedavi edilebilir. Ayrıca destekleyici psiko terapi uygulanarak tedavi edilmektedir. Paranoid şizofreni hastalarının yakınlarına oldukça fazla iş düşmektedir. Öncelikle mutlak uzman hekime baş vurulup ardından hastanın tedavi sürecini mutlak devam etmesi ve yarım bırakmaması gerekmektedir. Hasta yakınları hastayı anlamaya çalışmalı  ve hastanın hekiminden mutlak hasta ile ilgili bilgileri edinip ona göre hastaya yaklaşmaları gerekmektedir. Ayrıca tedavi süreci uzun hem hasta için hemde hasta yakınları için oldukça sabır isteyen bir süreçtir. 
    ]]>
    Pedagoji https://www.psiko.gen.tr/pedagoji.html Wed, 11 Jul 2018 06:26:05 +0000 Pedagoji, Bu bilim dalı çocukların duygusal, sosyal ve zihinsel gelişimlerine inceleyerek; ruh sağlığı hakkında bilgiler vermeye çalışan bilim dalıdır. Bu bölümde çalışan uzmanlaşmış kişilere ise pedagog adı verilir. P Pedagoji, Bu bilim dalı çocukların duygusal, sosyal ve zihinsel gelişimlerine inceleyerek; ruh sağlığı hakkında bilgiler vermeye çalışan bilim dalıdır. Bu bölümde çalışan uzmanlaşmış kişilere ise pedagog adı verilir. Pedagojinin gelecek adına oldukça önemli katkıları bulunmaktadır. Bunların sebebi ise bu bilim dalı çocukları ruhsal yönden inceleyerek; onların toplumun geleceği adına ruhsal açıdan sağlıklı bireyler yetiştirilmesine ortam sağlamasıdır. Çocukların doğumdan itibaren öncelikle aileden başlayan eğitiminin yanında pedagojinin de büyük önem taşıdığı bilinmektedir. Devletlerin çocukların yetiştirilmesine katkı sağlamak için bu bölümü oluşturduğu ve ruhsal açıdan kaliteli bireyler yetiştirmek için bu bölüme önemli işler düşmektedir. Toplumun geleceği açısından oluşan sorunları gidermek için büyük görevler üstlenen pedagoji, devlet yapısında vazgeçilmez bir unsurdur. Pedagoji kendi içerisinde bazı bölümlere ayrılmaktadır. Bun bölümler ise sırayla şöyledir.

    Eğitim pedagojisi, eğitim kavramı oldukça önemli bir kavram olup, bu kavramı ile ilgili olarak aile tarafından eğitim sistemi yürütülürken daha sonra okullar ve çeşitli eğitim kurumları tarafından eğitim pedagojisi devam ettirilir. Devlet tarafından uygulanan eğitim pedagojisi ise çocukların çeşitli dönemlerde aldığı eğitimler ve uygulamalar ile gereken eğitim yönlerinin ilerletilmesini sağlamaktadır. Eğitim pedagojisinde çocuklar için etkin olup, eğitim olarak ilerde istediği meslekler için gerekli bilgi ve donanıma kavuşmasını sağlarlar.

    Orthopedagoji, bu bölünmesi sosyal açıdan uyumsuz olan yani problem yaşayan çocukların yetiştirildiği veya incelendiği bilim dalıdır. Dışarıya karşı olumsuz tutum ve davranış gösteren çocukların özellikle de suç potansiyeli bakımından problemli olan çocukların incelendiği bölümdür. Bu bölümde çocukların içerisinde bulunduğu problemlerin çözüme kavuşması sağlanarak; çocuğun sorunlarının analizinin yapılması sağlanır. Sorunların analizi yapıldıktan sonra buna bağlı olarak gerekli çözüm uygulanır ve çocuğun içerisinde bulunduğu sıkıntının giderilmesi sağlanır. Genellikle sıkıntı yaratan ve toplumda suç potansiyeli yüksek olan çocukların incelendiği bilim dalıdır.

    Transkültürel Pedagoji, yaşam içerisinde kültür kavramı önemli olup; bölgeden bölgeye farklılık gösterilebilen kavram içerisinde farklı kültürde anlayışların bulunduğu ortamlarda etkin rol oynar. Çocuk yetiştirmede farklılıkların etkisini azaltan bölümdür. Yaşadığımız çağda çocuk haklarına ve kaliteli çocuk yetiştirmeye ilgili bilinçli olarak  yetiştirilmesinde etkin uygulamalar bulunmaktadır. Ülkenin gelişmişliğine bağlı olarak bu anlamda son yıllarda artan bilinçli pedagoji bilimi ile ilgili başvurular artmış ve çözümler uygulanmıştır. Bazı okullarda ve eğitim kurumlarında pedagog kadrolu eğitmenler bulunmaktadır. Bunun dışında ebeveynler çocuk yetiştirirken gerekli görüldüğü zamanlarda pedagoglara başvurarak profesyonel yardımlar alıp; çocuğun daha sağlıklı bir şekilde yetiştirilmesine katkı sağlar. Genellikle çocuklarda bulunan dikkat eksikliği ve sosyal uyumsuzluk gibi problemler yaşayan çocukların pedagoglar ile birlikte bu problemlerin çözülmesi amaçlanmaktadır. Çocuk yetiştirmek oldukça önemli sorumluluk isteyen bir eylem olduğu için sosyal açıdan uyumlu ve ruh sağlığı dengeli bir çocuk yetiştirmek sabır isteyen bir durumdur. Bu açıdan pedagoji bilimi anne ve babalara destekte bulunarak; gelecek için sağlıklı ve mantıklı çocukların yetiştirilmesinde destekleyen bir bölümdür. Çocuklara destek alınması gerektiği bütün konularda yardımcı olmak için çalışan bir bölümdür.

    PedagojiAntropedogoji, bu bölüm pedagojinin insan bilimi anlamına gelen antropoloji bölümü ile birleşmesiyle meydana gelmiştir. Bu alanda tarihsel süreç içerisinde önemli olan kişilerin davranışlarını, tutumlarını ve tavırlarını inceleyen bilim sistemi olarak bulunmaktadır. Bu alanda t]]> Atipik Şizofreni https://www.psiko.gen.tr/atipik-sizofreni.html Wed, 11 Jul 2018 09:23:19 +0000 Atipik şizofreni, şizofreni ile psikotik bozukluklar arasında dalgalanma gösteren, ne tam şizofreni ne de tam psikotik bozukluk teşhisi konulamayan vakadır. Atipik şizofreni sınırları belli olmayan, özgün psikotik bozukluk iç Atipik şizofreni, şizofreni ile psikotik bozukluklar arasında dalgalanma gösteren, ne tam şizofreni ne de tam psikotik bozukluk teşhisi konulamayan vakadır. Atipik şizofreni sınırları belli olmayan, özgün psikotik bozukluk için tanı ölçütlerini karşılamayan bozukluklardır. Genelde kadınlarda görülür. Doğum sonrasında ve regl dönemlerinde yaşanan geçici ruhsal değişiklikler bu hastalığa birer örnek sayılabilir. 

    Atipik şizofrenide 5 farklı psikotik semptom bulunur. Bunlar: 

    Otoskopik Psikoz: Kişinin, kendi bedeninin bir parçasını yada bütününü sanki aynada görüyormuş gibi hissetmesidir. Aynadaki görüntü kişinin davranışlarını taklit eder gibi görünür. Genellikle saydam olarak ve belirgin bir şekilde görülür. Bu hastalığın herhangi bir aşaması yoktur. Hastada aniden ortaya çıkar. Görsel görüntünün yanında bazı hastalarda bu durum işitsel de kendini gösterir. 

    Postpartum Psikoz: Çoğunlukla annede kendisine ya da bebeğine zarar verme düşünceleri ile birlikte doğan bir sendromdur. Belirtiler doğumun olduğu günlerde başlar ve ortalama 2-3 hafta kadar devam eder. Bu sendrom çoğunlukla postpartum hüzünle karıştırılır. Postpartum hüzün, doğum sonra kadınların %50'sinde görülen ve doğumdan kısa süre sonra başlayan ağlamaklılık, yorgunluk halidir.

    Carpgras Sendromu: Kişi, etrafındaki insanların gerçek kendileri olmadığını düşünür. Gerçek insan vücutlarının yerine başkalarının geçtiğini savunur. Mevcutta var olan ruhsal bozukluğun paralelinde meydana gelebilirken aniden de oluşabilir. 

    Atipik ŞizofreniFregoli Sendromu: Kişi, etrafından kendisine kötülük yapacağına inandığı bir insan seçer. Seçtiği bu insanın farklı yüzler takarak ve farklı suratlara bürünerek kendisine zarar vereceğine, kötülük yapacağına inanır. Bu sendrom çoğunlukla likantropi ve ötoskopi durumlarıyla karıştırılır. Likantropi kendisinin yada etrafındaki insanların kurt adama dönüştürebileceğine inanma halidir. Ötoskopi ise kişinin başka bir eşi'nin olduğuna inanma halidir. 

    Cotard Sendromu: Kişi, sadece soyut olarak toplumdaki yerlerini yada güçlerini değil, aynı zamanda kalplerini, kanlarını da yitirdiğine inanır. Kişinin kendisine gerçekle uyuşmayan üstün nitelikler yakıştırmasının yanı sıra ölümsüzlük düşünceleri ve sanrılarıyla birlikte gözlemlenir. Genellikle mevcutta var olan şizofrenik yada depressif bir atağın hemen öncesinde ortaya çıkar. Birkaç gün yada en fazla birkaç hafta sürer. Sendroma sebep olan atak tedavi edilince ortadan kalkar.

    Atipik şizofreni tedavisi ile psikotik bozuklukların tedavileri uygulama biçimleri ve süreçleri açısından hemen hemen aynıdır. Atipik şizofreni tedavisinde  tedavisinde öncelikli olarak ilaç tedavisi kullanılır. İlaçların belirtileri hafifletmeye yardımcı olması beklenir. İlaçlara ilave yani yan tedavi olarak psikososyal terapilerden destek alınır. Psikososyal terapiler rehabilitasyon, bireysel psikoterapi, aile terapisi ve grup terapi şeklinde uygulanır. En son aşama ise hastanın hastaneye yatırılmasıdır. Tüm bu tedavi yöntemlerinden sonuç alınamazsa en son aşama olarak hasta hastaneye yatırılır.

    ]]>
    Narsistik Kişilik Bozukluğu https://www.psiko.gen.tr/narsistik-kisilik-bozuklugu.html Wed, 11 Jul 2018 19:23:17 +0000 Narsisistik kişilik bozukluğu (NKB), bir insanın fazla biçimde şahsi yeterlilik, kuvvet, prestij ve kendini kudretli görme ile zihinsel olarak yoğun olup bu vaziyetin kendisine ve başkalarına verdiği yıkıcı hasarı görememes Narsisistik kişilik bozukluğu (NKB), bir insanın fazla biçimde şahsi yeterlilik, kuvvet, prestij ve kendini kudretli görme ile zihinsel olarak yoğun olup bu vaziyetin kendisine ve başkalarına verdiği yıkıcı hasarı görememesine neden olabilen bir kişilik bozukluğudur. Tahmini olarak bir toplumda görülme sıklığı % 1 oranındadır.. İlk defa 1968 senesinde formüle edilen bu huzursuzluk megalomani olarak da adlandırılır. Egosantrizmin epeyce katı bir formudur. 

    Narsistik psikolojik bozukluğu bulunan bireyler, bir başkasının düşüncelerine ve isteklerine soğuk olan kişilerdir. Kendini beğenmiş, başkalarının yaşattıklarına ve yaşadıklarına duyarsız olan, devamlı olarak kendini öne çıkarmayı isteyen bireyler narsistik olarak adlandırılır. Bu bireyler bizzat kendilerini başkalarının duruma koymaz, başkalarını anlamazlar. 

    Narsistik kişilik bozukluğu tanı nitelikleri nedir 

    Kişilerde yer alan narsistik nitelikleri, dram yada atletik olarak başarılı olma şekillerinde görülebilir. Narsist kişiler kendileriyle barışık gibi görünseler de, kendilerini değersiz, yüzeysel ve aşağılık olarak hissetme yönelimi içindedirler. Başkaları tarafından eleştirilmeye gelemezler. Karşısındaki kişileri istekleri ve emelleri amaçlı kullanmayı severler. Kuvvet ve sevgide doyumsuz, kendilerini eşi bulunmaz biri olarak görme nitelikleri bulunur. Kimseyle empati kuramazlar. Karşısındakilerden takdir ve alaka beklerler. Beklentileri karşılanmadığı zaman benlik saygıları sarsılarak, kırgınlık ve ruhsal çöküntü yaşarlar. Kendilerine alaka göstermeyen, hürmet duymayan herkesi küçümser duruma gelirler. Hayallerini abartmaya, kendilerini haklı çıkartmaya, başkalarını kandırmaya çabalarlar. Umutsuzluk yaşamadan, tüm gerçekleri saptırabilirler. Başkalarına imrenirler, rahatlarından ödün vermezler. Başkalarını kıskanır, sadece kendilerini beğenirler. Bu kişilikte bozukluk, antisosyal, borderline ve histrionik bozukluklarıyla beraber görüldüğünden, teşhisi hiçte kolay değildir. Bu bireyler yaş ilerledikçe, güzellikleri ve güçleri kayboldukça epeyce zorlanırlar. Olumsuzluklar karşısında sinirlenir, intikam hissi beslerler. Yaşamlarına yapılmış olan eleştirilerde vurdumduymaz hal alırlar. Yapılmış olan tenkitleri değersiz görürler. İnsanları kullanmayı severler. 

    Narsistik Kişilik Bozukluğu
    Narsistik kişilikte bozukluk hastalığı
    Aşağıdaki kriterlerin 5 tanesinin veya daha fazlasının birlikte olması şeklinde kişiye narsistik sorun tanısı konulabilir. 
    • Kendisinin çok fazla ciddi meydana geldiğini düşünen bireyler 
    • Sürekli olarak limitsiz zarafet, zeka, kuvvet veya mükemmel sevgi üstüne kafa yoran bireyler 
    • Her vakit beğenilmek talep eden bireyler 
    • Kendinin eşi bulunmaz biri meydana geldiğini düşünen bireyler   
    • Kendinin kayırılacak biri meydana geldiğini düşünen ve doğruluk kazandığını zanneden bireyler 
    • Başkalarını bizzat çıkarları amaçlı kullanan bireyler 
    • Başka kişilerin hislerini anlamada isteksiz olan, empati başaramayan bireyler 
    • Başkalarını kıskanan veya başkalarının onu kıskandığını düşünen insanlar 
    • Kendini beğenmiş ve küstah bir kişiliğe sahip meydana gelen bireyler 
    Narsistik hastalığını ortaya çıkaran nedenler nedir 

    Bu bozukluğu bulunan bireyler, erken çocukluk dönemlerinde kişiliklerinin tamamlanabilmesi için çevrelerinden tepki görme ihtiyacı duyarlar. Ebeveynlerinden duygusal sıcaklığı görememiş meydana gelen çocuklarda duyguların gelişimi yüzeysel olur. Anneye kendini farklılık ettiremeyen genç, kadın imgesinden yoksun kalır. Kadın ve babanın çocuğun özelliklerini devamlı olarak yüceltmesi, öz benlik duygusunun devamlı olarak beslenmesine yol açar. Bunun narsistik bozukluğun ortaya çıkmasında ciddi bir katkısı yer almaktadır]]> Psikotik Depresyon https://www.psiko.gen.tr/psikotik-depresyon.html Thu, 12 Jul 2018 16:24:25 +0000 Psikotik depresyon özellikli bunalım, psikolojik bir rahatsızlıktır. Rahatsızlığın ilerleyen safhalarında depresif tabloda psikotik özellikler de görülebilir. Bu psikolojik belirtiler sanrı (hezeyan) ve varsanı (halisina Psikotik depresyon özellikli bunalım, psikolojik bir rahatsızlıktır. Rahatsızlığın ilerleyen safhalarında depresif tabloda psikotik özellikler de görülebilir. Bu psikolojik belirtiler sanrı (hezeyan) ve varsanı (halisinasyon) lardır. Bu psikotik belirtiler sık sık depresif tema ile uyumludur. Başka bir deyişle, suçluluk, yetersizlik, günahkarlık, cezalandırılmaya layık olma, kabahatleri nedeniyle kendinin ya da başkalarının başına yıkımların geleceği çürüyüp yok olma gibi hezeyanlar oluşabilmektedir.  
     
    Akut bir psikozda ortaya çıkan çok fazla sayıda semptom daha önce görülebilir ve önemli erken ikaz belirtileridir. Fakat bir psikozun belirtisi kolay teşhis edilemeyebilir. Fakat pek çok birey sıradan olmayan bir davranışın psikozun ortaya çıkmasından çok fazla önce başladığını belirlemektedir. Bu belirtiler genellikle ergenin uyuşturucu madde kullanımına ya da tembelliğine, böbürlü oluşuna ya da yoksun kooperasyonuna bağlanır. Kulağına kendisini aşağılayan, kötü söz eden, iftira atan sesler gelebilir. Çürüyor olduğuna ilişkili olarak pislik kokuları biçiminde koku halusinasyonları gerçekleşebilmektedir. Genellikle bipolar affektif sorun (iki uçlu duygu durumu bozukluğu) seyrinde belirir. Tedavi edilebilmekle beraber tekrarlama ihtimali yüksektir. Önemli boyutta işlevsellik kaybına neden olabilmektedir. En berbat yönü ise intihar rizikosunun fazla olmasıdır. Daha ağır tedbirler kullanıldığında hayati risk artmaktadır. Hastanın iyileştirme amaçlı kesinlikle hastaneye yatırılması gereklidir. Kuvvetli antidepresan ve antipsikotik rehabilitasyonun yakınında EKT (elektroşok)'nin de eklenmesi ile intihar riski azaltılarak kısa zaman içerisinde iyileşme sağlanabilecektir. Psikotik bunalım gerek gidiş boyutu gerekse rehabilitasyonda taşıdığı özellikler açısından özel bir aşağı grup olarak değerlendirilebilir. AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERI'de yapılmış olan epidemiyolojik çalışmasında (ECA) major bunalım tanısı alanların %14 'ünde psikotik özellikler saptanmıştır (Johnson ve ark, 1991). Major bunalım tanısıyla yatarak iyileş tedavisi görenlerin de %25 de psikotik bunalım meydana geldiği bildirilmiştir (Coryell ve ark, 1984). Psikolojik bunalım ayırıcı tanısında uyarılara dikkat edilmesi gerekli olan 2 vaziyet bulunur.  

    Psikotik Depresyon
    Etiyoloji: Psikotik depresyonda bilimsel çalışmalar hipotalamus-pitüiter-adrenal ekseni (HPA), dopamin ve serotonin üstünde odaklanmaktadır. Psikotik depresyonu (PMD) olanları öbür depresyonlu hastalarla karşılaştıran çalışmalarda PMD'lu hasta olanların 24 saatlik idrardaki kortizol seviyelerinin ve DST 'nde baskılanmama oranının daha fazla meydana geldiği bildirilmiştir (Lykouras ve ark,1988). Bilindiği benzeri bu bilgiler HPA ekseni aktivitesinin artışını göstermektedir. PMD' lu hasta olanların plazma ve beyin omurilik sıvılarında (BOS) dopamin ve metabolit sıvısı homovalinik asit (HVA) seviyelerinin fazla yer aldığı bildirilmiştir (Schatzberg ve Rothschild, 1992). Bu hastalığı olanların antipsikotiklerden fayda görmeleri de dopaminerjik sistemin rolünü desteklemektedir. 5-HT ile alakalı çalışmalar bu nörotransmitterin trombositlerden alımı (uptake) ve metabolitlerinin ölçümü üstünde odaklanmıştır.  

    Belirtiler: Major bunalım ölçütlerini karşılayan bir hastada bununla beraber suçluluk psikolojisi, nihilistik, paranoid somatik duygu ve /veya halüsinasyonlar varsa tabloyu psikotik bunalım olarak tanımlayabiliriz.  

    Gidiş Özellikleri: Major çöküntüye psikotik belirtiler eşlik ettiği zaman mortalite ve morbidite yükselmektedir. Bunda psikotik depresyonlularda intihar teşebbüsüne sık rastlanması ve hasta olanların daha zor yollar kullanmasının rolü bulunur. 

    Tedavi: Psikotik bunalım, çöküntünün alt tipleri içerisinde özel bir iyileştirme gerektirmesiyle de ayrılmaktadır. Bunun için son günlerde yapılmış olan bir çalışmada]]> Yalnızlık https://www.psiko.gen.tr/yalnizlik.html Fri, 13 Jul 2018 14:07:48 +0000 Yalnızlık, Yalnızlık nadiren ya da kimi zaman insanın kendisini bir çok etkinlikten koparmasıdır. Bir köşeye çekilme, diğer insanlardan uzaklaşma, işini bırakma, yaptığı işten zevk almamaya başlama halidir. Aslında i Yalnızlık, Yalnızlık nadiren ya da kimi zaman insanın kendisini bir çok etkinlikten koparmasıdır. Bir köşeye çekilme, diğer insanlardan uzaklaşma, işini bırakma, yaptığı işten zevk almamaya başlama halidir. Aslında insanlar bir bakıma kendi kendisini yalnızlaştırır. Bu durum yalnızlıklı bir hastalıktır. Burada yaşanan yalnızlık duygusu hasta bir insan tarafından yaşanır ve bu durum yalnızlık duygusuna da genel olarak zarar veriyor. Bu insanların net bir karar vermeleri lazım. Ciddi bir karar vererek kendisini sosyal ortam içine sokmalı, günlük verimli ilişkiler kurmalı, dostlukları güçlendirmeli ve sohbet ortamına katılması gerekir. Aslında insanların yalnızlığını unutması kendi isteğine bağlıdır. Yalnızlık aslında evrensel bir duygudur. Kararsızlık bütün insanlar için eşsiz ve karmaşık bir durumdur. Yalnızlık sanıldığı gibi pek bir etkisi yoktur ve bu nedenle korunmak, tedavisi duruma ve kişilere göre farklı olur.  Arkadaşıyla sorun yaşan ve arkadaşıyla küsen bir çocukla, eşini yeni kaybetmiş bir kadının yalnızlığı birbirinden çok farklı bir durumdur. Yalnızlığı iyi bilmek lazımdır.

    Yalnızlık sadece yalnız kalmak ve tek başına kalmak değildir. Tek başına ve yalnız olduğunu hissetme halidir. Yalnızlık insanları boşluk duygusuna ve istenmezlik hissine neden oluyor. Yalnız insanlar çoğunlukla insanlarla ilişki kurmayı çok isterler ama düşünce şekilleri diğer insanlarla iletişim kurma çabasını güçleştirir. Yalnızlık duygusu boşanma ya da taşınma gibi durumlarda da hissedilir. Hayatınızda çok sevdiğiniz bir insandan ayrıldığınızda ya da çok sevdiğiniz kişiyi kaybettiğinizde yani öldüğünde yalnızlık duygusuna sürüklenirler. Bazen bu gibi yalnızlık duygusu insanların psikolojik bir bozukluk olan depresyona da sokabilir. Düşük özgüven de insanları yalnızlık duygusunu hissettirir. Özgüveni düşük olan insanlar, diğer insanların gözünde önemsiz olduklarını düşünürler. Bu durumda insanları kronik olarak yalnızlığı yaşatır. Yalnız olmanın ruhsal sağlık açısından olumsuz etkileri vardır. Bunlar; depresyona girme, intihar etme düşüncesi, kalp hastalıkları, stres, öğrenme ve hafızada bozulma durumu, asosyal davranışlar, karar verme güçlükleri, alkol ve madde kullanımı, alzheimer hastalığının ilerlemesi, beyin fonksiyonlarında zayıflama görülebilir. 

    Yalnızlık
    Yalnızlık, sevgi ve nefrette ölçünün kaçması durumunda sevginin dışarıya fışkırması, nefretin ise içe gömülmesidir. Yalnızlık, içe atılmış bir duygudur. Yoğunluğu fazladır. Bu yüzden insanların içini acıtır. Yalnızlık zihinde insanı oyalayan bir duygudur ve bedene zarar verebilen bir duygudur. İnsanın yaşamında doğal birşeydir. Yalnızlık karmaşık bir durumdur. Karmaşanın en yoğun olarak yaşandığı zaman dilimlerinde insanın kendi içine hapseder ve bu duygu, onu bir taraftan hapislikten kurtarır ama bir taraftan kendisine mahkum eder.

    İtilip kakılmışlığın hissi ile sevginin, aşkın ve hoşgörünün hafifliği arasında yüreğimizi yakan serinliği ile kimi zamanda ne hissettiğimizi anlatmaktan aciz kaldığımızda yaşadığımız duygudur yalnızlık. Yalnızlık duygusu insanların kendisini çok kötü, işe yaramaz hissettirir. Depresyonla olan yalnızlıkta insan çoğu kez bilişsel değerlendirmesi bozularak etrafında oluşan olayları doğru olarak yorumlama yeteneği kaybolabilir. Doğru olan bir olayı yanlış düşündürür, yanlış olayı ise doğru olarak düşündürür. Bu duygu bazen insanları çıkmaz yola sokabilir. Yalnız kalmak insanların yaşam kalitesini düşürebiliyor. Yaşam coşkusunu tüketen dört maddeden birisi yalnızlıktır. İnsanlarda ben ne olacağım kaygısı çok olur. Yaşamın coşkusu bittiğinde yapılacak birşeyin artık kalmadığı hissi kuvvet bulur. Bu his çaresiz bir şekilde yaşamın kararmasını sağlar. Enerji biter ve her şey anlamsız hale gelir. 

    Bazı insanlar yalnızlığını en doğal hali ile ortaya çıkarır. Bazı insanlar kendilerini güçlü gibi gösterirler ve bu duygunun ardına saklanırlar, yalnızlı]]> Kararsızlık https://www.psiko.gen.tr/kararsizlik.html Sat, 14 Jul 2018 06:19:33 +0000 Kararsızlık, bireyi etkileyen çoğunlukla karşıt; durum, duygu, düşünceler, kişiler yada istekler arasında seçim yapabilme güçlüğü olarak tanımlanır. Yetişkin bir birey karar alma ve almış olduğu kararların sonuçlarına Kararsızlık, bireyi etkileyen çoğunlukla karşıt; durum, duygu, düşünceler, kişiler yada istekler arasında seçim yapabilme güçlüğü olarak tanımlanır. Yetişkin bir birey karar alma ve almış olduğu kararların sonuçlarına katlanmak hatta bedelini dahi ödemekle hükümlüdür. Yetişkinleri çocuklardan ayıran en önemli şey kendi kararlarını kendilerinin alması ve sonuçlarına katlanmaları. Kararsızlığın zaman zaman yaşanması gayet normaldir. Ancak sürekli karasız kalmanız zamanla alışkanlık haline gelir. Kişinin hayatını ve geleceğini etkileyecek konularda daha çok kararsız kaldığı daha çok görülür. Kararsızlığa alışmak kolaydır. Çünkü kararsızlıkla birlikte bir konformizmi de getirir ve bedel ödemeyi geciktirir. Kişi sık sık kararlarında kararsız kalıyorsa hayatında yolunda gitmeyen bir şeyler var demektir. Kararsızlığın kişide kronik bir rahatsızlık haline gelmesi ''abulia'' olarak adlandırılır. Kişi bu noktaya geldiğinde artık kararsızlık gündelik yaşamı aşarak bir yaşam tarzı haline gelir. Kişi hayatındaki en basit şeylerin dahi kararını veremez. Psikolojide sağlıklı insan sürekli kararsız kalamaz. Kişi vereceği karar hatalı da olsa ortaya çıkan sonuçları yaşar ve görür, en önemlisi de verdiği kararlardan çıkan sonuçlardan ders çıkarmasıdır. Kişi depresyon halindeyse kararsız kalabilir, çoğu zamanda kararsızlık depresyona neden olabilir. Kararsızlık çoğunlukla obsesif ve kompülsif bozukluğuna sahip insanlarda daha çok görülür. Ebeveynlerin çocuklarına çok baskı  yapmaları çocukta süperego yani ''üstbenlik'' (kuralcılık,millet ne der diye yaşamak vs.) gelişimine yol açmaktadır. Üstbenlik kişiyi hata yapmaması adına zorladıkça kişide kararsızlık başlar.

    İnsanlar Neden Kararsız Kalırlar
    • Başkaları ne der korkusu. 
    • Özgüven eksikliği hissetmeleri.
    • Böyle yetişmiş olmaları.
    • Gelecekten korkmaları.
    • Bedel ödemekten korkmaları.
    • Hayır diyememeleri.
    • Sorumluluk taşımak istememeleri.
    Kişi yanlışı seçmemek uğruna kararsız kalmasına rağmen kararsızlık kişiyi öyle bir boyuta getirir ki doğru değerlendirme yeteneği kaybolur ve en yanlış kararı verir, ve yanlış olanı seçer. Kişide kararsızlık ve karar vermek ne kadar güçleşirse, bireydeki anksiyete ve gerilimde o kadar artar.

    Kararsızlığa En Fazla Neden Olan Bazı Durumlar

    Yaklaşma- Kaçınma çatışması: Kişinin hem hoşuna gidecek hemde gitmeyecek olayların bir arada yaşanmasıdır. Örneğin; abur cubur yemek isteyen kişin şişmanlıktan korkması, evlenmek isteyen bir erkeğin, evlenmesi daha sonra evliliğin getireceği sorumluluklardan kaçınma isteği yaklaşma kaçınma çatışmasına en iyi örnek olarak verilebilir.

    Yaklaşma-Yaklaşma çatışması: Kişide aynı anda, aynı şiddette istemiş olduğu iki şeyden bir tanesini seçememesine neden olan karasızlık halidir. Örneğin; hem ayakkabı hemde çanta almak istemesi ama parasının sadece birine yettiği için birinden vazgeçmesi zorunda kalmasıdır. Yada iki renk arasında kararsız kalması yaklaşma yaklaşma çatışmasına örnektir.

    Kararsızlık
    Kaçınma-Kaçınma çatışması: Kişinin aynı anda iki istemediği durumdan birini seçmek zorunda kalması kişinin yaşadığı kararsızlık halidir. Örneğin; ne çalışmak neden okumak istemeyen bir kişinin durumu en iyi örnektir. Dilimizde ''kırk satır mı kırk katır mı'' deyişi de kaçınma çatışmasına örnektir.

    Neler Yapabilirsiniz
    • Öncelikle yetişkin bir birey olduğunuzu ve bunun anlamının sayısız kere karar vermek olduğunu hatırlayın.
    • Karar verirken zorlanıyorsanız o, olayı kişiyi, durumu her neyse bir kağıda eksilerini artılarını yazarak yaptığınzı liste size yardımcı olacaktır.
    • Yine her şeyin temeli kendinizi sevmekle başlar. Kendinizi sevdikçe kararlarınızı da sevmenizi kolaylaştırır.
    • Psikolojik destek a]]> Siyatik Sinir https://www.psiko.gen.tr/siyatik-sinir.html Sun, 15 Jul 2018 01:37:42 +0000 Siyatik sinir, Siyatik sinir ihmal edilecek bir hastalık değildir. Bacaklarınızda başlayan bir ağrı hissettiğinizde normal olmadığını anlayarak, bir uzman hekime başvurmanız gerekir. Uzman doktorlar bacaktaki çekil Siyatik sinir, Siyatik sinir ihmal edilecek bir hastalık değildir. Bacaklarınızda başlayan bir ağrı hissettiğinizde normal olmadığını anlayarak, bir uzman hekime başvurmanız gerekir. Uzman doktorlar bacaktaki çekilmeleri, basende ki uyuşmaları ve ağrılar veya kas güçsüzlüğü tarzında ilksel durumların bir siyatik sinir sıkışması olacağını belirtiyor. Siyatik sinir ismi de verilen rahatsızlık, bedenimizde çok büyük sinir olan, siyatik sinirinin, bacakta hissedilen şiddetli bir ağrı ile kendisini belli edebilir. Bu ağrı bacakta şiddetlendiğinde insanı yürüyemez şekle bile getirebilir. Siyatik sinir hastalığı çoğu zaman tek başına görülmez. Disk kayması, bel fıtığı, omurga hastalıkları, diz kapağındaki iltihaplanmalar gibi sinirleri sıkıştıran hastalıkları beraber görünebilir. Siyatiğe, insanlar arasında sinir romatizması da deniliyor.

      Siyatik sinir leğen kemiğinden başlayarak, kalçanın içinden geçerek, bacakların arkasından dize kadar inebilir. Dizde de ikiye ayrılarak baldır bölümüne doğru iner. Başka bir ifade ile anlatırsak dördüncü yada beşinci bel omurları arasında çıkan, buradan topuklara kadar giden sinire“siyatik” ismi verilmektedir. Siyatik sinir ağrısı belli bir bölümde değil, ağrı olduğu zaman vücutta bulunan bütün organı etkilemektedir. Yazımızın konusunu siyatik sinir ağrısının sebepleri, belirtileri ve tedavi yöntemlerini sizlerle birlikte paylaşacağız.

      Siyatik sinirin belirtileri nelerdir

      •  Belden ayağa kadar bir ağrı
      •  Kalçadan topuğa kadar hissedilen ağrı,çekilme
      •  Kraplaşma, sertleşmeler, kalçada meydana gelen ağrılar 
      •  Etkilenen bacakta karıncalanma, hissizlik ve kas güçsüzlüğü
      •  Gerinmeye çalışırken ve öksürürken meydana gelen ağrılar
      •  Aynı pozisyonda durunca bütün bacakta görülen ağrılar
      •  Üst bacakta oluşan devamlı ağrı

      Siyatik sinirin sebepleri nelerdir

      Siyatik siniri ağrısında en başında rol oynayan sebep sinirlerin yıpranmasıdır. Siyatik sinirler pamuk ipliği misali fazla hassastırlar. En ufak bir kazada, zorlanma da veya baskıda hasarlar ortaya çıkabilir. Bütün bunlara gerekçe olarak ise sebepler arasında bunlar bulunmakta.

      •  İltihaplanan bölgelerin siyatik sinirini etkilemesi olabilir.
      •  Şeker hastalığının ve ya başka omurga hastalıklarının etkileri olabilir.
      •  Omurların sinir sıkıştırması olabilir.
      •  Disk kaymalarının siniri sıkıştırması ile olabilir.
      •  Skolyoz yani omurga eğrilikleri,
      •  Omurga tümörleri
      •  Omurga kireçlenmesi
      •  Bel fıtığı, travmalar
      •  Doğuştan olan kemik bozuklukları,
      •  Yanlış iğne yaptırma
      •  Ağır olan sportif faaliyetleri
      •  Zor doğum yer almaktadır.

      Siyatik sinir olduğunuz nasıl anlaşılır

      Siyatik sinirinizin olup olmadığınızı anlamanız için ufak bir egzersiz testi yapmak yeterli olur. Düz yatarak ayaklarınızı, dizlerinizi kırmadan düz bir biçimde kaldırabilirsiniz. Bu egzersiz yapma esnasında ağrı hissediliyorsa ve ağrınız ayağınızı daha çok yukarı doğru kaldırdıkça artıyorsa büyük oranla siyatik sinir ağrınız var demektir. Büyük oran diyoruz çünkü bu şekilde bir ağrı, sporla ilgisi olmayan bir kimse için düşünüldüğünde de ağrılı olabilir. Hissettiğiniz ağrının hamlıktan mı veya siyatikten mi meydana geldiğini bir uzman doktora başvurarak çözebilirsiniz.

      Siyatik Sinir

      Siyatik sinirden nasıl korunabilirsiniz

      •  Duruş pozisyonunuzu düzeltiniz dik bir duruş olabilir
      •  Karın kaslarınızı çalıştırarak kuvvetlendiriniz mekik çekebilirsiniz ama beliniz tam olarak yere değmeli
      •  Dengesiz ağırlık kaldırmaya çalışmayın yükü yerden kaldırırken eğilerek almayı deneyi]]> Disparoni https://www.psiko.gen.tr/disparoni.html Mon, 16 Jul 2018 00:58:25 +0000 Disparoni, basitçe acılı cinsel birleşme anlamına gelen tıbbi bir terimdir. Cinsel birleşme sırasında ve cinsel birleşme sonrasında cinsel acı hissedilebilir. Hissedilen acı, ani, ve keskin batma şeklinde yanma hissi gibi zonkla Disparoni, basitçe acılı cinsel birleşme anlamına gelen tıbbi bir terimdir. Cinsel birleşme sırasında ve cinsel birleşme sonrasında cinsel acı hissedilebilir. Hissedilen acı, ani, ve keskin batma şeklinde yanma hissi gibi zonklayan kramplar şeklinde ya da başka şekillerde de tanımlanabilir.
        Cinsel acının (disparoni), birçok nedeni vardır ve vajinismusda bunlardan biridir. Bu rahatsızlık vajinanın kaslarının sıkı olmasından kaynaklıdır. Cinsel birleşme çabalarında, vajinada ki bu sıkılık cinsel rahatsızlığa sebebiyet vererek, yanma, ve acı hissi oluşturur. 

        Disparoninin nedenleri 

        İyi iyileşmeyen doğum dikişleri: Normal doğum dikişlerinin, enfeksiyon kapmasından yada iltihaplanmasından dolayı iyileşmemesi de kadınlarda cinsel ilişki sırasında ağrı ve acı hissi oluşturabilmektedir.

        Vajina ameliyatı: Vajina daraltma ameliyatında ve rahmin alınması olayındaki operasyonlardan sonrada birleşme ağrılı olabilir. 

        Vajen girişinin doğuştan darlığı: Genellikle bu problem çok sık görülmez, doğuştan gelen bu anormallikler arasında en sık karşılaşılan "Rokitanski Mayer Küstner Hauser Sendromudur. 

        Menopoz: Menopozdan kaynaklanan genital bölgesinde kuruluk ve atrofi (dokunun küçülmesi) kadınlarda sancılı cinsel birleşmenin sebeplerindendir. 

        Disparoni
        Kızlık zarına bağlı anormallikler: Kızlık zarının normalin dışında kalın olması Ayrıca kızlık zarının cinsel ilişki sırasında problem olacak şekilde yüksek kenarlı ve küçük delikli olması yüzünden bu sıkıntılar yaşanmaktadır.

        Vajinal kayganlığın az olması: Vajinanın kayganlığını sağlayan salgıların az olması gibi durumlar yüzeysel disparoniye sebep olabilmektedir. 

        Geçirilmiş karın ameliyatları: Apandisit, miyom, sezaryen ameliyatları gibi bir dizi batın ameliyatlarının sonrasında kişilerde geçmeyen kasık ağrısı yada cinsel ilişki sırasında derinde ağrı şikayeti oluşabilir.
        ]]>
        Otistik Bozukluk https://www.psiko.gen.tr/otistik-bozukluk.html Mon, 16 Jul 2018 08:46:43 +0000 Otistik bozukluk, hayatın ilk üç yılı içinde görülen bir rahatsızlık türüdür. Ömür boyu devam eden rahatsızlık kendini, sözel ve sözel olmayan iletişim problemleri, sosyal etkileşim, tekrarlayan davranışla Otistik bozukluk, hayatın ilk üç yılı içinde görülen bir rahatsızlık türüdür. Ömür boyu devam eden rahatsızlık kendini, sözel ve sözel olmayan iletişim problemleri, sosyal etkileşim, tekrarlayan davranışlar, karmaşık gelişimsel bozukluk gibi belirtilerle gösterir. Günümüzde yaklaşık 100 çocuktan birinde otistik bozukluk görülmektedir. Otistik bozukluk nedeniyle yaşanan belirtiler kendini asperger sendromundan ayrıştırmaktadır. Rahatsızlığın genetik olarak ortaya çıktığı düşünülse de çok karmaşık bir rahatsızlık olduğundan nedeni henüz tam olarak nedeni bilinmemektedir. Çok nadirde olsa doğumda meydana gelen sakatlıkların neden olduğu da düşünülmektedir. Otistik bozukluk beyinde büyük bir alanı etkisi altına almakta, fakat bu durumun neden kaynaklandığı bilinmemektedir. Çocuklarda otistik belirtisi ilk iki yıl oldukça belirgin şekilde fark edilir. Şayet hemen tedaviye başlanırsa çocuk kendi ihtiyaçlarını karşılayacak kabiliyete gelebilir, iletişim ve sosyalleşmede bir takım alışkanlıklar edinebilir. Otistik bozukluğun tamamen iyileştirilmesi mümkün değildir. Ancak uygun tedaviyle çocukların bir kısmı erişkinlik döneminde kendi ihtiyaçlarını kendi karşılayabilir.

        Otistik bozukluk belirtileri

        Otistik bozukluk farklı belirtilerle ortaya çıkabilir. Hayatın ilk üç yılında bazı çocuklarda değişik fonksiyonlar ya da konuşma, yürüme gibi eylemlerde gecikme görülebilir. Otistik bozukluk belirtileri şu şekilde sıralanabilir;

        İletişim bozukluğu: Otistik bozuklukta iletişim bozukluğu ile alakalı en az bir tane semptomun olması gerekir. Konuşma gelişiminde gecikme, konuşmanın hiç olmaması, çocuğun isteklerini davranışlarıyla bile anlatamaması, konuşsa bile konuşmayı devam ettirememe, tekrar eden dil kullanımı ve kalıplaşmış dil kullanımı otistik bozukluk tanısında belirleyici belirtiler arasındadır.

        Sosyal etkileşimde bozukluk: Çocuğa otistik bozukluk tanısı koyabilmek için sosyal etkileşimde en az iki belirtinin olması gerekir. Sosyal etkileşimde yaşanan zorluk, çocuğun akranları ile ilişki kuramaması, başarılarını ve ilgi alanlarını başkaları ile paylaşmama, sosyal etkileşime katılamama, duygusal etkileşimde cevapsız kalma gibi belirtiler yaşanır.

        Otistik Bozukluk

        Hayali oyun oynama: Bu alanda otistik bozukluk tanısı koyabilmek için en az bir belirtinin olması gerekir. Çocuğun yaşı ve gelişimine uygun oyunları oynamaması, tekrarlayan davranışlar sergileme, hayali oyun oynama, anormal hareketlerde ısrar etme bu alanda görülebilecek belirtiler arasında yer alır.

        Otistik bozukluk nedenleri

        Otistik bozukluğu neden dolayı oluştuğu tam olarak bilinmemektedir. Ancak farklı etkenler sorumlu tutulabilir. Hastaların beyin hücreleri normal kişilere göre daha farklı fonksiyon gösterir. Bu hastalarda beyin hücrelerinin arasında sinyal taşıyan taşıyıcıların fazlalığı ya da eksikliğinin hastalığa neden olduğu bilinmektedir. Otistik bozukluk genetik olarak da meydana gelebilir. Otistik bozuklukta kızlara nazaran erkek çocuklar dört kat daha fazla risk taşımaktadır. Ancak kızlarda otizm erkeklere oranla daha ağır ilerler. Otizmde %70 zeka geriliği görülebilir. % 5-10'luk kısımda da ileri zeka görülebilir.

        Otistik bozukluğunda davranışlar nasıldır

        • Bazı hastalar fiziksel temasa müsaade etmez
        • Hasta adı söylendiğinde tepkisiz kalır
        • Etrafa karşı ilgisiz olurlar
        • Aşırı hareketli ya da hareketsiz olabilirler
        • Oynaması gereken oyuncaklar ile oynamazlar
        • Konuşmaları sürekli tekrarlarlar
        • Düzen ile alakalı takıntılar görülebilir
        • Hayali oyun kurarlar
        • Sıcağa ve soğuğa karşı tepkisiz kalırlar
        • Yeme ile alakalı bozukluklar görülebilir
        • İnatçılık olabilir
        • Beklemeye karşı tahammülsüz olabilirler
        • Sürekli aynı oyunu oynamayı tercih ederler
        • Acıya karşı herhangi bir tepki vermezler
        • Parafili Nedir https://www.psiko.gen.tr/parafili-nedir.html Tue, 17 Jul 2018 03:59:41 +0000 Parafili nedir, cinsel uyarılma ve hazzın, yoğun fantezi, anormal cinsel arzularla alışılmışın dışında yapılmasıyla oluşan sapkın bir davranış biçimidir. Parafili bir nesneyi ya da bir davranışı içerebilir. Parafilide Parafili nedir, cinsel uyarılma ve hazzın, yoğun fantezi, anormal cinsel arzularla alışılmışın dışında yapılmasıyla oluşan sapkın bir davranış biçimidir. Parafili bir nesneyi ya da bir davranışı içerebilir. Parafilide bir uyaranın olması, cinsel uyarılma için yeterli gelmektedir. Bir davranışın parafili olabilmesi için kişinin tekrarlayıcı ve zorunlu koşullara bağlı orgazm olması gerekmektedir. Bu davranışlar genellikle 15 yaş ile başlayıp 25 yaşa kadar görülmektedir. Parafili kadınlardan çok erkeklerde daha sık görülür. Hatta kadınlardaki görülme olasılığı yok denecek kadar azdır.

          Partnerlerin zaman zaman yaptığı farklı cinsel etkinlikler parafili olarak değerlendirilmez. Parafili teşhisinin tam olarak koyulabilmesi için sapkın cinsel davranış biçiminin en az 6 ay süreyle devam etmesi gerekmektedir. Bu kişilerde cinsel davranış bozukluğunun yanı sıra kişilik bozuklukları da yaşanabilir. Ağır parafili yaşayan kişilerde depresyon belirtileri de görülebilir. 

          Çeşitleri

          • Egzibisyonizm: Halk arasında teşhircilik olarak da bilinir. Kişinin cinsel organlarını bir yabancıya göstermesiyle oluşan cinsel etkinliktir. Bu durum çoğunlukla 18 yaş öncesinde ortaya çıkar ve ilerleyen yaşlarda etkisini azaltır.
          • Fetişizm: Cinsel ilginin cansız nesnelere yönelik olmasıdır. Bu nesneler her şey olabilir fakat genellikle iç çamaşırı ve ayakkabı kullanılır. 
          • Frottörizm: Yabancı bir kişinin rızası olmadan o kişiye dokunma ve sürtme yoluyla cinsel fantezileri, dürtüleri ve davranışları içerir.
          • Pedofili: Ergenlik öncesi ya da ergenliğe yeni girmiş  bir çocukla ya da çocuklarla ilgili cinsel etkinlikte bulunmaktır. Bu birliktelik esnasında orgazm çocuklara dokunma, izleme gibi eylemlerle ulaşır.

          • Cinsel mazoşizm: Kendisine hakaret edilme, dövülme, aşağılanma bağlanma duygularıyla birlikte cinsel etkinlikte bulunma halidir. Bu kişiler iradeleri dışında cinsel birliktelik yaşama fantezisi kurarlar.
          • Cinsel sadizm: Partnerinin psikolojik ya da fiziksel olarak acı verme nedeniyle cinsel heyecan ve ıstırap çekmesini istemektir.  Bu kişilerde cinsel haz alma ve acı çekme olmazsa olmaz koşuldur.
          • Voyörizm: Halk arasında röntgencilik olarak da bilinir. Parafili olan bir kişinin çıplak, soyunan ya da cinsel etkinlikte bulunan birilerini gözetleme eylemidir. cinsel haz seyreden kişi tarafından alınır. Bunu yapan kişilerin amaçları cinsel ilişkiye girmek değil, sadece gözlem yapmaktır.
          Bunlar dışında da pek çok parafili çeşidi bulunmaktadır. Zoofili (hayvanlarla kurulan cinsel eylem), nekrofili (cesetlerle kurulan cinsel eylem ) bunlara birer örnektir. 

          Parafili Nedir
          Tedavisi

          Parafili tedavisinin başarılı olması için hastanın motivasyonunun yüksek olması gerekir. Ayrıca parafili olan kişinin kişilik gelişimi ve olgunluk düzeyi ile paralellik gösterir. Kişilik gelişimi daha ileri düzeylerde olan  hastalarda tedavi daha kolay ve başarılı sonuçlar verir. Ağır kişilik bozuklukları gösteren kişilerde ise tedavi çok daha uzun zaman almaktadır. Tedavide öncelikle psikoterapi tercih edilir. Yapılan terapilere cevap vermeyen hastalarda terapiyle  birlikte ilaç tedavileri kullanılır.

          ]]>
          Elem https://www.psiko.gen.tr/elem.html Tue, 17 Jul 2018 22:09:48 +0000 Elem; dert, keder, hüzün, gam, üzüntü, acı, sızı gibi anlamlar taşımaktadır.  Elem, zaman zaman  birçok şirin de ilham kaynağı olmuştur. Hatta kimi şairler elemsiz geçirdikleri bir gün için kendini ziyanda sayarlarmış. Elem; dert, keder, hüzün, gam, üzüntü, acı, sızı gibi anlamlar taşımaktadır.  Elem, zaman zaman  birçok şirin de ilham kaynağı olmuştur. Hatta kimi şairler elemsiz geçirdikleri bir gün için kendini ziyanda sayarlarmış.  Gerçi şairlerin hayal dünyaları çok farlı ve geniştir.  Onların bir çoğu, dertleri elemleri adeta zevk edinmişlerdir.

          Geçmişte Anadolu'nun çeşitli yerlerinde, insanlarımız bir takım sıkıntılar yaşamışlardır. (Ekonomik nedenlerden dolayı gurbete gitmek, kavuşamayan aşıklar.. gibi) Bütün bu sıkıntılar o tarihlerde  Anadolu insanlarını ezgin bir ruh hali içerisine itmiştir. Bundan yaklaşık yirmi yıl öncesine kadar, arabesk denilen şarkılar çalınırdı kahvelerde, minibüslerde, çay bahçelerinde...Bir çok şarkıcı, elem içerikli şarkılar söyleyerek o dönemde indanların çok beğenisini kazanmışlardı.  O şarkıcıların bir kısmı şimdi aranızda yoklar. Ama bir kısmı da hala yaşıyor. (Müslüm Gürses, Ferdi Tayfur, Orhan Gencebay, Hakkı Bulut, Gülden Karaböcek gibi) Yani kısacası milletimiz acıya, ve eleme yabancı değil. 

          Elem
          Elemi konu eden, sadece arabesk söyleyen şarkıcılar değildir tabi ki, günümüzde hayranlıkla dinlediğimiz, Türk sanat müziğimizin, her nağmesinde elem vardır. Hele, kürdili hicazkar, hüzzam, nihavent, buselik, gibi makamlar da insanın kaybolup gidesi geliyor. Elem dolu kalbimde bitmiyor hatıralar..Daha neler neler. Bunun gibi bir çok şarkının nağmesinde elem sözcüğü duymak mümkün.
           
          Elem, içerisinde yaşadığımız bu hayattın içerisinde, illa ki  bizi de bulur. Örneğin; Stres, trafik kazası, hastalık, ayrılık, karşılıksız aşklar...Daha bunlara benzer bir sürü olumsuzluklar.. Hayatın insana, nerede ne yapacağı belli olmuyor. Boşuna söylememiş atalarımız. '' Dert dünyası diye'', bundan da anlaşılacağı gibi eğer bu dünyada yaşıyorsak, dert, elem, gam, keder gibi sıkıntıları, hayatımızın her döneminde yaşayabileceğimiz gibi bir anlam çıkartmak, çokta yanlış sayılmayacaktır...
          ]]>
          Dengesizlik https://www.psiko.gen.tr/dengesizlik.html Wed, 18 Jul 2018 10:35:45 +0000 Dengesizlik, nörolojik bir hastalıktır. Beyne giden denge sinirlerinin hasar görmesi veya beyne yanlış iletilerde bulunması sonucu ortaya çıkar. Beynimizdeki ana denge merkezi, beyin sapı ve beyincikte bulunan denge mer Dengesizlik, nörolojik bir hastalıktır. Beyne giden denge sinirlerinin hasar görmesi veya beyne yanlış iletilerde bulunması sonucu ortaya çıkar. Beynimizdeki ana denge merkezi, beyin sapı ve beyincikte bulunan denge merkezi sinir hücrelerinden oluşur. Burada bulunan merkezlere iç kulak ve omurilikte bulunan denge ile ilgili sinirler gelmektedir. Beynimizi dışında en önemli denge merkezimizden birisi de iç kulak ve orada bulunan salyangoz dediğimiz yarım daire kanallarıdır. Bu yarım daire kanallarının dengemiz ile ilgili görevi, başımızın dönme hızını ve hareketlerini, başımızın uzayda üç boyutlu olarak hangi pozisyonda olduğunu saptayabilecek şekilde dizayn edilmiştir. Burada bulunan sinir hücreleri ve uzantıları merkez oluşturmak sureti ile bilgileri beyincik aracılığı ile beyne iletilir. Beden dengesini beyne aktaran sistem ise, eklemlerde ve tendon denilen ve kasları kemiklere bağlayan lifli dokularda yer alan sinir hücreleridir. Bu sinirler ise omuriliğin arka kısmında yer alan ve arka kordon denilen kordondan ilerleyerek beyin sapındaki denge merkezlerine vücudun uzayda hangi konumda olduğunu üç boyutlu olarak beyne anlatır. Bu anlattığımız duyuya ise derin duyu ismi verilir. Bu anatomik yapı içerisinde oluşacak herhangi bir hasar veya hastalık durumunda kişide dengesizlik oluşumları başlar.  

          Dengesizlik ile baş dönmesi  arasındaki fark

          Tıp anlatımı ile vertigo denilen baş dönmesi, kişinin etrafında veya etrafın kişinin etrafında dairesel biçimde dönme hissi vermesidir. Dengesizlik ise hastanın kendisini sarhoş olma durumundaki gibi hissetmesi, bedenin herhangi bir uzvunda veya kendisinde beceriksizleşmesi halidir. Bu genelde yürüme yürüme bozukluğu şeklinde ortaya çıkar. Baş dönmesine genelde bulantı bazen de kusma eşlik ederken, dengesizlikte bu rahatsızlıklar ortaya çıkmaz. Baş dönmesi sırasında yürüme esnasında dengesizlikte görülebilir. 

          Dengesizlik nasıl teşhis edilir

          Beyinden kaynaklanan dengesizlik 

          Beyin, beyincik veya omurilikte oluşan herhangi bir rahatsızlıktan oluşabilmektedir. bu rahatsızlıkla beraber başka nörolojik rahatsızlık şikayetleri de birlikte görülebilir. Bu rahatsızlıkla ilgili bulgular, Peltek konuşma, göz kaslarında hareket noksanlığı ve çift görme, yutmada yaşanan güçlükler, vücudun bir yarısında başlayan uyuşma ile birlikte güç kaybı olarak belirebilir. Denge sinirlerinin hastalığı durumunda, kulak çınlaması ve duyma ile ilgili şikayetler ortaya çıkabilir. Omurilik ile ilgili denge bozuklukları ise, bazı organlarda uyuşma, yanma, güç kaybı ve idrar tutamama veya idrara başlayamamak gibi sorunlar yaşanabilir.

          İç kulaktan kaynaklanan dengesizlik

          İç kulakta denge organlarından kaynaklanan dengesizlikte, Baş dönmesi ile kendini gösterir. Bu duruma iç kulakta bulunan yarım daire kanallarında bulanan kristaller ve ona bağlı olarak (bengin proksismal pozisyonel vertigo) adında bir hastalıktan kaynaklanır. Bu hastalığa yakalanan kişi ani baş hareketlerinde baş dönmesi, takiben bulantı ve kusma izleyebilir. Dengesizlik hissinin iç kulaktan kaynaklandığı durumlarda, baş dönmesi ve bulantı dışında hiçbir şikayetin olmamasıdır.

          Dengesizlik
          Ne zaman doktora gitmeliyiz

          Tüm yeni başlayan baş dönmeleri ve denge kaybı şikayetlerinde bir seferde olsa mutlaka doktora görünmeleri gereklidir. Bunun dışında sık sık tekrarlayan baş dönmeleri veya dengesizlik hissi durumlarında, Dengesizliğe, çift görme durumları, konuşmada güçlük çekme, peltek konuşma durumları, ve vücudun bazı bölgelerinde veya bir kısmında uyuşma hissi güç kaybı durumlarında, belirli bir yaşın özellikle 60 yaş ve üstü yaşlarda, yüksek tansiyon, şeker ve kalp hastalığı olanların, ani baş dönmesi ve denge şikayetlerinin başladığı durumlarda, dengesizlik ş]]> Psikodrama https://www.psiko.gen.tr/psikodrama.html Wed, 18 Jul 2018 11:48:08 +0000 Psikodrama: Psikolojik tedavi için tiyatroyu bir araç olarak kullanan bir teknik olan psikodrama, 20. Yüzyılın ilk yarısında Jacob Leyy Moreno tarafından geliştirilmiştir. İlk olarak kişinin gurup içinde iyi hale getirilmes Psikodrama: Psikolojik tedavi için tiyatroyu bir araç olarak kullanan bir teknik olan psikodrama, 20. Yüzyılın ilk yarısında Jacob Leyy Moreno tarafından geliştirilmiştir. İlk olarak kişinin gurup içinde iyi hale getirilmesi hedefinde olan psikodramanın temelinde ise, spontanlık, yaratıcılık ile eylem hareketleri yer almaktadır.  Kişilerin ilişkileri içerisinde yaşadıkları sorunları ve kendi duygularını spontan bir biçimde oyunda rol alarak incelemelerini ve hem ilişkilerinin hem de kendilerinin farkına varmalarını sağlamayı amaçlamaktadır.

          Psikodrama içerisinde temel olarak üç teknik bulunmaktadır. Bu teknikler şunlardır;

          • Eşleme: Lider olan kişi ya da grupta bulunan üyeler tarafından protogonistin duyguları ile aklından geçenleri onun ağzından söylemektir.
          • Rol Değiştirme: Protogonistin tiyatro oyunu içerisinde konu ile ilgili olan rolleri dolaşarak o rolün yerine geçmesidir.
          • Ayna: Tiyatro sahnesinde işlenen konuyu protogonistin dışarıdan gözlemlemesidir.

          Psikodrama

          Psikodrama toplam üç aşamadan oluşmaktadır. Bu aşamalar şunlardır;

          • Isınma: Liderin, gurubun ya da protogonistin çalışmadan önce o çalışma üzerinde istek sahibi olması yani çalışmanın yapılmasını istemesidir.
          • Oyun: Hazır hale gelmiş çalışmanın yapılma aşamasıdır.
          • Paylaşım: Yapılmış çalışmanın ardından çalışmada yer alan herkesin bir araya toplanması ve o çalışma ile ilgili geribildirimde bulunmalarıdır.
          • Paylaşım: Çalışma sonucunda tüm üyelerin bir araya gelerek yapılan çalışmayla ilgili geribildirimde bulunması.

          Psikodrama Teknikleri

          Moreno tarafından geliştirilmiş olan bu teknikler, aksiyon metotları, karşılaşma yöntemleri, oyun geliştirme, tiyatro, yaşananların yapılandırılması, sözlü olmayan alıştırma yapılması durumlarıdır. 

          ]]>
          Zeka Geriliği https://www.psiko.gen.tr/zeka-geriligi.html Thu, 19 Jul 2018 06:37:48 +0000 Zeka Geriliği, Günlük yaşamında gerekli işlevlerini yerine getirmekten aciz, öz bakım ve kendini ifade etmekte zorlanma, başkalarının yönlendirmesi olmadan hiç bir şey yapamamak gibi durumlar görüldüğünde o kişinin zeka ge Zeka Geriliği, Günlük yaşamında gerekli işlevlerini yerine getirmekten aciz, öz bakım ve kendini ifade etmekte zorlanma, başkalarının yönlendirmesi olmadan hiç bir şey yapamamak gibi durumlar görüldüğünde o kişinin zeka geriliği olduğu düşünülür. Zeka geriliği olan kimseler başkalarının gözetimi olmadığı sürece dışarıdan gelebilecek her türlü suistimale açık kimselerdir.

          Zeka Geriliğinin Sebepleri Nelerdir

          Zeka geriliğinin bir çok nedeni vardır. Anne karnında yani down sendromlu, zor doğum nedeni ile olanlar, birde, kafa travması, kurşun zehirlenmesi gibi nedenlerden dolayı görülebilmektedir.

          Zeka Geriliğinin Belirtileri Nelerdir

          Zeka geriliği derece derecedir. Bazen karşılaştığınız bir kimsenin çok yakın derecede diyalog kurmadığınız sürece anlayamazsınız. Bazende bin kişinin içerisinden anlarsınız.

          Düşük Derece zeka geriliği:

          Normale yakın zihinsel geriliği ayırt etmek biraz güçtür. Böyle kimseler davranışları ile değil de, okuldaki başarısızlığı, öğrenme güçlüğü ile ayırt edilebilir. Bazen ne konuştuğundan haberi yoktur. Bir söylediği sözü veya olayı her karşılaştığınızda duyabilirsiniz. Bu onun size aynı şeyi defalarca söylediğini unutmasından kaynaklanır. Bazende çok sabit fikirli olabilirler siz bir şeyi ısrarla anlatmaya çalışırsınız, fakat o kendi fikrinde ısrar eder. Bu tür zeka geriliği olan kimselerin bu özellikleri çoğu zaman karakter özelliği zannedilir ama normale yakın zeka geriliğinden kaynaklanmaktadır.

          Orta Derece Zeka Geriliği:

          Günlük yaşamda gerekli becerileri kazanabilmektedir. Yaşamında kendi ihtiyaçlarını yardımsız karşılayabilmektedir. Biraz zaman alsa da okuma yazma öğrenebilir. Para sayabilir. Hatta alış veriş bile yapabilir. Eğitim aldığında meslek sahibi olabilir. Halka açık mekanlarda yetişkin gözetiminde çalışabilir. Bu tür insanlar fırsat verildiği takdirde kendisini her türkü iş için çok güzel yetiştirecektir. Dolayısı ile orta düzeyde zeka geriliği olan kimseler hayattan soyutlanmadan yaşam alanları sunulabilir.

          Zeka Geriliği
          Ağır Derecede Zeka Geriliği:

          Öz bakım becerileri ve konuşma bozukluğu görülür. Bir çoğu özel eğitim ile bir çok beceriyi kazanabilirler. Paranın değerinin farkındadırlar. İsteklerini belirtebilirler. Uzun ve düz yazıları okuyamazlar. İşaret ve sözcükleri tanıyabilirler. Bu durumdaki kişilerde özel eğitim çok etkilidir. Çocukluk çağından itibaren özel eğitim gören kişiler, görmeyenlere göre hayatlarını daha iyi sürdürürler.

          İleri Derece Zeka Geriliği:

          Temel becerileri özel eğitim ile öğrenebilirler. Bu tür kişilerde zeka geriliğinin yanı sıra diğer sağlık sorunlarının varlığı çok yüksek ihtimaldir. Günlük yaşama dair her türlü işlevi çok düşük düzeydedir. İşitme ve görme eksikliğinin yanı sıra algılama eksikliği de bulunmaktadır.
          ]]>
          Ergenlikte Depresyon https://www.psiko.gen.tr/ergenlikte-depresyon.html Thu, 19 Jul 2018 14:27:26 +0000 Ergenlikte depresyon, Ergenlik dönemlerinde, depresyonu çok çeşitli durumlara ve stresi yaratan faktörlere karşı verilen bir tepki olarak tanımlayabiliriz. Ergenlerde bu durumu yaygın olarak görmemiz mümkündür.  Çünkü bu norm Ergenlikte depresyon, Ergenlik dönemlerinde, depresyonu çok çeşitli durumlara ve stresi yaratan faktörlere karşı verilen bir tepki olarak tanımlayabiliriz. Ergenlerde bu durumu yaygın olarak görmemiz mümkündür.  Çünkü bu normal olgunlaşma ve normal büyüme sürecinin ve bu sürece eşlik eden stres faktörlerinin bağımsızlığını elde etmek için anne ve babaya çatışmanın bir parçası olarak kullanabilmektedir.

          Ergenlerde depresyon nedenleri: 
          • Özgüven düşüklüğü
          • Olumsuz olaylar ve durumlar
          • Okul hayatında başarısız olmak
          • Sevgiliden ayrılmak
          • Akraba ve arkadaş ölümü
          • Stres yaratan olaylar 
          Bazen ergenlere depresyon tanısı koymak çok zor olabilmektedir. Çünkü ergenlik döneminde duygusal iniş ve çıkışlar normal gelebilmektedir. Dünyanın harika bir yer olduğu düşüncesiyle kendini iyi hisseden ergen, bazen de hayatın berbat çekilmez bir hal olduğunu düşünebilmektedir. Bu düşünceler birkaç saat içerisinde de yaşayabileceği gibi, birkaç günde sürebilmektedir. 

          Tedavisi:
          Depresyon haline giren ergenlerin tedavi edilmesi son derece önemlidir. Depresyon ciddi bir durumdur ve tedavi edilmezse ergen bireyin hayatını tehdit eder. Ergen tedavi görmeyi reddederse aile bireylerinin ya da ergenle ilgilenen diğer yetişkinlerin, bir uzmandan yardım alarak ona göre hareket etmeleri önerilmektedir. Ergenlere uygulanan ilaç tedavisi ile birlikte psikoterapide etkili çözümler arasında görülmektedir. Psikoterapi ergene neden depresyona girdiğini anlaması zor ve stresli durumlardan onu nasıl kurtulabileceğini öğretmesine yardımcı olmaktadır. Depresyonda olan ergenin yardıma ihtiyaç duyduğunu kabul etmesi, iyileşmesi yönünden atılmış önemli bir adım olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle arkadaşlarının ve ailesinin desteği, ergeni teşvik edici önerileri de bu durumda önemlidir.
          Gençlikte depresyon gerçekten önemli bir konudur. Gelişim dönemlerine göre hastalığın belirtileri de farklılık göstermektedir. Ergenlik döneminde ise depresif bozukluklar çoğunlukla ergenlik krizi ile karıştırılır. Genç ergenlerin bu zor günlerinde onlara destek olmak ve onların yanında bulunmak son derece önemli bir davranıştır. Onların ailesinden ve çevresinden büyük desteğe ihtiyacı vardır. Bu durum ergenler için önemlidir. O yollardan bizlerinde  geçtiğini düşünerek ona göre davranışlarımızı sergilemeliyiz.

          Ergenlikte Depresyon
          Ergenlerde depresyon belirtileri:
          • Huzursuzluk ve iç sıkıntı halleri
          • İştahsızlık
          • İntihar düşünceleri
          • İnsanlara sığınma veya onlardan kaçma
          • Okul başarılarında düşüş
          • Madde bağımlılığı
          • Yorgunluk baş ağrısı ve hazımsızlık
          • Şiddete eğimlilik
          Toplumsal olaylara anne ve  babaya aykırı gelen düşünceleri ileri sürerler. Ve anne babayı eleştirmek fırsatını kaçırmazlar. Anne ve babalarının hoşuna gitmeyecek davranışlarda bulunmak onları adeta sevindirir. Anne ve babaya karşı çıkmak için ellerinden geleni yaparlar. Kısacası ilk gençlik çağları oldukça fırtınalı bir dönemdir. Bu dönemde genç kendi kendisiyle ve çevresi ile sürekli bir savaş halindedir. Psikolojisi açısından bu çelişki ve davranış özellikleri bu dönem için olağan sayılır.  Ergenler bu dönemlerde bir yandan büyümek için sabırsızlanırken, öte yandan ise çocuksu davranışlardan faydalanamamaktadır. Ergenlik döneminde yaşıtların  daha çok önce ergenliğe giren gençlerde bir bocalama daha da belirginleşir. Ergenlik çağı gençlerin bağımsızlık çağıdır. Gençler zamanla evden koparak çevreye yönelirler. Evde oturmak onlar için adeta bir işkence gibidir. Ergenler bu fırsattan  yararlanarak kendilerine arkadaş çevresi ile avutmaya başlayacaklardır. Artık onlar gibi argo konuşup, kendine sırdaş ve dert ortağı seçmeye başlayacaklardır. Ergenlik dönemi hayranlıkların ve tutkuların bol olduğu bir dönemdir. Gençler anne ve babanın etkisin]]> Unutkanlık Duası https://www.psiko.gen.tr/unutkanlik-duasi.html Thu, 19 Jul 2018 19:49:37 +0000 Unutkanlık Duası, Birçok hastalıklarda kullanılan dua  klasik tıpta çaresi bulunamayan bazı rahatsızlıklarda bu yola başvurmak daha doğru olacaktır, Dua hastanın iyileşmesi için umut niteliğindedir. Duanın bazı hastal Unutkanlık Duası, Birçok hastalıklarda kullanılan dua  klasik tıpta çaresi bulunamayan bazı rahatsızlıklarda bu yola başvurmak daha doğru olacaktır, Dua hastanın iyileşmesi için umut niteliğindedir. Duanın bazı hastalıklar için büyük faydaları vardır. Daha çok psikolojik sorunların ortadan kaldırılmasında dua büyük rol oynar ve klasik tıp ile tedavi edilemeyen bu hastalıkları kısa sürede ortadan kaldırabilir. Dua insanların sağlığı açısından çok faydalı olduğu, verdiği başarılı sonuçlarla sabittir inkar edilemez. Ruhsal hastalıkların çoğu dua sayesinde iyileştirildiği görülmüştür.

          Unutkanlık; Günlük hayatımızda belli oranda unutkanlığı herkes normal karşılar. Anahtarları evde bırakmak ya da Evlilik yıl dönümünü atlamak gibi haller can sıkıcı ve sinir bozucu olur. Bu tip unutkanlıklar herkesin başına geldiğini biliriz, işitiriz. Ancak bu tür vakalar üst üstte ve sık olmaya başladığında, bir de orta yaşlar geçilmişse, unutkanlık can sıkmaya başlar ve bunun yanında da endişe verici bir hal alır. Dolayısıyla paniğe kapılmadan önce, unutkanlığın bu daha basit nedenlerini araştırıp öğrenmekte fayda vardır.

          Unutkanlık Duası; İmamı Gazali'nin ihya adlı eserinde geçen unutkanlık duası bahsinde, unutkanlık hakkında şöyle bir söylenti vardır. 
          Her kim uyuyacağı zaman Bakara süresinin 163 ve 164. ayetlerini okursa Allah-u Teala hazretleri o kişiye kuranı kerimden ezberlediklerini unutturmaz ve o kişinin hafızasını açar Allah'ın izniyle unutkanlıktan kurtarır.

          Kur'an da geçen bu ayetler, unutkanlık duası olarak ta tavsiye edilmektedir. Ayetlerin Türkçe okunuşu ve anlamları aşağıda verilmiştir.

          Bakara süresi 163. ayet, Okunuşu; İlahikum ilahuv vahid, la ilahe illa huver rahmanur rahim.

          Anlamı; İlahınız (olan Allah) ise, bir tek Allahtır, O'ndan başka ilah yoktur. O, Rahman (bütün mahlukata rahmet eden) dır. Rahim (müminlere çok merhamet eden) dir.

          Unutkanlık Duası
          Bakara süresi 164. ayet, Okunuşu; İnne fi halkis semavati vel ardi vahtilafil leyli ven nehari vel fulkiletti tecri fil bahri bima yenfesun nase ve ma enzellellahu mines semai mim main fe ahya bihil arda ba'de mevtiha ve besse fiha mim kulli dabbeh, ve tasrifir riyaha ves sehabil musahhari beynes semai vel ardi leayatil li ya'kilun.

          Anlamı; Şüphesiz ki, semalar ve arzın (göklerin ve yeryüzünün-şuur boyutlarının ve bedenin) yaratılışında, gece ile gündüzün (alemlerin gerçekte yokluğu gerçeğinin ardından yeniden alemin görünü nen yanı, seyir haline geçişi)  birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde yüzen vasıtalar, Allah'ın gökyüzünden indirip kendisiyle ölmüş toprağı dirilttiği (bilinç katlarından ilim  indirerek, hakikatini bilmeyen diri olanın açığa çıkarılması) yağmurda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgarları ve sema ile yer arasında emre amade bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için deliller vardır. 
          ]]> Gizli Depresyon https://www.psiko.gen.tr/gizli-depresyon.html Thu, 19 Jul 2018 23:33:27 +0000 Gizli Depresyon, Depresyon yaş, meslek, toplumsal vaziyet, soy sop ve dinsel inanç ayırt etmeksizin, herkesin başına gelebilecek ve sıklıkla karşılaşılabilen bir rahatsızlıktır. Depresyonda görülen şikayetlerin daha hafi Gizli Depresyon, Depresyon yaş, meslek, toplumsal vaziyet, soy sop ve dinsel inanç ayırt etmeksizin, herkesin başına gelebilecek ve sıklıkla karşılaşılabilen bir rahatsızlıktır. Depresyonda görülen şikayetlerin daha hafif şiddette meydana geldiği, fakat uzunca süre aynı ritmde devam ettiği bir psikiyatrik hastalıktır. Birey çoğu zaman huzursuz ve karamsardır. Uyku, iştah düzensizlikleri, enerjide azalma, dikkat ve konsantrasyon bozukluğu, karar vermede zorluk vardır. Rahatsızlık bulguları ani başlangıçlı meydana gelmediği ve bireyin yaşam akışında bariz tek değişmeye sokak açmadığı amaçlı hasta kişi yakınlarının ilgisini çekmemektedir. Hastada uyku, iştah sorunu ve cinsel hayatla alakalı sorunlar varsa da fark edilmeyecek düzeydedir. Fakat birey hiçbir şeye motive olamamaktadır. Normalde hoşuna giden aktivitelerden, hobilerinden bile zevk almamaktadır. Çoğu zaman durgun, dalgın ve sessizdir. Kişi yalnızca basit sorumluluklarını yerine getirir, farklı şeyle uğraşmaz. Hayatını işine adamış gibi eğlence, toplumsal aktiviteye enerjisi ve isteği kalmamıştır. Bir çok çalışmasına, üretken olmasına karşın pek çok kez yetersizlik hissi içindedir.Tüm bunlar bireyin yakın çevresiyle ilişkilerini bozar, evlilikte görevlerini yerine getirememesine ve aile içinde çatışmalara yol açar.

          Nasıl Tedavi Edilir
          Gizli çöküntü rehabilitasyonunda başlıca ilaç ve psikoterapiden yararlanılır. Etkin tek tedavi planıyla rahatsızlık belirtilerinde mühim ölçüde gerileme ve bireyin fonksiyonelliğinde bariz yükseliş sağlanmaktadır. Antidepresan grubu ilaçlar bu hastalıkta çok iyi etki gösterir. Koruma Amaçlı olarak ilaç rehabilitasyonuna en az 2 sene aynı ritmde devam etmek gerekir. İlaç tedavilerine istenen cevap alınamazsa, transkraniyal manyetik uyarım tedavisinden de faydalanılabilir. Psikoterapi bireyin psikolojik savunmalarını güçlendirmek için etkili bir yöntemdir.

          Gizli Depresyon
          Kişi Neler Yapabilir
          • Düzenli beslendiğinize emin olun. Çünkü yenilen besinler hislerinizi etkiler. Sebzeler, meyveler, kuru yemiş, balık gibi besinler, kendinizi daha huzurlu ve mutlu hissetmenize yardımcı olur. 
          • Kendinizi tek başına düşünmeyin. Depresyonda olan kişilerin en önemli özelliği, kendilerini yapayalnız hissetmeleridir.
          • Yaşadığınız şeyleri, yakın çevrenizle veya sizinle benzer durumda olanlarla paylaşmaktan kaçınmayın. Bütün bunlar rahatlayarak kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır. 
          • Bakış açınızı değiştirin. Hayatınızdaki olumlu şeylere odaklanın, olumsuz olanları hayatınızdan çıkarın. Kimsenin muhteşem olmadığını, problemlerin da hayatın tek parçası meydana geldiğini aklınızda tutun.
          • Yeniliklere yer açın. Yepyeni insanlarla tanışın, yepyeni ortamlara girin, yepyeni hobilerle ilgilenin. Bu sayede, sorun ve sorunları daha az düşünür, daha çok keyiflenebilirsiniz. Sağlığınızı etkilememesi için gün içerisinde 2 kadehten fazla içki almayın. 
          • Omega 3 ve vitamin B12, mantık sıhhati amaçlı yararlı maddelerdir. Omega 3'ü somon balığında, yeşil sebzelerde ve fındıktan almanız mümkündür. B-12 vitaminleri amaçlı de deniz mahsulleri ve az yağlı ürünler tüketmek gerekir. 
          • Düzenli bir şekilde egzersiz yapmak kalp ritminizi düzene sokacak, rahatlamanızı sağlayacak ve psikolojik durumunuz için yararlı olacaktır. 
          • Orgazmdan sonra salgılanan serotonin ve endorfin hormonları, baskı düzeyini düşürüyor. Buna bağlı olarak, düzenli bir cinsel ilişki yaşamını elde etmek kişiyi, kaygılarından uzaklaştırıyor. 
          • Araştırmalara göre, yeteri kadar sürede uyumayanların (altı saatten daha az), çöküntü yaşama ihtimalleri, iyi uyuyanlara nispeten altı kat daha fazladır. 
          • Geçmiş veya geleceğe odaklanıp, kaygı ve pişmanlık hissederek yaşamını sürdürmek çöküntüye zemin hazırlar. Geçmişi ders alabileceğiniz, kendinizi, hayatı tanımanıza imkan sunan tek destekçi gibi, geleceği sizlere fırsatlar get]]> Çevresel Psikoloji https://www.psiko.gen.tr/cevresel-psikoloji.html Fri, 20 Jul 2018 11:29:14 +0000 Çevresel psikoloji, psikolojinin çevre ve insan tutumu arasındaki ilişkiyi inceleyen bilim dalıdır. Hem çevre şartlarının insan davranışlarına tesirini, hem de insanların çeşitli eylemlerinin toplumsal ve fizyolojik olarak Çevresel psikoloji, psikolojinin çevre ve insan tutumu arasındaki ilişkiyi inceleyen bilim dalıdır. Hem çevre şartlarının insan davranışlarına tesirini, hem de insanların çeşitli eylemlerinin toplumsal ve fizyolojik olarak çevresine tesirini inceler. Burada söz konusu olan çevre yaşanan semt yada çalışılan işyeri, büro olabilir. Psikolojinin öbür dalları olan toplumsal psikoloji, bilişsel psikoloji, okul psikolojisi gibi dalların dışında kalan mimarlık, mühendislik, çevre bilimi, öğrenim bilimleri, ergonomi, sosyoloji, antropoloji benzeri psikolojinin gelişimine katkı yapar.

          Çevresel psikoloji, insan ve fizyolojik ortamların aralarında meydana gelen etkileşimlerin incelenmesidir. Bunların etkileşimi esnasında kişi etrafı değiştirirken, çevrede bireyin davranışlarını ve deneyimlerini değiştirmektedir. Çevresel psikoloji kişinin yaşam alanının diğer ortamlarla ilişkisini geliştirmeyi hedeflemektedir. Bu çalışmalardan ele geçirilen bulguların uygulamaya yönlendirilmesi ise basit özelliktir. Psikoloji kapsamında çevre uzunca vakit ele alınmamış, insan davranışını düşünülenden fazla etkilemesi ve denetlenmesi gerekli olan tek tasarı olarak düşünülmüştür. Toplumda binalar, yol, atmosfer benzeri fizyolojik çevre yatırımları ve bunların devamının sağlanması amaçlı harcanan paralar, çevrenin hata kullanılmasından doğan harcamalar düşünüldüğü vakit çevre ve insan ilişkilerinin kesinlikle dikkate alınması gereklidir. 

          Çevresel psikoloji sahasındaki örnek sorular 
          • İş yerinde çalışmanın sıhhat bakımından rizikoları var mı 
          • Mekansal değişimler insan davranışına ne türlü etki yapar 
          • Kalabalık illerde kuvvet ne türlü sonuçlanır 
          • Hava kirliliği tesirleri ve tehditleri nedir 
          • Gürültü kirliliği ne türlü oluşur 
          • Mekanın korunması nedir 
          • Çevreyi insanlar ne türlü algılar 
          • Çevre algısında neler etkilidir 
          • Çevresel kavram nelerden oluşur 
          Fiziksel çevre: Bunlar dağların, denizlerin, ormanların meydana getirdiği natürel çevreyle, parklar, binalar benzeri suni kurulmuş etrafı kapsar. 
          Sosyal çevre: Bunlar grupları, vatandaşları, toplumsal etkileşimleri, toplumu, ananeleri, kültürü kapsamaktadır. 
          Çevresel psikoloji edilgen olmayan çevrede insan ve mekan ilişkilerini, etkileşimi, hakikat hayat ortamlarında incelemeye çalışır. 

          Çevresel Psikoloji
          Çevresel psikolojinin bazı ilkeleri 
          • Her sıkıntı yalnızca çevreden kaynaklanmaz. Şunlar insan ve ortam arasındaki etkinleri içermektedir. 
          • İnsan etkileşiminde toplumların, insanlığın, ülkelerin etkinliğinden çok fazla insanların ve grupların etkinleri vurgulanır. 
          • Çevresel psikoloji insan ve çevrenin karşılıklı olarak eylemlerini anlamaya çalışır ve bu verileri çeşitli problemlerin çözümünde kullanır. Bilhassa bilim ve uygulamaları içermektedir.  
          • Bu alanda kuram, araştırma ve uygulama mühimdir. Çalışanlar amaçlara uyumlu yönelimler yapar. 
          • Bilgi kuram ve araştırma neticeleri olarak ayrılır. Teoriler insan ve çevre meselelerini anlamada araştırma, uygulamada rehberlik inşa ederek tek bütünlük meydana getirir. Araştırmalar 2. bilgi kaynaklarıdır. 
          • Çevre karma karışık tek yapıdır ve araştırmalar sıkıntılara yeterlidir yanıtı veremez. Sıkıntılar çeşitli vatandaşları, zamanları ve yerleri kapsar.
          • Çevresel psikolojinin her şeye nazaran çok fazla sayıda ilkeleri, kaideleri ve araştırma neticeleri bulunur. 
          • Daha eskiden yapılmış olan araştırmalar gelecekte ifade edilecek araştırmalara ışık tutar. Çevre psikolojisi insan ve çevre ilişkilerini inceleyen, araştıran tek organizasyon alanıdır. 
          Çevre psikolojisinde misal konular 
          • Bir işyerinde çalışmanın sağlık açısından tehlikeleri var mı 
          • Mekansal değişkenler insan davranışını ne türlü etki]]> Psikosomatik https://www.psiko.gen.tr/psikosomatik.html Sat, 21 Jul 2018 04:17:58 +0000 Psikosomatik, yaşadığımız stres ya da içsel sıkıntıların bir şekilde dışa vurumudur. Bedensel şikayetlerle ruhsal sıkıntılarla arasında bağlantı çok öteden beri bilinen bir gerçektir. Bedensel hastalıkla Psikosomatik, yaşadığımız stres ya da içsel sıkıntıların bir şekilde dışa vurumudur. Bedensel şikayetlerle ruhsal sıkıntılarla arasında bağlantı çok öteden beri bilinen bir gerçektir. Bedensel hastalıklarla kendini gösteren  ve psikolojik sebeplerle ortaya çıkan hastalıklara psikosomatik hastalıklar denir. Gündelik hayatımızda sıklıkla şahit olmuş ya da yaşamışızdır. Örneğin stresli bir olaydan sonra mide de ülser oluşması, iş yerinde bunalıp başın ağrıması gibi. Bir takım hastalıkların oluşumunda, var olan hastalığın artmasında ya da gerilemesinde ruhsal durum çok önemlidir. 

            İnsanların iç dünyalarında oluşan  bir takım  olumsuz durumlar, psikolojik sorunlar olarak nitelendirilebilir. Meydana gelmesi oldukça çeşitli nedenlere bağlı olabilen psikolojik sorunlar, kişinin ruh halini etkilediği için, dış dünyada mutsuz olmasına sebep olmaktadır.

            Günümüzde oldukça ilerlemiş olan modern tıp, psikolojik sorunların insan bedenini de etkilediği konusunda oldukça geniş kapsamlı araştırmalar yürütmektedir. Kişinin içinde olduğu ruh hali ile psikoloji bilimi ilgilenirken, bu ruh halinin vücutta meydana getirmiş olduğu etkilerle de tıp bilimi ilgilenir. Psikosomatik kavramı ise, psikolojik sıkıntıların sonucunda kişilerde oluşan ve tıbbın inceleme alanına giren hastalıkların genel adıdır. Psikosomatik kavramı, insanların ruh dünyalarındaki birçok sıkıntıların insanların bedenlerinde oldukça ciddi hastalıklara neden olabileceğinin fark edilmesiyle ortaya çıkmış bir kavramdır. Beden sağlığı ve ruh sağlığı arasındaki ilişkinin anlaşılmasının ardından, ruh sağlığıyla paralel gelişen hastalıkların tedavileri üzerinde de araştırmalar yapılmaktadır. Gerek tıp biliminin, gerek psikoloji biliminin birlikte yürüttüğü araştırmalar sonucunda, psikomatik rahatsızlığının görülme yaşının çocukluğa kadar indiği anlaşılmıştır. Psikomatik rahatsızlıkların görülme oranı son yıllarda artış  göstermiş durumdadır. Bunun nedeni ise, yeni çağın en büyük sorunları arasında gösterilen stres adı verilen kavramdır.

            Psikosomatik Rahatsızlıkların Sebepleri

            Psikosomatik rahatsızlıklar, sorunların kişinin içinde düşünsel ve duygusal olarak çözülemediği durumlarda meydana gelmesiyle beraber, tek başına yeterli olmayıp çeşitli etkenlerin birbirini etkilemesiyle ortaya çıkmaktadır. Bu faktörleri şu şekilde sıralayabiliriz:

            • Kişilik özellikleri. Örneğin mükemmeliyetçi, ayrıntıya fazla takılan, hırslı, iş kolik kişiler
            • Kronik olarak anksiyeteli ve depresyonlu kişiler.
            • Erken çocukluk döneminde başlayan bireyleşme gelişimdeki eksiklik
            • Yapısal faktörler

            Psikosomatik Hastalıklar Nelerdir

            Organlarda yapısal bozukluklarla birlikte olan ama oluşmaların da ruhsal sorunların rol oynadığı bedensel hastalıklar: mide-bağırsak ülserleri, ülseratif kolit  gibi rahatsızlıklar.
            Ruhsal nedenlerle ortaya çıkan konstrüktif (yapısal) sorun olmaksızın, yalnızca fonksiyon bozukluğu ile kendini gösteren bedensel hastalıklar: kaşıntı, bedenin uç noktalarında uyuşma, karıncalanma, çarpıntı, tansiyon oynamaları şişkinlik, kabızlık, ishal, hazımsızlık gibi mide-bağırsak hareket bozuklukları, gibi hastalıklar.

            Psikosomatik

            Psikolojik nedenli rahatsızlıkların paralelinde, vücutta oluşan  psikosomatik hastalıklar, insanlar için olumsuz durumlar doğurabilir. Bu tür hastalıkların çoğu zaman cilt rahatsızlıkları olması, daha da kötü sonuçlara yol açabilmektedir. Psikolojik bozukluklarla beraber gelişen psikosomatik hastalıkların başında, ciltte kaşıntı meydana gelmesi, kaşıma sonrasında meydana gelen cilt yaraları, erken yaşta görülen saç beyazlaması ve saç dökülmesi gibi hastalıklar gelmektedir. Anlatılan cilt sıkıntılarının dışında, psikolojik rahatsızlıklar söz konusu bireyin iç organlarında oluşan  bazı hastalıklara da neden olabilmektedir. Bu duruma verilebilecek en]]> Sosyal Anksiyete Bozukluğu https://www.psiko.gen.tr/sosyal-anksiyete-bozuklugu.html Sat, 21 Jul 2018 22:26:45 +0000 Sosyal Anksiyete Bozukluğu, Halk arasında sosyal fobi ve tıp literatüründe sosyal anksiyete bozukluğu olarak bilinen durum ülkemizde özellikle ergenlik dönemimde ve ileri yaşlarda sıklıkla görülen bir durumdur. Çocukluk dön Sosyal Anksiyete Bozukluğu, Halk arasında sosyal fobi ve tıp literatüründe sosyal anksiyete bozukluğu olarak bilinen durum ülkemizde özellikle ergenlik dönemimde ve ileri yaşlarda sıklıkla görülen bir durumdur. Çocukluk döneminde çocukların sürekli soru sorma duygusu sebebi ile sosyal anksiyete görülmese de ilerleyen yaşlarda toplum baskısı ve bir kısım durumlardan çekinme duygusu ile bu rahatsızlık kendisini göstermektedir. Sosyal Anksiyetenin oluşmasında en önemli durum kişinin toplum içerisinde eleştirme veya küçük düşme düşüncesi ile yaşanmaktadır. Bu sebeple herhangi bir konuşma veya görüşme esnasında küçük düşeceği korkusu ile toplum içerisinde bulunmaz ve toplumdan kaçınmaya çalışır. Toplum içerisindeki bu geri planda durma duygusu mesleki ve ailevi yaşantısını olumsuz derecede etkiler. Sosyal fobi yapılan araştırmalarda iki farklı şekilde karşımıza çıkmaktadır. Bu farklılık ise korkunun hemen her konuda gerçekleşmesi ve özel durumda ise bazı özel durumlardan kaynaklı utanma duygusundan geçmektedir. Özel durumlarda kişi bir başkasının önünde imza atması veya yemek yerken endişe içinde olma gibi durumlar sıralanabilir. 

            Sosyal Anksiyete Bozukluğu Belirtileri

            Sosyal fobi korkusunda olan kişiler de bir kısım belirtiler uzmanlar tarafından saptanmıştır. Sosyal Anksiyete bozukluğu çeken kişilerde çarpıntı, titreme, terleme, kol ve bacak kaslarında gerilme, ansızın gelişen mide bulantısı hissi, göğüste sıkıntı ve kalpte sıkışma, vücutta sıcak ve soğuk basmaları, baş ağrısı hissi ve karın ağırları sosyal fobi bozukluğu gözlemlenen bireyler de fazlaca görülen rahatsızlanma belirtileridir. Bu rahatsızlık emareleri hasebi ile aile ve toplum bireyleri arasında kaçmaya sebep olarak toplum nezdinde olumsuz kanaatler oluşmasına neden olmaktadır. Böylelikle kişi de iş güç yapma engelleyecek duruma getirir. Böylelikle yaşanan bu sıkıntılar nedeniyle kişide heyecan haliyle birlikte korku sendromu gözlemlenir. Korku ve panik havasının artmasıyla sosyal alanda soyutlanma ve tek kalınan ortamlara kaçmakla sosyal yalnızlık ile bu durum sonuçlanır. Korkulan durumdan kaçmak amacıyla sosyal fobi rahatsızlığına yakalanan kişi bu defa korkulan durumdan kaçınır, hatta kimi sosyal fobi rahatsızlığı çeken kişilerde bir sunum yapacağı zaman ayağının kırılması gibi olumsuz bir durumda dahi böylesi bir durum olduğundan kaynaklı olarak sevinir. 

            Sosyal Anksiyete Bozukluğu

            Sosyal Anksiyete Bozukluğunun Olumsuz Etkileri

            Sosyal fobi rahatsızlığı bulunan kişilerde toplum içerisinde konuşamazlar, bir işle uğraşırken birinin kendisine baktığı taktir de eli ayağı birbirine karışır. Başkalarının önünde yiyecek içecek tüketmezler. Yöneticilik vasfı sergileyemez ve yönetimi altındaki kişilere temas edemezler. Bu rahatsızlık sebebi ile misafir kabul etmez, başkaları ile bir konuyu tartışmaz, topluluk içerisinde telefon görüşmesi yapmaz, tanımadığı insanlar ile ikili ilişkilerde bulunmaz, tanımadığı biriyle göz temasında kaçınır, ilgi odağı olmaktan kaçınır  ve hatta başkaları önünde yazı ve imza atmama gibi rahatsızlıklar bu kişiler üzeride görülen olumsuz etkiler dendir.  Sosyal fobi küçük yaşlardan itibaren kaynaklandığı taktir de bu ciddi sorun okulda öğrencinin başarı durumunu etkiler ve öğrencilerden uzak durmasına neden olur. Bazı öğrencilerde bu sendrom yüzünden okulu dahi bırakırlar. Kim kişilerde  sosyal anksiyete bozukluğu nedeniyle depresyona girerek alkol bağımlılığı ve uyuşturucu madde içeren ilaçları tüketerek bağımlı hale gelirler. Yine bir çok psikolojik rahatsızlığın ortaya çıkmasında etkilidir. Yapılan araştırmalarda sosyal anksiyete bozukluğunun alkol alışkanlığı olan kişilerde 9 kat daha fazla bulunması, alkol kullanan kişilerin sosyal ortamdan kaçarak teselliyi bilincini kaybederek yani alkol kullanarak atmaya çalıştıkları tespit edilmiştir. Sosyal fobiye sahip olan kişiler de yalnız yaşama oranı oldukça yüksek olup, eğitim oranı oldukça düşüktür. Ticari girişkenlik]]> Narsisizm https://www.psiko.gen.tr/narsisizm.html Sat, 21 Jul 2018 23:59:37 +0000 Narsisizm, bu psikolojik rahatsızlık kendini beğenmişlik hastalığı olarak tanımlanır. Narsist yapıda olan kişiler kendilerine aşık olurlar, başkalarının düşünce ve istekleri onlar için yok anlamındadır, bunlara karşı il Narsisizm, bu psikolojik rahatsızlık kendini beğenmişlik hastalığı olarak tanımlanır. Narsist yapıda olan kişiler kendilerine aşık olurlar, başkalarının düşünce ve istekleri onlar için yok anlamındadır, bunlara karşı ilgisiz kalırlar. Bu yapıdaki kişiler her yerde kendilerini ön plana çıkarmaya çalışırlar, başkalarının hissettikleri onlar için önemli değildir, kendilerini onların yerine koymazlar.


            Narsisizm tanı özellikleri nelerdir

            Narsisizm kişilerde dramatik, atletik ya da artistik başarılar gibi özelliklerle tanımlanır. Kişiler etrafındaki kişilere kendileriyle meşgulmuş gibi bir izlenim verse de, aslında kendilerini değersiz, aşağılık, yüzeysel gibi hissetme eğilimi gösterirler. başkaları tarafından kendilerinin eleştirilmesine izin vermezler. Başka kişileri kendi isteklerinin ve amaçlarının karşılanması için kullanırlar. Kişiler kendilerini güçte ve sevgide doyumsuz, eşi bulunmaz birisi olarak görürler. Etrafındakilerle empati kurmaz, devamlı olarak onaylanma, ilgi beklentisi içinde olurlar. Eğer beklentileri karşılanmadığı takdirde, benlik saygıları sarsılır, kendi içlerinde kırgınlığı ve çökkünlüğü yaşarlar.

            Kendilerine saygı göstermeyen, ilgi duymayan herkesi küçümseme eğilimi gösterirler. Kendi hayallerini abartır, devamlı olarak kendilerinin haklı olduğunu göstererek, diğer kişileri kandırma eğilimi içine girerler. Narsisizm etkisinde olan kişiler umutsuzluğa kapılmadan, her olayda gerçekleri saptırmaya çalışır. Başka kişilere imrenerek bakabilir, buna rağmen kendi rahatlarından ödün vermeyi tercih etmezler. Kendilerine saygı duymayan, ilgi göstermeyen kişileri küçümserler. Hayallerini abartarak, devamlı kendi haklılıklarını savunur, herkesi kandırmak ister. Olaylardaki gerçekleri saptırırken, umutsuzluk içinde olmazlar. Narsisizm kişilik bozukluğu genellikle histrionik, antisosyal ve borderline kişilik bozukluğuyla birlikte görüldüğünden, tanı koymak oldukça zor olur. Kişiler ilerleyen zamanlarda güzelliklerini ve güçlerini kaybettiği zaman, zorlanmaya başlar. Her olumsuzlukta karşısındaki kişiye öfke duyar, intikam hissi içinde olurlar. Kendileriyle ilgili eleştirilere karşı umursamaz davranırlar. Eleştirileri değersiz sayar, insanları kullanır, düşündüğü sadece kendisi olur.

            Narsisizm tanı kriterleri nelerdir

            Tanı kriterlerinin beş tanesinin ya da fazlasının kişide birlikte olması halinde bu kişilik bozukluğunun tanısı yapılabilir.
            • Kendisinin oldukça önemli biri olduğunu düşünenler
            • Sürekli olarak sınırsız güzelliğe, güce, zekaya ve kusursuz sevgiye odaklanmış olanlar
            • Her daim çevresindekiler tarafından beğenilmeyi isteyenler
            • Kendisinin eşsiz biri olduğuna inanmış kişiler
            • Kendisinin her zaman kayırılması gerektiğini düşünenler
            • Başka kişileri çıkarları ve menfaatleri için kullanmayı düşünen ve yapan kişiler
            • Başka kişilerin duygularını anlamak için çaba sarf etmeyenler, empati kuramayanlar
            • Başkalarını kıskananlar ya da kendisini kıskandıklarını düşünenler
            • Kendini beğenen, yapı itibarıyla küstah olanlar
            NarsisizmNarsisizm kişilik bozukluğunu ortay çıkaran etkenler nelerdir

            Hastalar narsisizm etkisinde olursa, erken çocuklukta kişilik bütünlüğünün sağlanması, korunması bakımından, çevrenin tepkisine gereksinim duyarlar. Kişinin anne ve babasından duygusal sıcaklığı görememesi halinde, duygusal gelişim yüzeysel kalır. Çocuk annesine kendini fark ettiremezse, anne imgesi eksik olur. Anne ve baba tarafından özellikleri abartılan, yüceltilen çocuklarda öz benlik duygusu devamlı şekilde beslenir. Bunun narsisizm etkilerinin ortay çıkmasında etkisi çok fazladır. Özellikle anne babada bu kişilik bozukluğunun olması, çocuklarını riskli duruma getirir. Bu açıdan narsisizm genetik geçişli bir rahatsızlıktır.

            Narsisizm tedavisi nas]]> Halüsinasyon https://www.psiko.gen.tr/halusinasyon.html Sun, 22 Jul 2018 16:37:31 +0000 Halüsinasyon, diğer bir adıyla varsanı, gerçek hayatta var olmayan ancak kişilerin duyu organlarının herhangi biriyle algıladığını zannettiği durumların adıdır ve halüsinasyonlara genellikle sinirsel ya da ruhsal hastalıkla Halüsinasyon, diğer bir adıyla varsanı, gerçek hayatta var olmayan ancak kişilerin duyu organlarının herhangi biriyle algıladığını zannettiği durumların adıdır ve halüsinasyonlara genellikle sinirsel ya da ruhsal hastalıkları olan kişilerde rastlanır. Halüsinasyon gören kişilerin aslında etrafında reel bir durum olmaz fakat kişi etrafında var olmayan canlı ya da cansız bir varlığı hisseder. Bu durum aslında oldukça ciddi bir rahatsızlıktır. Özellikle de halüsinasyon durumunun devamlı şekilde tekrar etmesi durumu kişinin sosyal hayatını ve psikolojini olumsuz şekilde etkiler. 

            Gözleri bozuk olan ya da migreni olan kişilerin gördüğü ışık yansımaları ve sağlıklı kişilerin ruhsal ve fiziksel yönden yorgunluk yaşadığı zamanlarda ya da ihtiyarlık döneminde uykuya dalmak üzereyken ya da uyanmak üzereyken kişinin gördüğü bazı şekiller ve gri renkli nesneler halüsinasyon olarak değerlendirilmez. Çünkü bu durumlarda kişi olayın nedenini bilir. Halüsinasyon durumu yansıma ile karşılaştırılmamalıdır. Yansımalar gerçek dış uyarıcıların yanlış bir şekilde algılanmasında ya da yanlış değerlendirilmesi sonucunda oluşur. Halüsinasyon ise kişinin kendi kuruntusudur. Halüsinasyon durumu yaşayan kişiler düşüncelerini karşı tarafa söylediklerini düşünüp aklından geçenlerin diğer insanlar tarafından bilindiği hissine kapılır ve kendisine ait olmayan bazı fikirlerin beynine sokulduğunu bile zannedebilirler. Halüsinasyon durumu yalnızca gerçeklik testinde oldukça büyük bir kusur ortaya çıkarsa psikotek olarak düşünülebilir.

            Halüsinasyon hangi durumlarda görülür
            • Psikoşizofreni ve psikonevroz gibi ruh hastalıklarında hastanın iç sıkıntısının olduğu dönemlerde 
            • Kişiye ameliyat durumunda antikolinerjik ilaçların verilmesi durumunda
            • Menenjit, tifo,  epilepsi ve alkol bağımlılığı gibi beyinin belirli bir bölümünü ya da tamamını etkileyen tahribatlarda
            • Karanlık ortamlara maruz kalan kişilerde beyinin yapacak bir şey olmaması nedeniyle kendi kendine görüntüler oluşturulması durumu 
            • Ayrıca meskalin liserjik asit dietilamit, pisilosibin, liserjik asit, ve fonetik triptamin maddeleri gibi sentetik ya da doğal bileşenler de halüsinasyon nedenleri arasında sayılabilir.
            Halüsinasyon türleri:

            Hanüsinasyon türleri optik halisülasyonlar ve  akustik epilasyonlar olmak üzere iki çeşitte görülür. 

            Optik (görsel)  halüsinasyonlar: Optik halüsinasyon hastanın gerçekte var olmayan küçük nesneleri ve nesnelerin hareket ettiğini görmesi durumudur. En sık rastlanan bu halüsinasyon türü genellikle lewn cisimcikli demans durumu yaşayan kişilerde görülür. Optik halüsinasyonlara alzheimer ve parkinson gibi hastalıklarda da sık rastlanır. Optik halisülasyonlarda gözle görüldüğü zannedilen nesnelerin çoğunluğu birkaç saniye kadar kısa bir süre devam eder ve sonra kaybolur. Bu hanüsinasyon türü, kişinin fiziksel durumunu olumsuz etkileyecek enfeksiyon türü hastalıklarda, kullanılan birtakım ilaçların yan etki yaptığı durumlarda ve görme kaybı yaşayan kişilerde ortaya çıkabilir. 

            Halüsinasyon
            Akustik (işitsel)  halüsinasyon: Bu halüsinasyon türü çoğunlukla şizofren rahatsızlıklarında görülür. Akustik halüsinasyon durumu yaşayan kişiler genellikle görünmeyen gerçekte var olmayan birilerinin hareket ettiklerine ve kendilerine emir verdiğini düşünür ve bazı sesler duyduğunu zannederler. Akustik halüsinasyon durumu olan kişiler çoğunlukla kendi kendine konuşur ve konuşmak için karşısında konuştuğunu zannettiği birilerinin konuşmasının bitmesini bekleyebilir.

            Halüsinasyon tedavisi:
            Halüsinasyon tedavi edilebilen bir rahatsızlıktır. Bu rahatsızlığın tedavisinde öncelikle kişinin halüsinasyon durumunu yaşamasının altında yatan rahatsızlıklar belirlenip ona göre halisilasyon durumunu ortadan kaldıracak  ol]]> Şizofreni https://www.psiko.gen.tr/sizofreni.html Mon, 23 Jul 2018 03:12:44 +0000 Şizofreni kişide önemli derecede gelişen ruhsal bir bozukluktur. Şizofreni hastası olan kişilerin düşünüşlerin de davranışlarında ve duyduklarını anlamalarında ciddi anlamda bozukluklar vardır. Şizofreni hastaları olm Şizofreni kişide önemli derecede gelişen ruhsal bir bozukluktur. Şizofreni hastası olan kişilerin düşünüşlerin de davranışlarında ve duyduklarını anlamalarında ciddi anlamda bozukluklar vardır. Şizofreni hastaları olmayan olayları olmuş, söylenmemiş sözleri söylenmiş olarak iddia edebilirler. Şizofreni çoğunlukla genç yaşta başlar ve dış dünya gerçeklerinden uzaklaşıp kendi iç dünyasında ruhsal bozukluklarla yaşar. Şizofreni kişilerde iki şekilde ortaya çıkar. Bu tablolar renkli tablo ve renksiz tabla olarak adlandırılmaktadır. Renkli tabloda hasta saldırganlaşır, çevreye zarar verir, olmayan sesleri duyar, yakınlarının kendisine zarar vereceğini zanneder. Şizofrenide renkli tablo belirtisinden biride yaşadığın evin kapısını sürekli kilitlemesi ve camları hiç açmamasıdır. Şizofrenide renksiz tablo belirtileri ise hasta genel olarak içe kapanır sosyal hayattan uzaklaşır, konuşmak istemez. Renkli tablo belirtilerine göre daha sönük belirtilerdir. 

            Şizofreni hastalığının belirtileri ve nedenleri nelerdir

            Şizofreni hastalığında hasta kendisinin şizofreni olduğunu kabullenemez bunun için yakınlarının gözlemi büyük önem taşımaktadır. Hasta yakınları hastadaki davranış bozuklukları iyi gözlemleyip şizofreni belirtileri olup olmadığını anlamalılar. Şizofreni belirtileri içerisinde en belirgin olanları mutsuzluk, yorgunluk, halsizlik ve hayattan zevk alamama yer almaktadır. Şizofreni hastaları sürekli yorgun olduklarını dile getirebilirler. Hiç bir faaliyetten veya topluluktan zevk almazlar önceden çok severek yaptıkları şeylerden zevk almamaya başlarlar. Örneğin hastalıktan önce izlemekten keyif aldıkları filmleri izlemek istemezler ve keyif almazlar. Şizofreni hastaları okula gitmekten veya işe gitmekten bıktıklarını dile getirip gitmek istemezler. Sürekli evde kalmak ve uyumak isterler içe kapanırlar kimseyle konuşmak istemezler. Aşırı derecede el yıkama ve titizlik çocukları için gerektiğinden fazla endişe duyarlar. Örneğin çocuklar okuldan evlerine gelinceye kadar acaba öldüler mi acaba kaza mı geçirdiler gibi endişelerdir. Şizofreni hastaları sürekli bir takım sesler duyduğunu iddia eder. Çevresindekilerin kendisine zar vereceğine inanırlar ve bu nedenle saldırganlaşıverirler. Şizofreni hastaları aniden bağırabilir. Alıngan olurlar ve çabuk küsebilirler. Şizofreni hastaları olmayan sözleri var görüp söylenmemiş sözleri duyduğunu iddia edip gelişi güzel konuşabilirler etrafındakiler yalan söylediğini düşünürler fakat hasta yalan söylemez o kendi inandığı şeyi iddia eder. 

            Şizofreni nedenlerinin en başında travmalar yani anne, baba, kardeş eş, evlat gibi yakınları kaybetmek gelir. Aynı şekilde beklenmedik ve tedavisi güç veya mümkün olmayan hastalıklar şizofreni hastalığına neden olabilir. Bazende kişide çocukluktan ergenliğe kadar yaşadığı bir takım zorlukların birikimi ile ortaya çıkabilir. Şizofreni hastalığının zayıf bir ihtimali de kompleks kişi kendini etrafındakilere göre daha zayıf hissetmesi, kimsenin kendisini beğenmediğini düşünmesi hatta eşinin kendisini beğenmediği için başkalarını beğendiğini düşünmesi gibi düşünceleri beynini çok meşgul ederek şizofreni olabilir. Şizofreni hastalığına neden olacak faktörlerin arasında kişinin beynindeki bir takım mistik sorularda sayılabilir. Örneğin acaba dünya uzayda nasıl duruyor Acaba tanrı var mı Acaba sonsuzluk var mı Yoksa nerede başlayıp nerede bitiyor Gibi gözle görmediğimiz gerek bilimsel gerekse ilahi cevapları olan bir çoğumuzun sorgusuz inandığımız gerçeklerden şüphe duyması sonucu da şizofreni olabilir. 

            Şizofreni
            Şizofreni nasıl tedavi edilir

            Şizofreni anti piskotik denilen bir takım ilaçlarla tedavi etme yoluna başvurulur ilaçların yetersiz olduğu noktada halk arasında elektroşok diye bilinen tedavi yöntemlerine başvurulur. Bunun yanı sıra psikoterapilerle de şizo]]> Ayak Fetişizm https://www.psiko.gen.tr/ayak-fetisizm.html Mon, 23 Jul 2018 18:59:11 +0000 Ayak fetişizm, Fetiş kutsal sayılan ya da şans getirdiğine inanılan varlık anlamına gelmektedir. Bu kimi zaman nesne ya da aksesuar olarak kullanılırken; kimi zaman bedenin herhangi bir bölümünde bulunur. Ayrıca ilgi alanına gi Ayak fetişizm, Fetiş kutsal sayılan ya da şans getirdiğine inanılan varlık anlamına gelmektedir. Bu kimi zaman nesne ya da aksesuar olarak kullanılırken; kimi zaman bedenin herhangi bir bölümünde bulunur. Ayrıca ilgi alanına giren şey bazen elbise bazen iç çamaşırı bazende ilgi çeken bir obje olabilir. Fetişizm ile ilgili duyulan objeye karşı aşırı derecede bağımlılık anlamına gelmektedir. Kişide bulunan cinsel uyarılar bazen vücudun farklı ya da cinsellik dışı bölgelerinde meydana gelebilir. Erkek gibi kadınlarda oluşabilen ayaklarda ya da bacaklarda cinsel yoğunlaşma olmakla beraber, vücudun belli bölgelerinde cinsel anlam ifade eder. Kısacası ilgi duyulan obje kişinin bilinç altında cinsellikle alakalı herhangi bir yerde ortaya çıkabilir.

            Erkeklerde cinsel isteği artırmak için oluşan unsurlarının bir tanesi de ayaklarda bulunduğu çeşitli yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır. Erkeklerin kadının bedeninde cinsellik ve gıdıklayıcı bir his uyandıran bölgeleri arasında ayaklarda bulunabilir.  Bu ayak ile alakalı olan cinsel dürtü detaylı olarak araştırılıp, varlığı kanıtlanmıştır. 

            Erkek sevdiği kadınla beraberliği esnasında ayaklarına ilgi duyduğunu gizleyip, bunu partnerinden saklayabilir. Bu duygular ilişki sırasında farklı bir hal almaktadır.Erkeğin bu duygularını anlatması ve kadının ayaklarını güzelleştirmek için ayrı bir çaba ve özen göstermesini istediği talepleri bulunabilir. Bu duygularını cinsel organdan çok ayak bölgelerine karşı hissettiği için farklı bir boyuta ulaşabilir. Bu durumda kadının sürekli ayaklarını oje sürmesi ve tırnaklarını sürekli uzatması gibi istekler kadında başka sıkıntılar yaşatabilir. Ayrıca bu takıntı cinsellik arasında sadece ayağa yönelik bir durum olduğu zaman kadında kullanılmış olma hissi ve diğer birliktelik oluşmadığı için tatminsizlik olarak sorunlar yaşanmasına neden olur. Ayak fetişizmi erkeklerde kadınların ayağına karşı bağımlılık ve aşırı derecede isteğin oluşmasına ayak fetişizmi adı verilir. Bu belli bir ölçüde görülürken; fazlasının takıntı oluşturduğu bilinmektedir.

            Takıntı derecesine göre ayak fetişizmi cinsel yönünden masum veya şehvet duygusu uyandırdığı söylenebilir. Bazı durumlarda erkekler kadınların ayağının değilde hem cinsinin ayağına karşıda ilgi duyduğu görülmektedir. Bu ayak fetişi belli boyutlarda ifade edilmezken; erkeklerin birbiri ile etkilendiği durumlarda karşılık bulan durum ve his olarak yaşanır.

            Ayak Fetişizm
            Partnerler birbirlerinin ayaklarını herhangi bir yerini beğeniyorlar veya bunlardan karşılıklı zevk alıyorlar ise bunu belirli bir dille ifade edemezler. Kişi karşılıklı olarak bundan mutluluk duyuyor ise söz konusu haline getirerek; partnerler arasında bu düşünceyi konuşmakla halledebilirler. Ayak fetişi neticesinde kişinin yaşamında sosyal veya ailevi sorunlara yol açıyor ise sosyal hayatını huzursuz edecek boyutlara ulaştığı görülebilir.Böyle durumlarda psikolojik tedavi gerektirir ve bu durumu yaşayan kişinin kendilerini tedavi ettirmeleri gerekebilir. Bazı insanların gizli veya açık bir şekilde fetişi bulunur. 

            Kişide cinsellik uyandıran, görüldüğü zaman cinsel duyguları değiştiren veya kabartan olgular arasında ayaklarının da bulunduğu bilinmektedir. Bazı durumlarda iç çamaşırı, ayakkabı, parfüm gibi durumlar kişide cinsellik uyandırırken; çok nadirde ayaklarda bulunan çağrışımlar cinselliği tetikler. Ayrıca ayak fetişizminin yanı sıra ayakkabı  fetişizmi de oldukça yaygın olarak gözlenir. Erkeklerin kadın ayakkabılarına karşı duyduğu bağlılık cinsel isteklerini ayakkabılara dokunarak elde ederken; erkeklerde de aynı zamanda işkence konusunda bir saplantı oluşturmaktadır. Bu ayakkabı fetişizmi erkeklerin kadın ayakkabıları ile cinsel birliktelik sırasında  kendilerini çiğnemesini bu durumda da yaşadıkları haz ile ifade edilir. Bazı durumlarda ayakkabı fetişizmi erkeklerde mazoşist boyutlara kadar ulaştığı görülmekted]]> Beck Depresyon Ölçeği https://www.psiko.gen.tr/beck-depresyon-olcegi.html Tue, 24 Jul 2018 16:48:26 +0000 Beck Depresyon Ölçeği, Depresyon, günümüzde oldukça sık rastlanan bir sağlık problemidir. Ülkemizde yaklaşık %20 oranında kişilerin depresyon rahatsızlığı yaşadığı görülmektedir. Depresyon genellikle kadınlarda yaşa Beck Depresyon Ölçeği, Depresyon, günümüzde oldukça sık rastlanan bir sağlık problemidir. Ülkemizde yaklaşık %20 oranında kişilerin depresyon rahatsızlığı yaşadığı görülmektedir. Depresyon genellikle kadınlarda yaşanan bir problemdir ve kişinin hayatını oldukça olumsuz derecede etkiler ve kesinlikle tedavi gerektiren bir psikolojik rahatsızlıktır. Birçok kişi depresyonda olduğunu kabul etmez ve bu nedenle psikoloğa gitmeyi reddeder. Ancak depresyon belirtisi olan herkes hayatını mutlu ve sorunsuz yaşamak için mutlaka tedavi olmalıdır. 
            Günümüzde depresyon derecesinin ölçümünde ve depresyon tanısının konulabilmesinde Beck depresyon ölçeği büyük oranda yardım sağlayan pratik bir yöntemdir. Beck depresyon ölçeği, doktor ilk olarak Aoran Beck tarafından hazırlanmıştır ve 21 sorudan oluşan kişinin yaşadığı depresyonun derecesini ölçmeye yarayan bir araçtır.

            Beck depresyon ölçeği, sağlık alanlarında çok önemli gelişmelere sebep olmuştur bir yöntemdir. Ölçek geliştirilmeden önce depresyon ölçümleri psikodinamik perspektiflerden yapılıyordu fakat  Beck depresyon ölçeğinden sonra depresyon derecesinin ölçümü hastanın kendi düşünceleri üzerinden yapılmaktadır.

            Günümüzde Beck depresyon ölçeği, 12 yaşın üzerindeki kişilere uygulanabilmektedir. Bu depresyon ölçeğinde bulunan sorularla hastanın suçluluk ve umutsuzluk  gibi duyguları ve aynı zamanda hastanın fiziksel belirtileri de incelenir.
            Günümüzde çocuklar için hazırlanan depresyon ölçeği ne de katkı sağlanmış olan Beck depresyon ölçeği ilk kez 1979 tarihinde yayınlanmıştır. 
            Kişide depresyon belirtilerinin duygu ve fiziksel olarak ortaya çıkması nedeniyle Beck depresyon ölçeği bu iki duruma göre hazırlanmıştır ve bu sayede hastaya daha doğru ve  geniş kapsamlı bir teşhis konulmasına katkı sağlar.
            Beck depresyon ölçeğinde duygu alanında,  kişinin geçmişte yaşamış olduğu bazı kötü deneyimler ve başarısızlıklar, yapılan hatalar, suçluluk duygusu, aşağılık kompleksi, intihar düşünceleri, kendini değersiz hissetme, kötümserlik ve kendini cezalandırma gibi duygular incelenmektedir.
            Beck Depresyon ÖlçeğiBeck depresyon ölçeğinde fiziksel alanda ise, kişinin yaşadığı karar verme güçlüğü, yorgunluk hissi ve güçsüzlük, sinirlilik, üzüntü, sıkıntı, bıkkınlık odaklanma güçlüğü, iştahsızlık, enerji kaybı ve ağlama gibi durumlar incelenir.
            Beck depresyon ölçeği 21 soruluk en düşük puanı 0  ve en yüksek puanı 63 olan bir testten oluşur.

            Beck depresyon ölçeğine göre;
            • 0-9 puan arası depresyon belirtilerin çok az olması
            • 10-16 puan arası depresyon belirtilerinin hafif olması
            • 17-29 puan depresyon belirtilerin orta derecede olması
            • 30-63 puan depresyon belirtilerinin şiddetli oranda olması şeklinde değerlendirilir.
            Beck depresyon ölçeği aynı zamanda sadece Türk dilinde değil, Arabistan, Fransa ve Japonya gibi birçok Avrupa dillerine de çevrilmiştir ve dünyanın birçok ülkesinde kullanılır.
            ]]>
            Panik Atak İlaçları https://www.psiko.gen.tr/panik-atak-ilaclari.html Wed, 25 Jul 2018 06:11:14 +0000 Panik atak ilaçları: Panik atak kişinin bir duruma karşı olan fobisinden dolayı olan bir rahatsızlıktır. Yükseklik korkusu, ölüm korkusu, su korkusu, dar alanda kalma korkusu gibi birçok değişik durumun karşısında vücudun ko Panik atak ilaçları: Panik atak kişinin bir duruma karşı olan fobisinden dolayı olan bir rahatsızlıktır. Yükseklik korkusu, ölüm korkusu, su korkusu, dar alanda kalma korkusu gibi birçok değişik durumun karşısında vücudun korkuya verdiği bir tepki rahatsızlıktır. Panik atak 20 dakika kadar süren bir rahatsızlıktır. Ve çok sık tekrarlanmaz. Panik atak kişinin sağlığını kötü etkiler. Hem bedensel olarak hemde ruhen kötü etki bırakır. 

            Panik atak tedavi edilmediği zaman şiddeti büyür ve kişide daha çok etki bırakır. Panik atak aslında psikiyatri doktoru ile konuşma seansları düzenlenerek tedavi edilir. Eğer bu tedavi yöntemi etkisi göstermez ise doktor tavsiye ile ilaç tedavisine başlanmalıdır. 
            tabi panik atak için kullanılan ilaçlar ağır doz da oldukları için kullanımına özen gösterilmelidir. Ve doktor tavsiyesinin dışında fazla ilaç kullanılmamalıdır. Bağımlılık yapabilen ilaçlar olduğu için vücut sürekli ister ve buda başka bir rahatsızlığın ortaya çıkmasına sebep olabilir.
            Panik atak ilaçları her insana aynı etkiyi göstermez. Kimi insan da yan etkileri görülür. Bu gibi durumlarda ilacın dozu düşürülmelidir veya ilaç kullanımı bırakılmalıdır. 

            Panik Atak İlaçları
            Panik atak ilacı deyince ilk akla gelen antidepresyandır. Ve bu ilacın dozu yüksektir çok sık kullanıldığı zaman vücutta bağımlılık yapabilir. Uzun süre kullanılması tavsiye edilmez. Zaten ilk haftada etkisini göstermeye başlar. En fazla 6-7 hafta kadar kullanılması önerilir. 
            Tofranil, Maprotil, Laroxyl, Ludiomil, Anafranil, Xanax, Nervium,Diazem, Rivotril, Ativan, Tranxline, Librax, Klipax, Depam, Atarax, Dideral, Pasiflora, Buspon, Nervikan, Faverin seroxat, Cipralex, Citoless,efexor, Ixel, Paxil, Lustral, Fulsac, Prozac, Desyrel gibi birçok panik atak ilacı vardır. Bu ilaçlar doktor tavsiyesi olmadan kesinlikle kullanılmamalıdır. Yan etkileri çok fazla olduğundan dolayı başka rahatsızlıklar görülebilir. İlaçların dozları yüksek olduğundan uzun süre kullanılması önerilmez.

            ]]>
            Renklerin Psikolojik Etkileri https://www.psiko.gen.tr/renklerin-psikolojik-etkileri.html Thu, 26 Jul 2018 05:21:22 +0000 Renklerin psikolojik etkileri, renkler, hayatımızın her anında aslında yanımızda olan ama çoğu zaman onları okumasını bilmediğimiz şeylerdir. Genel inanış olarak renklere farklı kültürlerde farklı anlamlar verilmiş, bunla Renklerin psikolojik etkileri, renkler, hayatımızın her anında aslında yanımızda olan ama çoğu zaman onları okumasını bilmediğimiz şeylerdir. Genel inanış olarak renklere farklı kültürlerde farklı anlamlar verilmiş, bunlara göre o renkler kültürün içinde daha fazla yer almıştır. Aslında bu yaygın olan kültürel inanışların aksine renkler dünya bazında insanlarda genel karakteristik özellikleri gösterir. Yani her kültürü farklı olarak etkileyen etkenler değillerdir. Renkler gözler aracılığı ile beyine ulaştıklarından etkileri psikolojiktir. Farklı renkler beynin farklı bölgelerinde farklı sinyalleri tetiklemektedir. Bu sebeple gerek evimizde olsun, gerekse çalıştığımız ortamlarda olsun renk seçiminde psikolojik etkenleri göz önünde bulundurursak verimimizde artış sağlayacağımız gerçektir. Peki hangi renk bizi psikolojik olarak nasıl etkiler, hadi bakalım.

            Kırmızı: Çevrenizde kırmızı gördüğünüzde hemen dikkatinizi çekecek ve dolayısı ile o kısma göz atmak isteyecekseniz.Dikkat edilirse büyük markalarda çokça tercih edilen bir renktir. Kırmızı, insandaki heyecan, şehvet ve kızgınlık gibi kavramları artırmaktadır. Dolayısı ile bu rengi tercih eden insanlar öz kontrole sahip ama biraz daha canlanmak isteyen kişiler tarafından tercih edilmelidir.

            Mavi: Mavi birazcık daha sakinliğin rengidir. Üzüntü, güven ve bilgiyi temsil eder. Dolayısı ile iş yerinde yada görüşmelerde kullanmak, karşıdakinin gözünde sizin özgüveninizi ve güvenilir olduğunuzu simgeler. Ama konu yiyecekler ise bu renk genel olarak iştahı biraz daha kısıtlamaya yönelik etki gösterir.

            Sarı: Eğer sarı en sevdiğiniz renk ise bu demektir ki yemeyi de seviyorsunuz. Çünkü sarı genelde iştah açıcı etki oluşturan bir renktir. Bunun sebebi de psikolojik olarak metabolizma hızını artırmasıdır. Tabi ki sadece bu etkiye sahip değildir, aynı zamanda sarı rengi seven kişilerin genelde bağımsız olmayı sevdikleri, enerjik oldukları, ikna yeteneklerinin ise yüksek olduğu gözlemlenmiştir.
            Renklerin Psikolojik Etkileri
            Yeşil: Yeşil, doğadan da görülebildiği üzere yenilenmeyi, genç olmayı temsil eder. Nasıl bir yeşil manzaraya baktığımızda rahatlıyorsak, aynı şekilde yeşil renk gözleri en çok rahatlatan renktir. Bu rengi seven kişilerdeki bir diğer belirgin özellik ise ısrarcı olmalarıdır.

            Siyah: Bu renk aslında bir çok tartışma ve zıt kutup içerir. Ama genel kanı, bu rengi kullanan kişilerin özgüvenli ve azimli insanlar oldukları yönündedir. Bunun yanında çok fazla hırsa sahip olma durumları da vardır. Bu sebeple aslında fazla kullanılması tavsiye edilmemektedir.

            Beyaz: Beyaz aslında hepimizin bildiği, psikolojik olarak belki de kendini en bariz şekilde belli eden renktir. Tahmin edebileceğimiz gibi saflığı temizliği simgeler. Canlandırıcı ve serinletici etkiye sahiptir. Bu rengi seven ve sık sık kullanan kişilerin genellikle hayal dünyaları gelişmiş, uzlaşımcı kişiler olması tesadüf değildir.
            ]]>
            Cinsiyet Değiştirme https://www.psiko.gen.tr/cinsiyet-degistirme.html Thu, 26 Jul 2018 17:46:12 +0000 Cinsiyet Değiştirme, erkekse kadına, kadın ise erkeğe dönüşme işlemidir. Bu dönüşümün gerçekleşebilmesi için yerine getirilmesi gereken bazı prosedürler vardır. ilk olarak hukuki prosedür dür. Cinsiyet değiştirmek iste Cinsiyet Değiştirme, erkekse kadına, kadın ise erkeğe dönüşme işlemidir. Bu dönüşümün gerçekleşebilmesi için yerine getirilmesi gereken bazı prosedürler vardır. ilk olarak hukuki prosedür dür. Cinsiyet değiştirmek isteyen hasta eğer kimliğinin değişmesini de istiyorsa öncelikle mahkemeye başvurur. Bu başvuru üzerine hakim hastanın bu değişim için uygun olup olmadığının anlaşılması açısından hastaneye sevk eder. Hastanede bulunan cinsel kimlik konseyinde ilk olarak psikiyatr, daha sonra plastik cerrah, kadın doğumcu, ürolog, genetikçi endekrinolog ve hukukçu vardır.

            Hastayı ilk olarak psikiyatr görür. Hastanın psikolojik olarak cinsiyet değiştirmeye uygun olduğunu düşünürse hasta heyete çıkar. Psikiyatr, konseydeki diğer uzman hekimlere hastanın genel durumu hakkında bilgi verir. Psikiyatr hastanın özellikle lezbiyen olup olmadığını ayırt eder. Yani cinsiyet değiştirmek isteyen kadının, gerçekten kadınlardan hoşlanıp hoşlanmadığını anlamaya çalışır. Heyete de bu konuda ayrıntılı rapor sunar.

            Cinsiyet Değiştirme Süreci: 

            Kadından erkeğe dönüşüm için, ilk olarak endekrinolog hormon tedavisine başlar. Hastaya erkeklik hormonu olan testosteron verir. Altı ay sonra vücudunda değişiklikler meydana gelir. Vücudunda kıllar oluşur. Sesi kalınlaşır, adet düzensizliği olur. Hasta bu durumdan mutluluk duyuyorsa gerçekten karşı cinse dönüşmek istiyordur. Psikiyatr bundan sonra hastaya tekrar bakar ve konseye hastanın cinsiyet değiştirmesinin gerekli olduğunu söyler. Heyette raporu imzalar. Hasta da bu izinle mahkemeye gider. Mahkeme ameliyatları olması için onay verir. Mahkeme onayı olmadan birini ameliyat etmek suçtur.

            Cinsiyet Değiştirme
            Cinsiyet Değiştirme Ameliyatı Nasıl Yapılır

            Erkekten kadına değiştirmeyi ürologlar yapar. Vajinayı ise plastik cerrahlar yapar. Kadından erkeğe dönüştürme ameliyatını ise, kadın doğum uzmanı yapar. Aynı anda plastik cerrah da ameliyata girer ve hastanın memelerini alır. Hastaya yaklaşık altı ay sonra da penis yapılır. Cinsiyet değiştirme kadınlarda erkeğe dönüş, daha fazla zaman ve daha zor ameliyatlar demektir. Kısacası erkekten dönüşmeye kıyasla çok daha zor bir süreçtir.

            Cinsiyet değiştirmek için gerekli ameliyatlar yapıldıktan sonra hasta heyet raporu ile mahkemeye tekrar baş vurur ve kırmızı yada mavi yeni kimliğine kavuşur. 
            ]]>
            Uykuda Panik Atak https://www.psiko.gen.tr/uykuda-panik-atak.html Thu, 26 Jul 2018 21:05:59 +0000 Uykuda panik atak,  Panik atak deyince ilk akla gelen korku, titreme, terleme, konuşamama, boğulma gibi tepkilerdir. Ölüm korkusu, yükseklik korkusu, su korkusu veya kişinin bir şeyden çok korktuğu zaman ona karşı verdiği Uykuda panik atak,  Panik atak deyince ilk akla gelen korku, titreme, terleme, konuşamama, boğulma gibi tepkilerdir. Ölüm korkusu, yükseklik korkusu, su korkusu veya kişinin bir şeyden çok korktuğu zaman ona karşı verdiği tepkidir. Panik atak bilinç açıkken de uyku esnasında yaşanabilir. Panik atak aslında tehlikeli bir rahatsızlıktır. Çünkü kişinin o an korkusundan dolayı bilinci kapalıdır. Ve tehlikeli şeyler yapabilir. Örneğin yükseklik korkusu olan biri yüksek bir yere çıktığı zaman kriz geçirebilir ve o an bilinci kapalı olduğundan dolayı aşağıya atlayabilir. 

            Panik atağın sıklığı ve panik atağın hastalık derecesi kişiye bağlıdır. Eğer çok sıklıkla panik atak geçiyor ise ilaç tedavisi uygulanır. Panik atak denilince akla gelen bir diğer şey dar bir alanda kalmaktır. Yani asansörde kalma veya havasız bir ortamda kalmak gibi. Uykuda panik atak olduğu zaman ortada hiçbir şey yokken sanki varmış gibi birden kalkıp bağırma, terleme, titreme gibi durumların olması sonucu görülen bir rahatsızlıktır. Panik atak durumunda hemen cam açılır ve panik atak geçiren kişinin bol hava almasını sağlanır. Kendine geldikten sonra uyumaktan korkar bir süre. Bu gibi durumlarda kişinin sakinleştirilmesi sağlanır. Sadece panik atak olduğunu ve bir daha olmayacağını anlatmaya çalışılmalıdır. 

            Geçmişte yaşadığı üzücü ve depresyona sebep olan durumlarda uykuda panik atağa sebep olur. Kişinin gün boyu aklı o konuya yoğunlaştığı için gece uykuda rüyasına girer ve panik atak geçirir. Uykuda panik atak 20 dk veya yarım saat arası kadar sürer. Sık bir şekilde panik atak geçirilmez. 

            Uykuda Panik Atak
            Uykuda panik atağın belirtileri
            • Terleme,
            • Titreme,
            • Üşüme,
            • Bağırma,
            • Korkma,
            • Kalp çarpıntısı,
            • Nefes darlığı,
            • Mide rahatsızlığı kusacakmış gibi olunur,
            • Bilincin kapanması,
            • Kontrolün kaybedilmesi gibi durumlar uyku da panik atağın belirtileridir. 
            Uykuda panik atağın tedavisi

            Uykuda panik atağın tedavisi mümkündür. Zaten çok hayati bir risk taşımayan bir rahatsızlıktır. Tabi çok sık tekrarlandığı zaman dikkat edilmelidir. Psikiyatri doktoruna başvurulmalıdır ve rahatsızlığın çözümü için tedavi yöntemi uygulanmalıdır. Genellikle doktor ile konuşularak tedavi edilir. Eğer konuşularak iyileşmiyor ise ilaç tedavisine başlanır. 
            ]]>
            Etnometodoloji https://www.psiko.gen.tr/etnometodoloji.html Fri, 27 Jul 2018 09:10:50 +0000 Etnometodoloji, göre gerçekte toplumsal bir düzen yoktur. Kişiler bir düzen algıladıkları için toplumsal düzen varmış gibi görürler. Yani toplumsal düzen, bu toplumun üyeleri tarafından ortaya çıkarılan kullanışlı bir k Etnometodoloji, göre gerçekte toplumsal bir düzen yoktur. Kişiler bir düzen algıladıkları için toplumsal düzen varmış gibi görürler. Yani toplumsal düzen, bu toplumun üyeleri tarafından ortaya çıkarılan kullanışlı bir kurgudan ibarettir.  Etnometodoloji diğer sosyolojik yaklaşımlara oranla yeni bir sosyolojik yaklaşımdır. Etnometodoloji ''insanların gerçeklik duygularını nasıl yarattıklarını ve nasıl sürdürdüklerini, değiştirdiklerini açıklamaya yardımcı olan kavramlar ve ilkeler geliştirmiştir. Etnometodoloji Alfred Schutz'un ve Talcott Parson'ın çalışmalarına dayanarak ortaya çıkan geliştirilen ve  genel olarak fenomenolojik düşüncelerin araştırmalara uygulanmasını içeren ve inceleyen bir yaklaşımdır. Etnometodoloji kökleri aynı zamanda fenomenolojide yer alan kişilerin sıradan günlük yaşamda kullandıkları birtakım yöntemleri toplumsal düzeni yarattıkları varsayımına dayanan ve bu yöntemleri inceleyerek insanların hem toplumsal düzenlerini hem de gündelik yaşamlarının ilk anda görülmeyen kurallarını nasıl anlamlandırıp ürettiklerini ortaya çıkarmalarını sağlayan ''teorik'' bir yaklaşımdır. Garfinkel'e göre ve diğer etnometodologlara göre kişilerin içinde bulundukları ve yaşamlarını sürdürdükleri dünyayı anlamlandırmak, hatta yaratmak için kullanmış oldukları temel araçları dil ve konuşma etkinliğidir. Etnometodolojinin en temel kavramları arasında Garfinkel'in çalışmaları, belgeleme yöntemi, dizinsellik anlamın bağlama-gönderimliliği ve refleksitive önemli bir yere sahiptir.

            Üyelerin Yöntemleri: ''Belgeleme Yöntemi''
            Belgeleme yöntemi Garfinkel'in Mannheim'den ödünç almış olduğu bir kavramdır. Temelde var olan kalıpların ''belgesi'' imi, belirli bir görüntü gibi davranması bu görüntünün temelde bulunan kalıbın adına, onun varlığını yada var olduğunu kanıtlamak için bu özellikleri kalıp hakkındaki bilgilere dayanarak yorumlamışlardır. Daha açık bir ifade ile tanımlayacak olursak kişilerin gündelik yaşamlarında karşılaştıkları söz ve bilgilerini, hareketlerini ve belirli özelliklerini ayıklayıp bu özelliklerin altta yatan bir kalıbın kanıtı olarak görmüşlerdir. Kendi bireysel belgelerinden yararlanarak bu kalıpları elde ederler. Özellikleri bu kalıp hakkındaki yorum ve bilgilerine dayanarak yorumlamışlardır. Aynı apartmanda oturduğunuz komşunuzun iyi biri olup olmadığını anlamanız için iyi bir komşunun özellikleri ile ilgili sağ duyusuna, düşüncesine dayalı kendi içinizde komşunuzla ilgili bir teoriniz olabilir. Örnek verecek olursak komşunuz gürültü yapmayan ve komşularına yardımcı olan bir yapıda ise bu özellikleri sebebiyle bu kişinin iyi bir komşu olduğunu düşünebilirsiniz. Apartmanınıza yeni bir komşunuz geldiğinde de yeni komşunuzu bu özelliklere göre değerlendirir ve iyi bir komşu olup olmadığı hakkında yorum yaparsınız. Bu örnek ile kalıbı yaratmak için kullandığınız özellikler ve kalıbın kendisi olarak birbirlerini güçlendirmiş olur.
             
            Etnometodolojik Çalışmalara Örnekler

            Etnometodologların karakollar, aileler, okullar, siyasi kuruluşlar, hastaneler, adliyeler, bürokratik örgütler, doktor-hasta ilişkileri, ıslahevleri, öğretmen eğitim programları, cadı avı ritüelleri gibi birbirinden farklı ve çeşitli toplumsal ortamlarda çalışmalar yaptıkları görülebilir.

            Michael Lynch: Bir araştırma laboratuvarını incelediği çalışmasında diğer araştırmacıların etkinliklerinin nasıl bilimsel etkinlikler olarak gerçekleştirdiklerini, bilimin gerçeklerinin araştırmacıların gündelik hayattaki yaşam etkinlikleri aracılığıyla nasıl toplumsal olarak oluştuğunu ortaya koymaya çalışmıştır.

            D.H Zimmerman: Bürokratik örgütlerdeki kurallar ile ilgili çalışmalar yapmıştır. Kuralların davranışları yönetmediğini, aksine kişilerin bu kuralları kendi etkinliklerini açıklamak ve tamamlamak için kullandıklarını, ve kişilerin yapmış olduğu bazı etkinlikleri kuralların ihlal ettiğini gerektirse bu durumu kurala gönderme yaparak meşrulaştırmaya çalışmıştır.
            <]]> Pedofoli https://www.psiko.gen.tr/pedofoli.html Fri, 27 Jul 2018 15:56:12 +0000 Pedofoli, Son zamanlarda oldukça sık duyduğumuz yetişkin bir bireyin çocuklara yönelik cinsel arzu halk dilinde sübyancılık ve sapıklık demektir. Sorunlu bir çocukluk yaşayan ve özgüveni düşük kişilerde daha sık gör Pedofoli, Son zamanlarda oldukça sık duyduğumuz yetişkin bir bireyin çocuklara yönelik cinsel arzu halk dilinde sübyancılık ve sapıklık demektir. Sorunlu bir çocukluk yaşayan ve özgüveni düşük kişilerde daha sık görülür psikoseksüel bir hastalıktır. Özellikle yetişkin erkeklerde daha çok görülse de çok küçük yaştaki erkek çocuklarda ve erkeklere göre daha az oranda bayanlarda da görülmektedir. Psikoseksüel bir hastalık olan pedofoli en az 6 aylık sürmekle birlikte daha fazlada sürebilmektedir. Son zamanlarda daha fazla bu hastalığı duymamızın sebebi ailelerin daha bilinçli olmalarıdır. Uzun zamandır var olan fakat günümüzde pedofoli hastalığının adını duymamız son yıllarda ortaya çıkan bir hastalık olduğunu düşünmemize neden olmaktadır. Çok değil günümüzden 10 yıl öncesinde bile bu tür konular kişilerde utanç yarattığı için üstü kapatılmaktaydı. Fakat günümüzde bu hastalığa sahip olan kişiler tarafından taciz, tecavüz veya herhangi bir şekilde tehditkâr bir davranışla karşılaştıklarında şikayet yollarına başvurulmaktadır. Çok nadir görülse de pedofoli hastaları ellerinde olmadan böyle bir durumla karşı karşıya olduklarını kabul edip tedavi yollarını aramaktadırlar.

            Pedofoli çeşitleri

            Pedofoli tercih ettikleri yaş gurubuna göre çeşitlere ayrılmaktadır.
            • Pedofiller: (Pedophiles) ergenlik öncesi  çocuklara cinsel eğilim gösterirler.
            • Hebefiller: (Hebephiles) ergenlik sonrası çocuklara cinsel istek duyarlar.
            • Seçici pedofoli: (Exclusive pedophile) sadece çocuklara karsı cinsel eğilim gösterirler.
            • Seçici olmayan pedofoli: (Nonexclusive pedophile) hem çocuklara hem de yetişkinle cinsel eğilim gösterirler.
            • İnfantophilia: İnfantili: sadece bebeklere karşı cinsel eğilimi olanlar. Olarak pedofoli guruplara ayrılmaktadır.
            Pedofoli hastası bireylerin kişilik özellikleri ve eylemleri nelerdir

            Pedofoli hastaları genellikle içe kapanık aile içi ilişkilerinde soğuk yapıya sahip kişilerdir. Ayrıca pedofoli hastaları sosyal hayatları neredeyse olmayan eşi ve çocukları ile sağlıklı bir ilişkisi olmayan kişiler de görülmektedir. Pedofoli sorunlu bir ergenlik yaşayan kişilerde ve içe dönük yaşayıp iş yerlerinde bile fazla kimseyle konuşmayan yetişkinlerden daha çok çocuklarla muhabbet etmeye çalışan kişilerde görülmektedir. Pedofoli hastalarının %90 erkeklerden oluşmaktadır.

            Pedofoli
            Bu hastalar çocuklara karşı çeşitli cinsel eğilimlerde bulunmaktadır. Örneğin çocuklara cinsel organlarını gösterme, çocukların cinsel organlarına bakma, onları soyma gibi eylemlerde bulunurlar. Çocukları kendi yaptıkları mastürbasyona tanık etme veya çocuklara porno izletme gibi eğilimlerde bulunurlar. Çocukların cinsel organlarına dokunma, kendi organlarını sürtme, oral sekse zorlama, çocukları okşama gibi eğilimlerde bulunurlar. Ayriyeten Pedofoli hastaları en yakınındaki çocuklara daha ilgi duyabilirler. Gün içerisinde çok sık gördükleri çocuklara karşı cinsel istismarda bulunabilirler. Pedofoli hastaları cinsel istismarda bulundukları çocuklara zor kullanırlar ve önce bu masum dokunuşlar şefkatle yaklaşımlar gibi görünse de sonrasında cinsel arzu ile şehvetli dokunuşlara dönüşür ardından zor kullanarak çocuklara tecavüz ederler. Bunu birçok pedofoli hastası fantezi olarak kabul eder. Pedofoli hastalarının bu eylemlerinin %80 oranında çocukların ölümüyle sonuçlanmaktadır. Son yıllarda çok küçük yaştaki çocukların internet kullanımı da pedofoli hastalarının emellerine internet yolu ile ulaşmalarına bu sayede çocuklara karşı çirkin eylemlerini gerçekleştirmektedirler.

            Pedofoli hastaları tarafından cinsel istismara maruz kalan çocukların ruhsal sorunları ve ailelerin yaklaşımı

            Pedofoli hastaları çocukları kolay kandırdıkları için veya on]]> Yetişkinlerde Kekemelik Nasıl Geçer https://www.psiko.gen.tr/yetiskinlerde-kekemelik-nasil-gecer.html Sat, 28 Jul 2018 01:26:13 +0000 Yetişkinlerde Kekemelik Nasıl Geçer, Küçük yaşlardan itibaren kekemelik problemi yaşayan kişilerde, karşısındaki kişiye bir konuyu anlatırken  ciddi bir problemler yaşatmaktadır. Kekemelik problemi çeken kişilerde ifad Yetişkinlerde Kekemelik Nasıl Geçer, Küçük yaşlardan itibaren kekemelik problemi yaşayan kişilerde, karşısındaki kişiye bir konuyu anlatırken  ciddi bir problemler yaşatmaktadır. Kekemelik problemi çeken kişilerde ifade etmek istedikleri konuya ilişkin söylemleri ya yarım kalır ya da ağızdan kelimeler çıkarken bir kısım sorunlar ile karşılaşmaktadır. Bu sorunlar kelimenin ilk harflerini çıkartırken son harfleriyle bağlarken karşısındaki kişiye tam anlamıyla kendisini ifade etmemesi veya geç ifade etme problemedir. Yapılan araştırmalarda yetişkinlerde kekemelik sorunu küçük yaşlardan itibaren kalıtsal olarak geçmekle olup, bir kısım kişilerde ise  korku veya panik halinde beynin bu problemden etkilenmesi ile psikolojik bir problemdir. Uzman hekimlerin bir kısım çalışmaları ile kekemeliğe iyi gelen bir takım teknikler ile kekemelik sorunu kontrol altına alabilmektedir. Ancak söz konusu kekemelik sorunu düzenli yapılacak alıştırmalar ile düzelmektedir. Bu alıştırmalar ise uygun nefes alıp verme, uygun duruş, tüm konuşmayı algılayarak sakin bir şekilde telaffuz etmekle mümkün olmaktadır. Toplum içerisinde süre gelen bu takıntılar öncelikle çocukluk yaşlarda başlar ve ilerleyen yaşlarda müdahale edilmediği takdir de kalıtsal bir hal almaktadır. Ancak yetişkinlik döneminde uzman hekimler nezaretinde yapılan kontrol ve doğru nefes çalışmaları ile sıkıntıdan kurtulmanın mümkün olma durumu mevcuttur. 

            Yetişkinlerde Kekemelik Nasıl Geçer
            Yetişkinlerde Kekemelik Egzersizleri

            Toplum içerisinde hitabet konusunda bir çok sıkıntı çeken kekemeler bir kısım egzersiz ve çalışmalar ile bu problemin üstesinden gelebilmektedir. Bunun için uzman hekim kontrolünde konuşma alışkanlığını düzenlemek gerekir. Bu egzersizlere başlanılırken öncelikle Akciğerler yardımı ile alınan nefes alış veriş hızı düzenlenir. Akabinde konuşmayı destekleyici dudak ve dil hareketleri doğru şekilde kullanılır. Bu sayede verimli diyafram nefes alış verisi sağlanır. Doğru nefes alışı ile birlikte konuşurken ilk hece takılmalarına yönelik ton ve sesin nasıl kullanılacağına ilişkin shapin tekniğinin kullanılması sağlanır. Bu teknikle küçük takılmalara sahip kekemelerin 10 gün içerisinde tekrarlama ve takılma durumların ortadan kalktığı görülecektir. Bu sorunun kalıtsal olarak ortadan kalkması için uzman hekimler tarafından bir kısım egzersizler verilir bu egzersizler ise kalemin ağız ile tutularak kitap okuma, diksiyon eğitimi ve toplum içerisinde hitabet konuları hasta üzerinde işlenerek kekemelik problemden kurtulma durumu mümkün olur. Kekemelik sorunu yaşayan kişilerin konuya ilişkin uzman kişilerden yardım alması ve uzman hekimin belirttiği şekilde egzersizleri harfiyen yerine getirdiği takdir de yaşı kaç  olursa olsun bu problemden kurtulacağı hususları uzman doktorlarca dile getirilmiştir.


            ]]>
            Hamilelikte Panik Atak https://www.psiko.gen.tr/hamilelikte-panik-atak.html Sat, 28 Jul 2018 10:31:58 +0000 Hamilelikte panik atak, çoğu anne adayında etkili olan bir durumdur. Hamilelik kadın açısından oldukça özel bir süreçtir. Hem fiziksel anlamda, hem de ruhsal anlamda kadının bedeninde önemli değişimler meydana gelmektedir. Bir Hamilelikte panik atak, çoğu anne adayında etkili olan bir durumdur. Hamilelik kadın açısından oldukça özel bir süreçtir. Hem fiziksel anlamda, hem de ruhsal anlamda kadının bedeninde önemli değişimler meydana gelmektedir. Bir anda hormon seviyelerinde yükselme olması, kadınlarda duygusal salınımlar ile iniş çıkışlara yol açar. Bunun yanında anne adayı bebeğiyle alakalı kaygılar yaşayarak, iyi bir anne olup olamayacağını sorgular. Ayrıca kadının yaşam tarzında elinde olmadan gerçekleşen değişiklikler, maddi kaygılar içinde olmak gibi etkenlerde hamilelikte panik atak açısından psikolojik faktörler olarak kabul edilir.

            Hamilelikte panik atak belirtileri farklı mıdır

            Hamilelik döneminde anne adayında etkili olan panik atak semptomları, normal zamanlarda görülen belirtilerden farklı değildir. Anne adayı hızlı kalp atışları, göğüs ağrısı gibi belirtileri bu dönemde hisseder. Nefes almada zorlanma, titreme ve ürperme, baş dönmesi gibi panik atak belirtileri hamilelik döneminde de hissedilebilir. Panik atak yaşayanlar bu belirtilerin etkisiyle kalp krizi geçirdiklerini düşünürler, bazı durumlarda öleceklerini bile hissederler.

            Hamilelikte panik atak tedavisi ilaçla mı olur

            Panik atak tedavisinde ilk başvurulan yöntemlerden biri ilaç tedavisidir. Ancak hamilelik döneminde panik atak tedavisinde ilaçlar bebek açısından olumsuz etkilere neden olabilir. Bu yüzden anne adaylarına ilaç tavsiye edilmez. Panik ayağın tedavisi sadece ilaçla olmaz. Bilişsel terapi ile davranışsal terapi yöntemleri panik atak tedavisi için en etkili terapiler arasındadır. Terapide hastalara panik bozukluğu için bilgiler verilir, strese neden olan etkenler anlatılır ve bunlarla baş etmek için neler yapılabileceği öğretilir. Bu terapiler sırasında anne adaylarının ilaç kullanmasına da gerek kalmaz.

            Hamilelikte panik atak yaşayan anne adayları için öneriler

            Uzmanlar anne adayına uygulanan terapilerin yanında faydası dokunacak olan bazı önerilerde bulunmaktadır. Bunlarda uygulandığı takdirde panik atağın etkileri daha kolay atlatılabilir.
            Hamilelikte Panik Atak
            • İlk aşamada anne adayına aile ve arkadaş desteği sağlanmalıdır. Bu sayede sıkıntılı süreç daha kolay atlatılacaktır.
            • Uzmanlar anne adayının eşinden göreceği desteğin panik atak üzerinde oldukça olumlu etkiler yapacağını da belirtirler.
            • Kadının kendini izole edilmiş şekilde hissetmemesi için, sosyal yaşamını, aile yapısını ve ihtiyaçlarını kendisini aktif yapacak şekilde ayarlaması gerekir.
            • Hamilelik sürecinde kadının kafein alımını azaltması da faydalı olacaktır. Bu yüzden daha az çay, kahve, kola gibi içecekleri içmeleri gerekir.
            • Anne adayları uyku düzenine de dikkat etmelidir.
            • Rahatlamalarına yardımcı olacak sırt ve ayak masajları, aynı zamanda derin nefes almalarına yardımcı olur. Bunlar kadınların stresini azaltacak uygulamalardır.
            • Doğumu ilk defa yaşayacak olanlar, buna psikolojik olarak iyi hazırlanmalıdır. Doğumu ürkütücü bir eylem olarak görmek yerine, doğal bir süreç olarak kabul etmeleri faydalı olur. Doğum kaygıları kadının strese sokar ve panik atağın daha etkili olmasında etkili olur.
            • Kadınlar hamileliklerinde doğum kliniklerini ziyaret etmeli, gözlem yapmalı, prosedürleri öğrenmelidir. Burada doğum yapan kadınlarla görüşmeli, onlardaki heyecanı hissetmeye çalışmalıdır. Bu doğum korkularını üzerlerinden atmaya yardımcı olur ve hamilelikte panik atak etkisinden daha kolay kurtulabilirler.
            ]]>
            Panik Atak Mide Bulantısı https://www.psiko.gen.tr/panik-atak-mide-bulantisi.html Sat, 28 Jul 2018 15:45:36 +0000 Panik Atak Mide Bulantısı, Kişinin hiç beklemediği bir durum karşısında vücudun istemsiz olarak kasılması, başın ağrıması ve bu sıkıntılı durum karşısında şiddetli kramplar ile birlikte mide bulantısı görüldüğü Panik Atak Mide Bulantısı, Kişinin hiç beklemediği bir durum karşısında vücudun istemsiz olarak kasılması, başın ağrıması ve bu sıkıntılı durum karşısında şiddetli kramplar ile birlikte mide bulantısı görüldüğü gözlemlenmiştir. Tıp literatüründe mide bulantısı bir çok hastalığın oluşmasından dolayı, hasta üzerinde istemsiz olarak gerçekleştiği görülmüştür. Ciddi bir rahatsızlığa yakalanan birinin vücudunun kendisini yenilemesi amacıyla istemsiz kas kramplarından dolayı bulantı ve kustuğu gözlemlenmiştir. Ancak ciddi bir fiziki sağlık sorunu olmayan kişilerde bazen gerçekleşen bir olaydan dolayı, vücut psikolojik olarak böylesi bir durumla karşılaştığından dolayı tiksinme ve korkmasından dolayı mide bulantısı gerçekleşir. Panik atak ise beklenmedik bir durum ansızın olmadık bir yerde ve zamanda ortaya çıkması halinde; yoğun kaygı, korku, bulantı ve sıkıntı karışımı nöbetlerden dolayı gerçekleşir. Böylesi bir durumda olan kişi felç geçireceğini, sağlık problemleri yaşayacağını ve kalp krizi şeklinde ataklar geçireceği düşüncesi yoğun şekilde ölüm korkusu gibi düşünceler kişini bilincini istemsiz olarak kaybederek mide bulantısı ve kalp çarpıntılarının oluşmasına neden olmaktadır. 

            Panik Atak Mide Bulantısı
            Panik Atağın Mide Üzerindeki Etkisi

            Panik atak geçiren kişide sanki mide de kelebekler uçuşuyor hissi oluşabilir veya düğümlenme hissedilir. Panik atağın etkisi ile bulantı yani kusma hissi ortaya çıkmaktadır. Midenin üst bölgesinde oluşan kramp benzeri ağırlardan dolayı mide-bağırsak ikileminde spazmlar ve sesler duyulmaktadır. Panik atağın oluşmasıyla birlikte kalp üzerinde çarpındı ve hızlı atma, ciddi anlamda terleme, nefes de daralma ve boğulma hissi hasta yaşar. Bununla birlikte soluğun kesilmesi, göğüste sıkışma ve ağrı oluşmasıyla bulantı ve karın ağrısına neden olur. Böylelikle hasta kusarak baş dönmesi, bayılma ve sersemlik gibi rahatsızlıklar panik atağın mide üzerindeki etkilerdir. 
            ]]>
            Bipolar Bozukluk Testi https://www.psiko.gen.tr/bipolar-bozukluk-testi.html Sun, 29 Jul 2018 15:06:40 +0000 Bipolar bozukluk testi, bipolar bozukluk tanısı koyabilecek herhangi bir psikolojik test, film çekimi, laboratuvar testi gibi tetkikler bulunmamaktadır. En doğru yaklaşım kendinizde bipolar bozukluk olduğunu düşündüğünüzde, heme Bipolar bozukluk testi, bipolar bozukluk tanısı koyabilecek herhangi bir psikolojik test, film çekimi, laboratuvar testi gibi tetkikler bulunmamaktadır. En doğru yaklaşım kendinizde bipolar bozukluk olduğunu düşündüğünüzde, hemen bir psikiyatrist ile görüşmeli ve kesin tanı konulmasını sağlamanızdır. Ayrıca bu tetkik sırasına sizi yakından tanıyan bir akrabanız, arkadaşınızda yanınızda olursa, daha iyi olur. Herhangi bir şey atlanmadan aldığınız tedaviler, yaşadığınız olaylar psikiyatriste tam olarak aktarılabilir.

            Bunun dışında bipolar bozukluk belirtilerinin taranması amacıyla duygu durum bozuklukları ölçeğinden yararlanılabilir. Ancak bu testte tanı konulmasını sağlamaz. Testin psikiyatrist ile birlikte değerlendirilmesi, bipolar bozukluk hakkında fikirler verebilir. Kişinin testte verdiği cevaplar rahatsızlığın belirtilerini açığa çıkarabilir. Manik depresif bozukluk, duygu durum bozukluğu şeklinde de bilinen bipolar bozukluk tedavisi tam yapılamayan psikolojik bir rahatsızlıktır. Duyguların ve düşüncelerin iki zıt kutupta belirli aralıklarla oluştuğu bipolar bozukluk, kişiden kişiye farklı bir yaklaşım gösterir. Kişilerin yaşamını zorlaştıran bu sorun fark edilmese bile, kişiyi etkiliyor olabilir. Bipolar bozukluk testi olmasa bile, bu belirtilerin takip edilmesiyle hastalığın etkisinde olup olmadığınızı kolayca tahmin edebilir, hemen tedavisi için doğru adımlar atabilirsiniz.

            Bipolar bozukluk testi (Belirtilerin değerlendirilmesi)
            • Normal olmayan şekilde neşeli ya da hüzünlü olmak
            • En küçük konuları bile kafaya takarak, kendini mutsuz hissetmek
            • Madde bağımlığı, alkol kullanımı gibi alışkanlıkların karşı konulmaz şekilde olması
            • Uykuya fazla düşkün olmak ya da az uyumak
            • İşlere başlansa da, bir türlü sonunu getirememek
            • Ardından pişman olunacak şekilde ani kararlar alınması
            • Dikkat eksikliğinin olması, konsantrasyon sorunu çekilmesi
            • Ani bir şekilde düşünmek ve konuşmada aceleci davranmak
            • Kişinin ürkeklikle, sinirlilik hali arasında git geller yaşaması
            • Alınganlığın had safhada olması, herkesin söylediklerine alınganlık gösterilmesi, söylenenleri yanlış anlama
            • Ani şekilde kendine güvenme hissinin olması, kişinin kendini fazla derecede sevmesi
            • Başkalarının kendi hakkında kötü düşüncelerinin olduğuna inanmak
            Bipolar Bozukluk Testi
            Bipolar bozukluk testi olmasa da, yukarıdaki eylemleri, davranışları, düşünceleri yaşayan kişiler bipolar bozukluk etkisinde olduklarını düşünmelidir. Zaman kaybetmeden bir psikiyatristten destek almalıdır. Duyguların tersine dönmesi, kendinden nefret etme gibi özgüven sorununun yaşanması, bipolar bozukluk açısından ciddi belirtilerdir. Uzman kontrolünde, çevrenizdeki sevdiğiniz kişilerin desteğiyle bu etkileri azaltabilirsiniz. Bipolar bozukluk oldukça zorlu bir rahatsızlıktır. Bu belirtilerin yaşanması halinde mutlaka destek almalısınız.
            ]]>
            Şizofreni Testi https://www.psiko.gen.tr/sizofreni-testi.html Mon, 30 Jul 2018 02:58:34 +0000 Şizofreni testi, kısa anlatımla olmadık yerde olmadık şeyler yapmamıza, anormal davranışlar sergilememize gerçeği ayırt edemememize sebep olan bir hastalıktır. Aslında psikolojik hastalıklar arasında en az ortaya çıkan hasta Şizofreni testi, kısa anlatımla olmadık yerde olmadık şeyler yapmamıza, anormal davranışlar sergilememize gerçeği ayırt edemememize sebep olan bir hastalıktır. Aslında psikolojik hastalıklar arasında en az ortaya çıkan hastalıklardan biridir lakin yine de bu hastalık bir birey için çok korkutucudur. Bu hastalığın asıl olarak bir beyin hastalığı olduğunu söyleyebiliriz. Şizofreni de hastanın beyninde birden çok kişilik barınmaktadır. Bu hastaların özelliklerinden biri de şizofreni olduklarını kabul etmemeleridir, ama şunu bilmekte fayda var ki o da erken teşhislerde düzgün bir tedavi ile hastalıktan tamamen kurtulmak mümkündür. Çünkü hastalık ileri seviyelerde daha tehlikeli bir hal almakta ve bu durumlarda geriye dönüş çok daha zor olmaktadır. Bunların yanında şizofren hastaları hakkında doğru bilinen bir yanlıştan da bahsetmek gerekir ki o da şizofren hastalarının diğer insanlara karşı saldırgan davranışlar sergilediğidir. Ama bu durumun doğruluğu söz konusu değildir, şizofren hastaları çekingen ve tedirgin olduklarından kendi içlerine kapanıktırlar.

            Şimdi isterseniz bir bakalım, kim şizofreni, kim değil!

            Sorular


            1- Bazı gülünecek yerde somurtur yada tam tersi durumlarda gülüp, hafiften garip davranır mısınız
            2- Sizce bazı davranışlarınız insanlara farklı/garip geliyor mu
            3- Sizin hakkınızda konuşulan sesler duyuyor musunuz
            4- İzlediğiniz yada dinlediğiniz (TV,radyo vb) cihazlarda sizin hakkınızda konuşulduğunu düşünüyor musunuz
            5- Çalışma hayatınız artık size zor gelmeye başladı mı
            6- Kültür ve sanat konularındaki kişiliğinizden giderek uzaklaştığınızı düşünüyor musunuz
            7- Gözünüzde sizden başkasının göremediği kişi veya varlıklar belirir, onlarla iletişime geçer misiniz
            8- İnsanlar sizi dinlediklerinde, sözlerinizden anlam çıkaramadıkları durumlar olur mu
            9- Bazen kalabalıktan uzaklaşmak isteyip kendi başınıza yaşamak ister misiniz Veya yaşıyor musunuz
            Şizofreni Testi10- Temizlik/duş konusunda daha isteksiz bir hale geldiniz mi

            Sonuçlar

            Sonuçları, verdiğiniz evet cevaplarını sayarak kendiniz çıkartabilirsiniz. Eğer verdiğiniz hayır cevaplarının sayısı evet cevaplarını geçtiyse o zaman çok telaşlanmanıza gerek yoktur. Ama yine de bazı sorulara verilen evet cevapları nedeniyle psikiyatrik destek almanız gerekebilir. Bu maddeler ise; izlediğiniz yada dinlediğiniz (TV, radyo vb) cihazlarda sizin hakkınızda konuşulduğunu düşünüyor olmanız ve gözünüzde sizden başkasının göremediği kişi ve varlıkların belirdiği ve onlarla iletişime geçtiğiniz durumlardır. Bu durumların dışındaki maddeler bazı zamanlarda kişilerin hayatlarında karşılaştıkları bazı olumsuz durumlardan meydana gelebilmektedir. Örneğin bazen insanlarla alakalı olumsuz durumlar yaşadığınızda o ortamdan uzaklaşıp kendi başınıza kalmak isteyebilir, düşüncelerimiz karışık hale gelmiş olduğunda karşımızdakiler bizi anlamayabilir, depresyonda olup kültür ve sanatla ilgili konulardan bir süreliğine uzak durabiliriz, bunlar günlük hayatta karşılaşılabilecek durumlardır, paniğe kapılmamak gerekir. Ama bu gibi durumları çözmek için ise durumların üzerine gidilmelidir. Mesela yıkanmayı sevmemeye başladıysak daha temiz olmak için biraz daha çaba gösterebilir yada karşımızdakiler bizi farklı ve garip buluyorsa sadece suçu onlarda aramamalı, daha açıklayıcı ve sosyal olmak için elimizden geleni yapmalıyız.

            Eğer verdiğiniz evet cevaplarının sayısı hayır cevaplarını geçtiyse, bu durumda bir psikiyatriste gidip görünmeniz sizin iççin faydalı olacaktır. Belki siz günlük hayatınızda pek bir farklılık görmüyor olabilirsiniz ama bazı durumlar bu hastalığın belirtileri olabilir. Zaten böyle durumlarda psikiyatriste gidip ben şizofrenim demezsiniz, çünkü öyle hissediyor oluşunuz sizin kesinlikle şizofren olduğunuz anlamına gelmez. Bu konuda tam olarak emin olmak için ihtiyacınız olan şey bir uzmanın tanısıdır.
            ]]>
            Depresyon https://www.psiko.gen.tr/depresyon.html Mon, 30 Jul 2018 15:59:06 +0000 Depresyon, İnsanlarda tamamen psikolojik olarak gelişerek sorunların ortaya çıkmasına neden olan depresyon problemi hemen her yaşta görülebilecek bir durumdur. Bu nedenle depresyonun çocuklarda da görülme ihtimali çok yüksektir. Depresyon, İnsanlarda tamamen psikolojik olarak gelişerek sorunların ortaya çıkmasına neden olan depresyon problemi hemen her yaşta görülebilecek bir durumdur. Bu nedenle depresyonun çocuklarda da görülme ihtimali çok yüksektir. Fakat genel olarak çocukların çok büyük sıkıntılarının olmaması bu durumu biraz daha az görülür bir hale getirir. Depresyon insanların yaşanan gelişmelere rağmen sürekli olarak bir boşluk hissi içerisinde kalmasıdır. Bunun yanında kişinin içerisinde bunalım ve hüzünde oldukça yoğun bir şekilde yaşanabilir. Bazı insanlarda depresyon problemi, kişi farkında olmasa bile kişinin sağlık sorunlarıyla ilgili olabilir. Örneğin, farklı nedenlere bağlı olarak hormon bozukluğu yaşayan insanlarda depresyon sorunları görülebilir. Çünkü vücutta mutluluk hormonu adındaki hormonun az salgılanması kişide stres oluşumuna, üzüntü ve sürekli mutsuzluk durumlarına neden olabilir. Bu durumlarda direk olarak depresyon hallerinin meydana gelmesine neden olabilir. Depresyona giren kişiler, daha önceden yaşadıkları mutlu olayları tekrar yaşadıklarında herhangi bir şekilde mutlu olmazlar ve bu olaya oldukça normal bakarlar. Kişinin gülme durumları da oldukça azalacağı için sürekli olarak sıkıntılar meydana gelecektir. Depresyon sorunları tıbbi olarak birçok farklı türlerde incelenmektedir.

            Depresyon Türleri

            Majör depresyon: İnsanlarda çalışma hayatı nedeniyle sürekli olarak stresin meydana gelmesi ve bunun yanında kişilerde uyku düzeninin bozulması, yeme alışkanlıklarının değişmesi gibi nedenlerden dolayı meydana gelen depresyon türüdür. Genellikle yetişkinlerde görülür ve giderek artabilen bir depresyon türüdür. Bu sorun hayatın bazı dönemlerinde tekrar edebilir. Kimi insanlarda birkaç saat sürerken kimi insanlarda haftalarca etkili olabilir.

            Kronik depresyon:Bu depresyon türü yaklaşık olarak iki yık kadar uzun süreler insanlarda görülebilmektedir. Aslında bu durumda kişinin ruh hali oldukça etkilenir. İnsanlarda bu durum depresif bir ruh halinin meydana gelmesine neden olmaktadır. Kronik depresyon, her ne kadar  majör depresyonla aynı özellikler gösterse de birbirinden farklıdır. Majör depresyona göre biraz daha hafif geçer.

            Atipik depresyon: Bu depresyon türünü yaşayan insanlarda aşırı yemek yeme, aşırı uyuma, aşırı halsizlik gibi durumlar meydana gelir. Bu durumlar sanki kişinin hasta olduğunu gösterse bile tamamen psikolojik bir depresyon halidir. 

            Manik depresyon: İnsanlarda karmaşık ruh hali olarak ortaya çıkar. Çok sık karşılaşılmayan bir depresyon türüdür. 

            Mevsimsel depresyon: Adından da anlaşılabileceği gibi mevsimsel depresyon türünde kişiler yılın belli dönemlerinde psikolojik olarak etkilenirler. Özellikle bahar aylarının bitiminde bu durum insanlarda çok karşılaşılır. Bazen yaz aylarında ve diğer mevsimlerde de meydana gelebilir. 

            Depresyon
            Psikotik depresyon: Bu depresyon türü aslında oldukça ağır etkiler gösterir. Çünkü bu depresyon türünü yaşayan insanlar gerçeklikle ilgilerini tamamen keselerde ve sürekli olarak halisülasyonlar görürler. Bu nedenle psikotik depresyon, ciddi sorunların ortaya çıkmasına neden olabilir.

            İnsanlarda depresyon belirtileri nelerdir
            • Aslında insanlarda depresyon hallerini ayırt etmek oldukça zordur. Çünkü depresyonun en belirgin özellikle kişideki üzüntü, mutsuzluk, yalnızlık hisleridir. Bunlar her ne kadar belirti olsa bile aslında sağlıklı insanların da ara ara yaşadıkları durumlardan biridir.
            • Eğer depresyona girmiş bir kişiyle karşı karşıyaysanız, meydana gelen komik olaylar ya da eğlenceli olaylar karşısında karşınızdaki kişinin morali yerinde olmayacaktır ve yaşayan olaylara biraz daha saçmalık gibi bakacaktır. 
            • Bazı insanlarda depresyonunun ilerlemesi nedeni ile intiha]]> Çalma Hastalığı https://www.psiko.gen.tr/calma-hastaligi.html Tue, 31 Jul 2018 15:00:27 +0000 Çalma hastalığı, çok eski zamanlardan günümüze kadar gelmiş olan bir hastalıktır. Bu hastalık tamamen psikolojik olduğu için herhangi bir cerrahi yöntemiyle tedavi edilememektedir. Çalma hastalığının tıbbı olarak bilimsel Çalma hastalığı, çok eski zamanlardan günümüze kadar gelmiş olan bir hastalıktır. Bu hastalık tamamen psikolojik olduğu için herhangi bir cerrahi yöntemiyle tedavi edilememektedir. Çalma hastalığının tıbbı olarak bilimsel adı "Kleptomani" hastalığıdır. Bu hastalık genellikle kişilerde istemsiz olarak gördüğü eşyaları alma isteğinin artmasıyla etkilerini göstermektedir. Bu hastalığı yaşayan kişilerde eşyanın maddi ya da manevi değeri önemli değildir. Yani kişinin çalmak istediği eşya, son derece değersiz bile olsa kişi için bir şey değişmez ve çalmak istediğini karşısındaki insanlara fark ettirmeden çalar. Çalma hastalığının görüldüğü kişilerde bu durum oldukça büyük problemlerin meydana gelmesine neden olabilir. Çünkü kişideki bu hastalık, diğer insanlara inandırıcı gelmeyebilir. Çalma hastalığının yani kleptomani hastlaığının görüldüğü kişiler herhangi bir eşyayı çalarken yakalandıklarında çok büyük utanç duyarak bu eşyayı neden çaldıklarını düşünürler. Kişi her ne kadar utanç duysa bile, aynı hareketi tekrar yapacaktır. Bu kişilerde engellenemez bir şekilde çalma dürtüsü vardır. Bu hastalık eğer kişide teşhis edilmemişse kişi çalma hastalığının olduğunu anlayamaz ya da fark edemez. Çalma hastalığı, erkeklere göre kadınlarda çok daha sık karşılaşılmaktadır. Yani hastaların üçte ikisi kadındır. Aslında günümüzde yakalanan hırsızların %15'inde kleptomani hastalığı vardır. Bu durum insanlarda 50-55 yaşlarında çok daha sık karşılaşılmaktadır. 

              Nedenleri nelerdir
              • Çalma hastalığının nedenleri hakkında net olarak bilgiler çok fazla bulunmasa bile bazı tahminler yapılmıştır. İnsanlarda psikanalitik kurama göre meydana gelen çalma hastalığı bazen de doğuştan olduğundan herhangi bir nedene bağlanamaz. 
              • Çalma hastalığı bulunan insanlarda inanılan bir alt benlik kişiliği bulunmaktadır. Alt benlik her zaman haz almak istediği için kişilerde çalma isteği sık sık karşılaşılan bir hal olmaya başlar. 
              • Aşırı stres ve sıkıntı durumları çalma hastalığı sorununa neden olabilir. Özellikle gençlerde sınav stresi ve eğitim hayatlarındaki sıkıntılar nedeniyle çalma hastalığı meydana gelebilmektedir. Bu durumlarda kişilerin kafa dağıtmaları, meydana gelebilecek birçok sorunun giderilmesinde önemli bir etken olacaktır.
              • Bunun yanında çalma hastalığına son neden olarak kişilerde travmatik durumları örnek verebiliriz. İnsanlarda geçirilen kafa travmalarında bu gibi hastalıkların oluşacağı tartışılmaktadır. 
              Çalma Hastalığı
              Bunların yanında çalma hastalığı gibi sorunlara neden olan psikolojik problemler vardır. 
              • Depresyon,
              • Aşırı sıkıntı ve takıntı,
              • Kişilik bozuklukları,
              • Yeme bozuklukları, 
              • Cinsel sorunlar,
              • Alkol ve uyuşturucu kullanımı
              • Epilepsi,
              • Demans ve bazı tümör hastalıkları
              Çalma hastalığının tedavisi:
              Hastalık psikolojik nedenlerden dolayı kaynaklandığı için psikologlar yardımıyla sorun çözülebilir. Bunun için kişilerde ilaç tedavileri uygulanmalıdır. Fakat kullanılacak olan ilaçlarda bağımlılık söz konusu olduğu için ilaçlar çok kontrollü bir şekilde hastaya verilmelidir. Aksi durumlarda bu ilaçlar ilerde kişinin olmazsa olmazları arasında olacaktır. Eğer insanlarda bu hastalık tedavi edilmezse, ilerde yangın çıkarma, patolojik olarak kumar oynama, aşırı öfke ya da saçlarını yolma gibi ciddi psikolojik problemlere neden olabilir. Bu nedenle tedavilerin kesinlikle aksatılmaması ya da geciktirilmemesi gerekmektedir. Çalma hastalığı, ilaçların yanı sıra klinik çalışmalar ve ciddi gözlemler altında tedavi edilmektedir. Genellikle psikologların hastayla sürekli sohbet etmesi, hastanın söylediklerini dinlemesi gibi tedavilerle bir süre sonra bu hastalık ortadan kalkabilir. 
              ]]>
              Anksiyete Nedir https://www.psiko.gen.tr/anksiyete-nedir.html Wed, 01 Aug 2018 01:23:37 +0000 Anksiyete Nedir, Kişinin günlük hayatını olumsuz olarak etkileyecek şekilde kaygı ve endişelerini kontrol edememesi durumu olan anksiyete (kaygı bozukluğu) çağımızda özellikle gençlerde daha sık görülen rahatsızlıklardan Anksiyete Nedir, Kişinin günlük hayatını olumsuz olarak etkileyecek şekilde kaygı ve endişelerini kontrol edememesi durumu olan anksiyete (kaygı bozukluğu) çağımızda özellikle gençlerde daha sık görülen rahatsızlıklardan biridir. Bu rahatsızlık kişide ilk olarak ufak bir tedirginlik hissi ile başlar ve daha sonra panik noktasına gelene kadar ilerlerler. Hastanın sosyal hayatının yanı sıra iş ve aile hayatınında büyük bir bölümünü etkileyen anksiyete kişiyi normal hayattan soyutlayacak hale geldiğinde bir probleme dönüşür ve hastalık haline gelir.

              Anksiyete bozukluğunun nedenleri nelerdir

              Anksiyetenin nedenleri tam olarak bilinememekle birlikte kişinin çocukluk döneminde yaşadığı hafızasında büyük bir yer kaplayan bir olay veya unutamadığı bazı hayat deneyimleri anksiyetenin nedeni olabilir.

              Anksiyete bozukluğunun belirtileri nelerdir
              • Sürekli gergin ve kaygılı olma durumu
              • Tedirginlik ve endişeli olma
              • Bir olayın en kötü yanını düşünme
              • Sürekli olumsuz düşüncelere odaklanma
              • Aniden kalbin hızlı çarpması ve panik atak durumu
              • Nedensiz huzursuzluk ve tehlike durumu yaratma
              • Göğüs ağrısı ve ölüm korkusu
              • Tahammülsüzlük ve kontrolü elde tutamama
              • Baş ağrısı ve halsizlik
              • Uykusuzluk ve sersemlik hali
              • Kasların gergin olması ve nefes alırken zorlanma
              • Ağız kuruluğu ve sık tuvalet ihtiyacı
              • Aniden boşalan ter ve titreme gibi durumlar anksiyete bozukluğunun belirtileri arasında sayılabilir.
              Anksiyete Nedir
              Anksiyete bozukluğunun tedavisi:

              Anksiyete hastalığının tedavisinde genellikle uygun olarak seçilmiş antidepresan ilaçlar ve psikoterapi uygulanır. Hastalık orta düzeyde ise hastalarda yalnızca bilişsel davranışçı psikoterapiler yeterli olabilir. Hastalık aşırı derecede ilerlemiş ise hastalara psikoterapiler ile beraber ilaç tedavileri uygulanarak hastalıkta olumlu gelişmeler sağlanmaktadır. Pisikoterapinin amacı hastalarda olumsuz düşünceleri ve davranışları değiştirmek ve  hastaların pes etmeyip hastalıkla mücadele etmesini sağlamaktır. Pisikoterapi hastalığın durumuna göre 6 ile 12 seans arasında sürebilir. Anksiyete hastaları çoğunlukla hastalıklarını fark edemeyip farklı bölümlere başvurdukları için hastalıklarının tanısı gecikebilir. Bu nedenle hastalığın derecesi artar ve tedavisi uzun sürer.  Bu hastalığın tanısı doğru koyulduğunda ve ilaçlar düzenli kullanıldığında anksiyetenin tam olarak düzelme olasılığı oldukça yüksektir. Bu hastalığın ilaçları kesinlikle doktor tarafından tavsiye edilmeli ve doktor gözetiminde alınmalıdır. Anksiyete hastalığında ilaçlar, kullanıldıktan en az bir ay sonra etkileri gösterir. Hastada antidepresan ilaçlar kullanılırken bazı yan etkiler ortaya çıkabilir. Fakat bu durum geçicidir. Anksiyete hastalarında ilaçlar kullanıldıktan sonra gözle görülür bir düzelme fark edildikten sonra hastaya tedavinin 6 ile 9 ay arasında devam ettirilmesi önerilir ve ilaçlara son verilmesi yine doktorun kararı ile olmalıdır.
              ]]>
              Davranış Bozukluğu https://www.psiko.gen.tr/davranis-bozuklugu.html Wed, 01 Aug 2018 03:15:29 +0000 Davranış Bozukluğu, kişide oldukça geniş kontrolsüz şekilde ortaya çıkan davranışları içermektedir. Çoğunlukla karşınızdaki kişilerin temel haklarına ve toplum içerisinde ihlal edilen davranışlar şeklinde nitelenmekted Davranış Bozukluğu, kişide oldukça geniş kontrolsüz şekilde ortaya çıkan davranışları içermektedir. Çoğunlukla karşınızdaki kişilerin temel haklarına ve toplum içerisinde ihlal edilen davranışlar şeklinde nitelenmektedir. Davranış bozukluğu genellikle kanunlar açısından bakıldığı zaman suç teşkil eden hareket ve tutumlardır. Davranış bozukluğu özellikle semptomatik açıdan bakıldığında kişide gelişen saldırganlık durumunun ortaya çıkması, şiddet gösterme, çalmak ve yalan söyleme şeklinde tanımı yapılabilir. Davranış bozukluğu kişinin ne sıklıkta ortaya çıktığı ya da ciddiyeti, ergenlik döneminde veya çocukluk döneminde sergilemiş oldukları davranışlar ve tutumun çok ötesinde olan davranışlardır. Ayrıca çocuğun göstermiş olduğu tutum ile davranışı birbirine karıştırılmamalıdır. Çünkü davranış bozukluğunda kişinin karşı tarafa yapmış olduğu davranıştan dolayı meydana gelen bir pişmanlık söz konusu olmadığı gibi, aynı zamanda aşırılık göstermektedir. Ayrıca davranış bozukluğu olan kişi yaptığı davranış karşısında hiç bir şekilde merhamet göstermez, aksine çok hissiz ve vurdum duymaz şekilde bir tavır sergilemektedir. Kişideki bu davranış bozukluğu çoğunlukla anti-sosyal bir kişilik bozukluğunun tanısı kriterini göstermektedir.  

              Çocukluk Ve Ergenlik Döneminde Davranış Bozukluğu, çocuklarda meydana gelen davranış bozukluğu özellikle dikkat eksikliği, öğrenmede güçlük çekilmesi, hiperaktivite, problemler yaşanması ve iletişimde ortaya çıkan bozukluklar şeklinde görülmektedir. Ayrıca ergenlik döneminde sıklıkla ebeveyn ve diğer büyüklerin sözlerinin dinlenmeme ve uymama, dikkat konusunda çocuğun yaşamış olduğu problemler ve bu sebeple hiç bir tepki vermemesinden kaynaklanmaktadır. Hatta depresyon ve anksiyete durumu davranış bozukluğu görülen çocuklarda rastlanılan diğer bir rahatsızlık grubudur. Çocuklarda ve ergenlerde meydana gelen davranış bozukluğu sıklıkla rastlanılan büyük problemdir. Davranış bozukluğunun ergenlik döneminde görülme sıklığı ise, %15 civarına yükselmiştir. Genellikle ergenlik döneminde davranış bozukluğu erkek çocuklarında tecavüz, hırsızlık ve diğer nitelikli saldırgan davranışlar sıklıkla görülmektedir. Yapılan araştırmalar sonrasında bazı kişilerin bütün yaşamları boyunca davranış bozukluğunun olduğunu ortaya çıkarmıştır. Fakat bazı kişilerin ise davranış bozukluğunu ergenlik döneminin bitmesi ve yetişkinlik dönemine geçmesi ile bu durumu tamamen terk ettiği de görülmektedir. Kısacası çocuklarda ya da ergenlik döneminde ortaya çıkan davranış bozukluğu probleminin geçici durum olabileceği gibi, aynı zamanda bütün yaşamı boyunca devam edebileceği de karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca çocuğunda davranış bozukluğu gözlemleyen anne ve babaların mutlaka zaman kaybetmeden uzmana başvurmaları hem kendileri hem de çocukları açısından oldukça fayda sağlamaktadır. 

              Davranış Bozukluğu
              Davranış Bozukluğunun Tedavisi, pek çok çeşitli tedavi imkanı bulunmaktadır. Bu tedavilerden birisi "ailevi müdahaledir" ve anne baba tarafından çocuğunun eğitilerek anti-sosyal davranışların yerine daha sosyal davranışlar için ödüllendirmek ve uygun davranış şekillerini daha iyi pekiştirmesi sağlanmaktadır. Davranış bozukluğunun diğer tedavi yöntemi ise, "çoklu sistem müdahalesidir". Çoğunlukla bu yöntemde ergende meydana gelen davranış bozukluğunun tedavisi için okul, aile eğer gerekli görülür ise akranları ile beraber terapilerin uygulanması işlemi yapılmaktadır. Ayrıca bu yöntemde çocuğun ya da ergenlik döneminde ortaya çıkan agresiflik durumu için davranışlarının kontrol edilmesine yardımcı olacak tekniklerin öğretilmesi esas alınmaktadır. Sonuç olarak davranış bozukluğu ebeveynlerin çocuklarında ortaya çıkan asilik, saldırganlık ve öfke nöbetleri dikkate alınmalı ve en kısa süre içerisinde uzmana başvurularak yardım alınmalıdır. Çünkü erken davranış bozukluğunun tedavisinin yapılması ile toplum içerisinde çocuğun davranış bozukluğunun anti-sosyal kişilik sorunl]]> Bunalım https://www.psiko.gen.tr/bunalim.html Wed, 01 Aug 2018 07:42:28 +0000 Bunalım, aslında özellikle ergenlik dönemlerinde başlayarak insanlarda görülen bir durumdur. Direk olarak kişinin psikolojisiyle alakalı olup birçok farklı nedene bağlı olarak gelişebilmektedir. Bu gibi sorunlara aslında hastal Bunalım, aslında özellikle ergenlik dönemlerinde başlayarak insanlarda görülen bir durumdur. Direk olarak kişinin psikolojisiyle alakalı olup birçok farklı nedene bağlı olarak gelişebilmektedir. Bu gibi sorunlara aslında hastalık olarak bakılabilir. Çünkü bunalım gibi psikolojik problemler, tedavi edilen ve edilmesi gereken sorunlardır. Günümüzde karşılaşılan bunalımlar nedeniyle birçok intiharlar gerçekleşmektedir. Genellikle kişilerin psikolojinin bozulmasıyla ya da bunalımda olmasına rağmen üstüne aşırı gidilmesi nedeniyle kişi hayatını sonlandırmak isteyebilir. Bu durumda yapacağı ilk şey intihar olabilir. Eğer çevrenizde bunalımda olan bir insan varsa maddi ve manevi olarak yanında olmalısınız. Bunalım sorunu yaşayan insanların karşısında çok farklı tutumlar sergilenmelidir. Çünkü bunalımda olan insanlar aslında patlamaya hazır bomba gibidir. Bu nedenle bunalım yaşayan insanların karşısında nasıl davranılacağını bilmelisiniz. Bunalım insanlarda çok farklı şekillerde görülebilir. 

              Bunalım Türleri:

              Ekonomik bunalım: Genellikle insanlarda maddi olarak sıkıntıların başlamasıyla ortaya çıkarak etkilerini kişi üzerinde gösteren rahatsızlıktır. Bu gibi durumlar daha çok iflas eden insanlarda ya da maddi olarak çok sıkıntılar çeken insanlarda meydana gelmektedir. Ekonomik bunalım probleminde kişinin ekonomik olarak sıkıntılarından kurtarılması gerekmektedir. Aksi durumlarda tedaviler son derece zorlaşarak olumlu etkiler göstermeyecek dereceye gelebilir. Ekonomik bunalım yaşayan kişilerde bu aile içerisine de yansıyacağı için tedavi edilmediği sürece beraberinde çok büyük sorunlara neden olacaktır. 

              Ayrılık bunalımı: Daha çok gençlerde ve orta yaşlarda görülen gönül ilişkilerinin sonlanması durumlarında bu bunalım meydana gelmektedir. Bu durum en çok evli insanların aile sorunlarından dolayı ayrılmaları durumunda görülse bile gençlerde sevgili hallerinde de meydana gelebilmektedir. Ayrılık bunalımı, yaşlılarda çok az karşılaşılan bir durumdur. 

              Ergenlik bunalımı: Ergenlik dönemlerinde insanlarda başta hormonal problemler olmak üzere vücutta birçok değişikliğin meydana gelmesi nedeniyle bu kişilerin üstüne gidildiğinde bunalım problemleri ortaya çıkabilmektedir. Üstelik ergenlik döneminde görülen bunalımlar oldukça uzun süreler boyunca etkili olacağı için kişi bu durumdan olumsuz bir şekilde etkilenebilir. Bazı insanlarda bunalım nedeniyle saç dökülmesi, aşırı sinirlilik ve yeme bozuklukları görülebilmektedir.

              Manevi bunalım: Bunalım türleri arasında son olarak insanlarda çok sık karşılaşılan bu durum daha çok aile sevgisinin azalmasının düşünülmesi ya da diğer manevi durumların ortadan kalkması gibi durumlar nedeniyle meydana gelmektedir. İnsanlarda manevi bunalım görüldüğünde zamanla sorunlar daha da artacağı için kişinin psikolojik desteğe ihtiyacı vardır.

              Bunalım
              Bunalımın nedenleri
              • Bunalıma neden olan etkenlerden biri kişilerin yaşadıkları olaylardır. Özellikle çocukluk dönemlerinde aile içerisinde sorunlar olan bir kişinin sonraki zamanlarda kişilik olarak sorunlar yaşaması ve bunalıma girmesi gibi durumlar meydana gelebilir. Bunun yanında aile içerisinde kardeşlere eşit davranılmaması, ihmal ve ilgisizlik gibi durumlar çocuklarda bunalım sorununa neden olan önemli bir durumdur.
              • İnsanlarda farklı sağlık soruları nedeniyle kullanılan tıbbi ilaçlar kişilerin hormonal dengesini bozarak bunalıma neden olabilir.  Özellikle hepatit C tedavisinde kullanılan tıbbi ilaçlar ciddi bir şekilde bunalım etkisi gösterir.
              • Hormonlar, kadınlarda bunalıma neden olan çok önemli bir etkendir. Özellikle hamilelik dönemlerinde değişen hormon seviyeleri nedeniyle bunalım durumları meydana gelebilir. 
              • Son olarak kişilerde kalıtsal özellikler nedeniyle bunalım sorunları ileri yaşlarda karşıla]]> Anksiyete Bozukluğu https://www.psiko.gen.tr/anksiyete-bozuklugu.html Wed, 01 Aug 2018 10:12:51 +0000 Anksiyete bozukluğu, psikiyatri alanda görülen bir hastalık türüdür. Grup olarak değerlendirilen anksiyete bozukluğunun genel özellikleri birbiri ile benzer özellikler gösterse de belirtilerin şiddetine, devamlılığ Anksiyete bozukluğu, psikiyatri alanda görülen bir hastalık türüdür. Grup olarak değerlendirilen anksiyete bozukluğunun genel özellikleri birbiri ile benzer özellikler gösterse de belirtilerin şiddetine, devamlılığına, davranışsal karakterlere göre başlıklar altında değerlendirilir. Bu başlıklar yaygın anksiyete bozukluğu, fobik bozukluk, panik bozukluk, sosyal fobi, akut stres reaksiyonları, ayrık anksiyete bozukluğu, obsesif kompulsif olarak sıralanabilir. Ayrılık anksiyete bozukluğu çocukluk dönemi anksiyete bozukluğu olarak tanımlanır. Çünkü bu tanı genelde çocuklara konulur. Yaygın aksiyete ve panik bozukluk anksiyete türleri arasında en sık karşılaşılan bozukluklardır.

                Yaygın anksiyete bozukluğu, kişinin başına gelen gerçek sorunlara orantısız şekilde endişe ve kaygıya yol açan bozukluktur. Anksiyete aslında bir tehlike ya da tehdit sonucu herkeste meydana gelebilen bir durumdur. Fakat uzun süre devam etmesi, şiddetinin artmış olması ve günlük hayatı olumsuz etkilemesi sonucu yaygın anksiyete ortaya çıkar.

                Anksiyete nedenleri

                Anksiyetenin neden ortaya çıktığı tam olarak bilinmemektedir. Fakat kalıtsal etkenlerin birçok hastalıkta olduğu gibi anksiyete bozukluğunda da rolü olduğu düşünülmektedir. Yapılan araştırmalar biyolojik ve çevresel etkenlerin de anksiyete bozukluğu üzerinde etkili olduğuna işaret etmektedir.

                Anksiyete bozukluğu belirtileri

                Ruhsal belirtiler

                • Aşırı sinirlilik
                • Kaygı ve endişe
                • Konsantrasyon eksikliği
                • Kötü bir haber alınacak beklentisi
                • Çabuk yorulma
                • Çıldırma hissi
                • Kontrolü kaybetme
                • Ölüm korkusu

                Bedensel belirtiler

                • Kalp çarpıntısı
                • Ellerde titreme
                • Ağız kuruluğu
                • Nefes almakta güçlük
                • Tıkanma ya da boğulma hissi
                • Göğüs ağrısı
                • Baş ağrısı
                • Baş dönmesi
                • Kas gerginliği ve kas ağrıları olarak sıralanabilir.

                Ansiyete bozukluğu tanısı

                Anksiyete hastaları bedensel olarak bazı belirtiler yaşadığından dolayı genelde ilk önce dahiliye uzmanına yönlendirilir. Bu nedenle de anksiyete bozukluğu tanısı gecikebilir. Hastaya yapılan tetkikler sonucu bir şey çıkmadığında hasta psikiyatri uzmanına yönlendirilir. Bu alanda yapılan tetkikler sonucu tanı konulur. Anksiyete bozukluğu tanısı için doktorlar bir klavuz kullanmaktadır. Klavuzda var olan durumların hastada olup olmadığına bakılır ve anksiyete tanısı konulur. Bu klavuz özetlenecek olursa;

                En az 6 aydır her gün oluşum gösteren, birçok olay ya da aktivite hakkında aşırı kaygı duyuluyorsa anksiyete bozukluğu söz konusu olur. Kişi yaşadığı kaygıyı kontrol edemez.

                Anksiyete ile beraber en az şu altı belirtiden üç tanesi aynı anda yaşanabilir. Çocuklarda gelişen anksiyete için bu belirtilerden bir tanesini yaşamak yeterlidir.

                • Huzursuzluk ve sinirlilik hali
                • Stres
                • Dikkatini herhangi bir konu üzerinde toplayamama
                • Aşırı heyecan ve endişe duygusu
                • Uykuya dalmakta zorlanma, gece boyu kesintisiz uyuyamama, uykudan dinlenmeden kalkma
                • Kas gerginliği
                • Hemen yorulma
                Anksiyete Bozukluğu

                Anksiyete tanısı koyabilmek için bedensel ve ruhsal belirtilerin günlük yaşamda hastanın yaşam kalitesini düşürüyor boyutta olması gerekir.

                Anksiyete bozukluğu tedavisi

                Anksiyete bozukluğu tedavisinde ilaçla beraber psikoterapi uygulanmaktadır. Orta şiddette gelişen yaygın anksiyete bozukluğu tedavisinde yalnızca psikoterapi yeterli olabilir. Şiddetli gelişen anksiyete bozukluklarında psikoterapi ile beraber ilaç tedavisi uygulanır. Bu hastalar bedensel belirtiler de yaşadığı için ilk önce başka bir bölümde başvururlar ve bu nedenle tanı gecikir. Tanın gecikmesi ve reçete edilen ilaçların yanlış kullanılması hastalığı şiddetlendirebilir. Bu hasta gruplarının tanı koyulduktan sonra düzenli bir şekil]]> Dikkat Eksikliği https://www.psiko.gen.tr/dikkat-eksikligi.html Wed, 01 Aug 2018 18:33:43 +0000 Dikkat Eksikliği, Günümüzde oldukça sık rastlanan ve her insanda derecesi farklı şekillerde olabilen bir durum olan dikkat eksikliği, genellikle çocukluk döneminde ortaya çıkar ve çocuğun karakterine ve kişiliğine göre yapı Dikkat Eksikliği, Günümüzde oldukça sık rastlanan ve her insanda derecesi farklı şekillerde olabilen bir durum olan dikkat eksikliği, genellikle çocukluk döneminde ortaya çıkar ve çocuğun karakterine ve kişiliğine göre yapılan bazı çalışmalarla azaltılabilen bir rahatsızlıktır. Dikkat eksikliği çocuğun yaşadığı dikkat eksikliği hayatını olumsuz bir şekilde etkiliyorsa kesinlikle tedavisi edilmesi gereken bir hastalık haline gelebilir. Dikkat eksikliği yada dikkat dağınıklığı özellikle de çocuklarda okul hayatının başlaması ile daha da ilerler ve çocuğun öğrenmesine engel olarak başarısız olmasına neden olur. Bu durumda çocuklarda okul hayatında diğer arkadaşlarından geride kalmanın verdiği huzursuzluk ile davranış bozuklukları ortaya çıkar.


                Dikkat eksikliği yada dikkat dağınıklığı olan çocuklar
                • Zihinsel hareketleri çocuğun yaşına göre geride kalmıştır
                • Bir olaya dikkatini toplamada ve dikkatini olay üstünde sürdürmede yetersiz olurlar
                • Öğrenmeleri  diğer çocuklara göre geridedir.
                • Sebep sonuç bağlantısı kurma gibi kavramsal gelişimleri ve hafızaları iyi değildir.
                • Hayal güçleri fazla çeşitlilik göstermez
                • Konuşurken konuşacakları kelimeleri akıllarında tutamazlar 
                • Başladıkları işleri tamamlamakta zorluk yaşayıp sabırsız davranırlar.
                Dikkat eksikliği olan çocukların genellikle hata yaparlar ve konu ile ilgili detaylara dikkat etmezler. Bu nedenle sınavlarda çok iyi bildiği soruları bile yanlış cevaplayabilirler ve çok basit işlemleri bile yanlış yapabilirler.

                Dikkat Eksikliği
                Dikkat eksikliği tedavisi:

                Dikkat eksikliği tedavisinde genellikle ilaç tedavisi önerilir. Doktorun tavsiye edeceği ilaçların kullanım süresi hastalığın derecesine göre uzun ya da kısa olabilir. Dikkat eksikliğinin tedavisinde kullanılan ilaçlar genellikle üç yaşından büyük çocuklara tavsiye edilmektedir. Dikkat eksikliğinde ilaç tedavisi hastalığın % 80 oranında azalmasına yardımcı olabilmektedir. Aşırı yan etkisi olmayan bu ilaçlar bazı çocuklar da nadir de olsa uykusuzluk, iştahsızlık, kilo kaybı ve asabiyet gibi durumlara neden olabilir.


                ]]>
                Ağır Depresyon https://www.psiko.gen.tr/agir-depresyon.html Thu, 02 Aug 2018 10:03:54 +0000 Ağır Depresyon: Depresyon günümüzün yaşam sorunlarının neden olduğu çöküntü ruhsal bozukluktur. Ağır depresyonda olduğu bilinmesi için yaşam tarzında olan değişiklikler takibe alınır ve hastalığın süreci takip Ağır Depresyon: Depresyon günümüzün yaşam sorunlarının neden olduğu çöküntü ruhsal bozukluktur. Ağır depresyonda olduğu bilinmesi için yaşam tarzında olan değişiklikler takibe alınır ve hastalığın süreci takip edilir. Ağır depresyondaki hasta bir psikiyatriye gitmeyi istemez ben hasta değilim deli miyim der.

                Ağır depresyon belirtileri. Ağır depresyonda ilk düzensizlik uykuyla başlar çok uyumak, uyuyamamak geceleri sık sık uykuda uyanmak gibi belirtiler olur.

                • Kilo sorunu çok olur aşırı yeme hissiyle çok yemek kilo almak, iştahsızlık yemek yiyememe sorunları olur. Cinsel isteksizlik olur yatakta yatmak istemez, eşine karşı kin besleyebilir, geçmişte olan olaylarda eşini suçlar ve sorumlu olarak eşini görür cinsellikten uzak durur.
                • Ağır depresyon geçiren hasta kendini işe yaramaz değersiz hisseder. Mutsuz, huzursuz, suçluluk duygusu olur.  Gelecek hakkında olumsuz düşünmeler, her şeyin kötü olacağını düşünür. Yaşam zevkini kaybeder umutsuzluk o kadar çoktur ki yaşamak istemez, her şeyden kendisini suçlu tutar, intihara çok eğilimlidir.
                • Karanlıkta perdeler çekili olarak odasına kapanıp yataktan çıkmak istemez. Etrafında insan görmek istemez kendini sessizliğe gömer, kalabalıktan kaçar, nedensiz yere çok ağlama veya çok gülmeleri olur. Geçmişte yaşadığı olayları beyninde kurup onlara ben sebebiyet verdim ben suçluyum diyerek kendini suçlar.
                • Ağır depresyondaki hasta geçmişi beynimde silemiyorum beynimin içinde geçmişte yaşananlar dönüp duruyor kendimi o düşüncelere karşı frenleyemiyorum derler.
                • Hasta sürekli aynı işi yapmak ister örneğin kendini el işi veya ev temizliğine verir temiz olmadı bir daha yapayım duygusu yaşar. Karar verme yeteneğini kaybetmeye başlar, yapacağı işe konsantrasyon olamaz. Mesela bir kitabı okur sonuna geldiğinde hiçbir şey anlamamıştır ne okuduğunu anımsayamaz.
                • Duygusal olarak hiçbir şey hissedemediğini belirtir ailesine çocuklarına karşı sevgisinin bittiğini söyler. Devamlı yorgunum bitkinim her şey üzerime geliyor, benim sevgim duygularım ölmüş gibi sözler söylerler. Sabah olmasın yataktan çıkmak istemiyorum, perdeleri açmayın, ışık görmek istemiyorum ölmek tek kurtuluşum der.
                • Hasta hep beyninde nasıl intihar etsem düşünceleri yaşar intihara teşebbüs ederler kimiside intihara teşebbüs sırasında çocuklarımı düşündüm Allah'tan korktum vazgeçtim der. Evden kaçıp gitmek isterler genellikle dağları yeşil alanları yalnızlığı severler.

                Ağır Depresyon

                Bu durumlarda olan hasta mutlaka tedavi için bir uzmana götürülmelidir. Hastaya uygun tedaviler uygulanır ilaçlarla iyileşme süreci kısaltılır. Tedavi uzmanın verdiği süre boyunca devam edilmelidir. Yarım kalan tedavi sonucu tekrarlama olasılığı çoktur.

                ]]>
                Doğum Sonrası Depresyon https://www.psiko.gen.tr/dogum-sonrasi-depresyon.html Thu, 02 Aug 2018 12:58:56 +0000 Doğum sonrası depresyon, Bu hastalık doğum yapan birçok bayanda görülen rahatsızlıklar arasında yer almaktadır. Tıp dilinde postpartum diye bilinen doğum sonrası annede gerçekleşen davranışsal değişimler, fiziksel değişi Doğum sonrası depresyon, Bu hastalık doğum yapan birçok bayanda görülen rahatsızlıklar arasında yer almaktadır. Tıp dilinde postpartum diye bilinen doğum sonrası annede gerçekleşen davranışsal değişimler, fiziksel değişimler ve duygusal değişimlerin oluştuğu depresyon şeklidir. Doğum sonrası dört hafta içerisinde gerçekleşen depresyon, farklı şiddette olabilir. Hamilelik esnasında yaşanılan gerginlik, doğumla alakalı korkular ve yeni sahip olduğu bebekle alakalı endişeler sebebiyle yaşanan duygusal yoğunluk halidir. Bununla alakalı olarak doğum yapan kişinin bebek sahibi olmasına ilişkili olarak sosyal ve psikolojik değişikliklere bağlantı sonucu ortaya çıktığı görülmüştür. Annenin yaşadığı duygusal ve fiziksel değişikliklerin sonucu ortaya gelmiş olan bu depresyon çeşidi ilaç ve danışmanlık tedavi yöntemleriyle geçebilen depresyonlar arasında yer alır. Annede doğum sonrası hormonların hızlı düşüşü sonucunda oluşan fiziksel değişiklikler sebebiyle meydana gelebilir. Ayrıca östrojen ve progesteron hormonları seviyeleri hamilelik esnasında yükselirken, doğum sonrasında hızla düşmesi ile alakalı olduğu da bilinmektedir. Bu değişiklikler sonucu bebek sahibi olmakla alakalı olarak değişikliklerde arttığı için annede psikolojik gerginlikler oluşur. Tedavi edilmez yada erken dönemde fark edilmezse istenmeyen başka olumsuzluklar meydana getirebilir.

                Doğum sonrası depresyon belirtileri

                Doğum sonrası annede oluşan bu depresyonun belirtileri arasında uyku eksikliği nedeniyle oluşan stres başta gelmektedir. Aşırı yorgunluk ve doğum sonrası oluşan libido eksikliği ve sürekli değişiklik gösteren ruh hali sebebiyle annede stres ve depresyon hali gözlenir. Ayrıca anne iştahsızlık gibi sorunlar nedeni ile kilo kaybetmesi ve sütünün hemen gelmemesi sonucu stres altında olabilir. Bu değişik depresyon halleri ruh halinde değişiklikler ortaya çıkarır. Çocuğuna bakamama, umutsuzluk ve acizlik gibi düşünceler anneyi etkiler ve bununla beraber annenin içerisinde şiddetli doğum sonrası depresyonlar gözlenir.

                Ayrıca annede gözlenen ani durum değişiklikleri çok mutlu olma hissini yanı sıra birkaç dakika sonra oluşan aşırı üzülme hali gibi değişiklikler oluşabilir. Bir anda ağlarken; bir anda gülmeler, endişeli haller, rahatsız ve tedirgin gibi görüntüler sergilenebilir. Bebekle annenin arasındaki bağın oluşturulması ile annenin destek olması oldukça önemlidir. Tedavi edilmeyen depresyonlarda annenin bu depresyondan çıkması yılları alabilir. Annede oluşan aşırı hassasiyet sebebiyle günlük işlerini yapılmasına engel teşkil eden bir depresyon halidir. Ayrıca bebeğin bakımını yeterli düzeyde yapamadığı da görülmektedir. Tedavi edilmediği sürece annenin psikolojik durumunda aşırı değişiklikler gözlenir. Ciddi ruhsal problemler yaşayan doğum sonrası depresyon geçiren annelerin halüsinasyon görme gibi etkilerin içerisinde olduğu da bilinmektedir. Ayrıca obsesif kompulsif bozuklukları doğum sonrası depresyonu da ortaya çıkardığı göre bilmektedir. Annenin çoğunlukla bebekle ilgili endişeler ve bebeğe zarar vermekle ilgili kötü düşünceler taşıdığı görülmüştür. Bu ruh bozukluğu sebebiyle annede tedirginlik ve depresyon ile aşırı kaygı hali gözlenir.

                Doğum Sonrası Depresyon
                Doğum sonrası depresyonun tedavisi

                Doğum sonrası böyle gerginlikler yaşayan annelerin psikolojik tedavi olması son derece önemlidir. Alacağı profesyonel yardımla kendinin ve bebeğin bakımını daha kolay yapacaktır. Anne adayında oluşan depresyon sonrasında alacağı yardım sayesinde günlük yaşantısına dönmesi kısa zaman alacaktır. Doğum sonrası oluşan depresyonla ilgili alınacak profesyonel yardım sayesinde endişeli ve korku hali giderilecektir. Annede uygulanan tedavi şekli girdiği depresyonun değişikliğine ve tipine göre farklılıklar gösterir. Ayrıca anne adayına uygulanan antidepresan ilaçlar ve duygusal destek sayesi]]> Depresyon Nedir https://www.psiko.gen.tr/depresyon-nedir.html Fri, 03 Aug 2018 11:39:41 +0000 Depresyon nedir, hayatın normal akışında mutluluk, hüzün, sıkıntı, stres gibi durumların yaşanması gayet normaldir. Örneğin iş ya da özel hayatla ilgili sıkıntılı bir süreçten geçiliyorsa kişinin üzgün ol Depresyon nedir, hayatın normal akışında mutluluk, hüzün, sıkıntı, stres gibi durumların yaşanması gayet normaldir. Örneğin iş ya da özel hayatla ilgili sıkıntılı bir süreçten geçiliyorsa kişinin üzgün olması, uyuyamaması, stres yapması doğal bir durumdur. Depresyonda ise farklı olarak kişinin yaşamında olumlu gelişmeler olsa da bir boşluk hissi yaşaması, bunalıma girmesi, hüznün her geçen gün artarak devam etmesi, hiçbir şeyden zevk almaması söz konusudur. Depresyondan önce kişiyi sevindiren ya da teşvik eden olaylar depresyon anında her hangi bir etki yaratmaz. Kişide enerji azlığı, halsizlik, uyku bozuklukları gibi şikayetler depresyonun en yaygın belirtileridir. Bu belirtilerin yoğunluğu depresyonun çeşidine göre kişiden kişiye değişken olabilir.

                Depresyon nedenleri

                • Genetik faktörün depresyon üzerinde büyük etkisi olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle depresyona genler neden olabilir.
                • İşten çıkarılma, şiddete maruz kalma, kötü bir haber alma ya da hastalık gibi strese neden olan olaylar
                • Çocuğun anne ya da babasını kaybetmesi, cinsel taciz gibi erken yaşta yaşanan kayıplar ve travmalar
                • Parkinson, Alzheimer, B12 vitamini eksikliği, Lupus gibi bağışıklık sistemi hastalıkları, enfeksiyonlar, hepatit ve iktidarsızlık gibi tıbbi hastalıklar olarak sıralanabilir.

                Depresyon belirtileri

                Konsantrasyon bozuklukları: Okulda, işte ya da evde her hangi bir işe konsantre olamamak, okunulan bir kitabın ya da seyredilen bir filmin sonunu getirmekte sıkıntı yaşamak.

                Karar vermekte zorlanma: Daha evvel rahatlıkla karar verilen olaylar karşısında karar verememe ya da yanlış karar vermekten korkma.

                Detayları hatırlamakta zorlanma: Yaşanmış bir olay karşısında yaşanan detayları unutma ya da hatırlayamama. Bazı durumlarda olayı tamamen unutma.

                Halsizlik ve enerji eksikliği: Nedeni olmayan halsizlik yaşama, keyifle yapılan etkilerden keyif alamama, ilgisizlik.

                Normalden daha az ya da fazla uyuma: Uyku olsa dahi uykuya geçememe ya da sürekli yorgunluk hissi ile uyuma.

                Suçluluk, beceriksizlik ya da değersizlik hissi: Nedensiz bir şekilde bazı olaylar karşısında suçluluk hissetme, günlük etkinlikleri gerçekleştirirken beceriksizlik yaşama.

                Olumsuz düşünceler: Tüm olaylar yolunda gitse de olayın sonucu için aşırı kaygı, endişe gibi olumsuz düşünceler hissetme.

                Huzursuzluk hissi ve agresiflik: Her hangi bir neden olmaksızın huzursuzluk hissi ya da her hangi bir olay karşısında aşırı agresif tepki verme.

                Aşırı alkol tüketimi: Depresyona maruz kalan kişilerde aşırı alkol tüketimi, aşırı hız yaparak araba kullanma, kumar ya da tehlikeli sporlara eğilim görülür.

                Hayattan zevk almama: Depresyona maruz kalan kişinin renkli bir yaşamı, iyi arkadaş ilişkileri ya da iyi bir işi olsa da kişi bu tür şeylerin hayatına her hangi bir katkı sağlamadığını düşünebilir.

                Depresyon Nedir

                Depresyon türleri

                • Majör depresyon
                • Kronik depresyon
                • Tipik olmayan depresyon
                • Manik depresyon
                • Mevsimsel depresyon
                • Psikotik depresyon
                • Doğum sonrası depresyon

                Deprseyon tedavisi

                Depresyon genel anlamda iki farklı türde tedavi edilir;

                Psikoterapi: Bireysel ya da gruplar halinde konuşma ile depresyon tedavi edilmeye çalışılır.

                Biyolojik tedavi: İlaç tedavisi kullanılarak depresyon tedavi edilir. Bunun yanı sıra çok tercihe dilmeyen ancak özel ve zorlu durumlarda elektroşok tedavisi uygulanabilir.

                Depresyon tedavisinde kullanılan ilaçlar depresyon belirtilerini büyük ölçüde azaltmakta ve kişinin yaşam kalitesini arttırmaktadır. Tedavide Trisiklik olarak adlandırılan antidepresanlar ve yeni kuşak]]> Düzen Hastalığı https://www.psiko.gen.tr/duzen-hastaligi.html Fri, 03 Aug 2018 22:03:52 +0000 Düzen hastalığı, bir anksiyete hastalığı olarak bilinir. Obsesif kompulsif sorun olarak tanımlanan bu rahatsızlıkta tekrarlayan davranışlar ve düşüncelerle kişiyi döngüsüne hapseden, kısıtlayan bir vaziyet meydana gel Düzen hastalığı, bir anksiyete hastalığı olarak bilinir. Obsesif kompulsif sorun olarak tanımlanan bu rahatsızlıkta tekrarlayan davranışlar ve düşüncelerle kişiyi döngüsüne hapseden, kısıtlayan bir vaziyet meydana gelmektedir. Bu hastalığı meydana gelen bireyler denetim altına alamadıkları yenilenen ve baskı yaratan obsesyonlarla huzursuz olurlar. Bu düşüncelerin yaratmış meydana geldiği anksiyete ise bir takım ritüelleri ya da normalde gerçekleşmesi gerekli olan rutin hareketleri gerçekleştirme gereksinimi doğurur. Ritüeller takıntı haline gelmiş meydana gelen düşüncelerin önlenmesi ya da akıldan uzaklaştırılması yöntemiyle yapılır. Ritüeller anksiyeteyi belli bir süre olarak durdurmaya yaramaktadır..  


                Birçok insan ara ara farklı konularda evham, kaygı ve takıntılara kapılabilir. Fakat genellikle gündelik hayat içerisinde meydana çıkan bu hisler ile baş edebilir ve meselelerimizi yaşamımızı etkileme noktasına varmadan çözüme ulaştırabiliriz. Takıntılı düşüncelerin gündelik yaşamımızı etkileyecek, gündelik aktivitelerimizi kısıtlayacak düzeye gelmesi halinde "obsesif kompulsif sorun" denen bir ruhi rahatsızlık akla gelmelidir. Obsesif düşüncelerin yeniden meydana gelmesi şeklinde bireyin ritüeli bir daha etmesi gereklidir. Bu huzursuzluk bireyin vaktini çalarak, gündelik yapması gerekli olan işleri önler duruma gelebilir. Bireyler yaptıklarının, takıntılarının ve saplantılarının hakikat olmadığını ya da manasız olduğunun farkında olsalar dahi, kendilerine engel olamaz. Erkekleri ve kadınları eşit derecede etki eden bir rahatsızlık olarak onay edilir. Rejim hastalığında vatandaşlar objeleri ne civarı düzeltmiş olsa da, bundan yeniden hoşnut olmazlar. Beyinde meydana gelen rejim ve uyum bu çeşit tutumları denetim altına alarak, bireyin ne civarı itinalı ve disiplinli olması gerektiğini dengeler. Bu balans kişilere yönelik değişiklik gösterdiğinden, birtakım bireyler için az meydana gelen vaziyet, bazıları için fazla olarak onay edilir. Takıntılı biçimde temizlik tutkunluğu, her şeyin kirli meydana geldiği hissine inanma ve her şeyi devamlı yıkama temizleme benzeri eylemlerin devamlı tekrarlanması temizlik hastalığı olarak adlandırılmaktadır. Bunun altında yatan sebep Kaygı bozukluğu, şüphecilik ve güvenilir olamama duygusu, saplantılı düşüncelerdir. 

                Düzen Hastalığı
                Kişi bu bozuklukların mantık dışı meydana geldiğini bildiği takdirde bizzat davranışlarını engelleyemez. İstem dışı davranışlarını devamlı tekrarlayarak engellemeye çalışır. Saplantılı düşünceden kurtulmaya ve unutmaya gayret gösterir. Ama oldukça başarılı olamaz. Söz gelişi elini yıkadığı takdirde güvenilir olamadığı için bir daha yıkayabilir. Bu rahatsızlık iyileştirme edilebilir bir hastalıktır. Ama iyileştirme edilmediğinde önemli sıhhat problemleri meydana çıkabilir."Bilimsel, ruhsal ve çevresel etmenler sebep olabilmektedir. Benzer sürede yakın bir dönemde içinde bulunduğu acı bir durum takıntılara sebep verebilir. Söz gelişi ölüm, iflas, boşanma benzeri meydana gelen kolay değil süreçlerden ardından Obsesif Kompulsif düşünceler ve eylemler görülebilmektedir."

                Obsesif kompulsif sorun semptomları nelerdir 
                • Yaygın obsesyon semptomları 
                • Pislik ya da mikrop bulaşmasından duyulan korku 
                • Başkasına kayıp vermekten korkma 
                • Hata yapmaktan korkma 
                • Sosyal bakımdan onay edilemez biçimde davranmaktan ya da rezil olmaktan korkma 
                • Rejim, simetri ve kusursuzluk gereksinimi 
                • Aşırı şüphe ve devamlı olarak rejim gereksinimi işitmek 
                • Yaygın kompülsiyon semptomları 
                • Tekrar bir daha yıkanma, duş almak ya da ellerini yıkamak 
                • El sıkışmayı ya da kapı kollarına dokunmayı istememek 
                • Ocakta, kilit benzeri şeyleri devamlı olarak denetim etmek 
                • Rutin işleri yaparken fazla sesle ya da içerisinde sayı saymak 
                • Sürekli olarak bir şeyleri düzeltmeye çalışmak 
                • Bel]]> Asperger Sendromu https://www.psiko.gen.tr/asperger-sendromu.html Sat, 04 Aug 2018 06:37:21 +0000 Asperger sendromu, başlangıcı çocukluk dönemini olan, çocuklarda otizm kadar etkin şekilde görülen gelişimsel bozukluktur. Bu rahatsızlığın belirtileri arasında, hastaların kendi yaşıtlarıyla iletişim kuramaması, sözel d Asperger sendromu, başlangıcı çocukluk dönemini olan, çocuklarda otizm kadar etkin şekilde görülen gelişimsel bozukluktur. Bu rahatsızlığın belirtileri arasında, hastaların kendi yaşıtlarıyla iletişim kuramaması, sözel dışı iletişimde yaşanan sorunlar, karşıdakilerin yaptıklarına duygusal karşılık verememe, kendi başarılarını başkalarıyla paylaşmada sorun yaşama, karşıdan dikkat çekici şekilde el çırpma gibi hareketlerin yapılması, belirli konularda yoğunlaşma gibi davranışlar bulunur. Doktor Hans Asperger tarafından hastalığın teşhis edilmesi ve otizm hastalığından ayrılması nedeniyle, asperger sendromu olarak tanımlanmıştır. Hastalarda bilişsel ve dil gelişiminde sorun çıkarmaması sendromun diğer otistik bozukluklardan ayrılmasını sağlar. Toplumda erkek çocuklarında kız çocuklarına nazaran daha fazla görülen bir rahatsızlıktır.

                  Asperger sendromu nedenleri ve belirtileri

                  Bu rahatsızlık için genetik faktörlerin etkili olduğu konusunda bazı fikirler ortaya atılmıştır. Hastaların beyin yapısında işlevsel ve yapısal değişiklikler tespit edilmiştir. Buna rağmen hastalığın neden kaynaklandığı konusunda kesin veriler bulunmamaktadır. Hastalarda ileri yaşlarda daha etkili olmaya başlayan sorunlar yüzünden, özellikle sosyal iletişim problemleri yaşanır. Hastalarda izan yeteneği azaldığından, karşı taraftan saf bir görünüm hissi uyanır. Sosyal ortamda yapılan şakalardan anlamaz, kendileriyle fiziksel temas kurulmasını istemezler. Duyarsız oluşları, ses tonları normalin dışındadır. Ortamla uyum sağlamayan mimikler kullanır, sorulara yakışıksız yanıtlar verirler. Beden dilleri ve bakışları uyumsuzdur. Mesafe ayrımı yapamadıklarından, konuşma diyaloglarında, tonlamalarda hata yaparlar. Tekdüze, motorize gibi hızlı konuşma eğiliminde olurlar. Konuşmaya girme ve sürdürme konusunda zorluk çekerler. Toplumda empati kurma yetenekleri yoktur. Kendi duygularını anlatmada zorluk çekerler. Asperger sendromu hastalarında görülen yaygın belirtiler ise;
                  • Kişide dikkat çekici derecede içe kapanıklılık olması
                  • Toplumda iletişim sıkıntısı çekilmesi, dil güçlüğü sorunu yaşanması
                  • Yenileyici davranışların olması, örn; el çırpma gibi
                  • Sosyal ve duyusal zorluklar
                  • Tekdüze konuşmanın dikkat çekici tarzda olması
                  • Düşüncelerde esneklik olmaması
                  • Kişinin bir konuya gösterdiği abartılı ilginin dikkat çekici düzeyde olması, rahatsızlığın yaygın belirtileridir.
                  Asperger Sendromu
                  Asperger sendromu teşhisi

                  Bu rahatsızlığın tanı kriterleri arasında, hastalarda sosyal etkileşim bozukluğunun olması, yenileyici davranışların olması, dil becerisi, bilişsel gelişimdeki sorunları bulunması yer alır. Ayrıca sendromun belirtileri arasında bulunanlarda teşhis sırasında değerlendirmeye alınır. Çocukluk döneminde başlayan rahatsızlık daha çok 4-11 yaşları arasında tespit edilir. Yapılan değerlendirmede çocuklar farklı ortamlarda gözlenerek, çevresiyle kurduğu sözel ve sözel dışı iletişimi, yaşadığı zorluklar, bağımsız yaşam becerileri, öğrenme yatkınlığı gibi yeteneklerinin değerlendirildiği testlerde yer alır. Asperger sendromu erken aşamada teşhis edilirse, tedavi daha başarılı olur. Geç teşhis maalesef istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Hatalı teşhis konulan hastalarda, özellikle dikkat eksikliği, hiperaktivite gibi teşhisler yapıldığından, ilaç tedavisi yanlışlığı çocukta davranış bozukluğu gelişmesine neden olabilir. Erişkinlik dönemindeki hastalarda tanı koyma zorlaşır. Çünkü rahatsızlığın seyri daha farklı bir yol izler.

                  Asperger sendromu tedavisi

                  Asperger sendromu tedavisinde hastanın iletişimde yaşadığı bozuklukların giderilmesine yönelik, ortaya çıkan obsesif belirtilerin, yineleyici davranışların ortadan kaldırılmasına yönelik terapiler oldukça başarılı neticeler verir. Başka kişilerle iletişim kurmalarına yardımcı olacak sosyal b]]> Bağımlılık https://www.psiko.gen.tr/bagimlilik.html Sat, 04 Aug 2018 13:16:28 +0000 Bağımlılık, her hangi bir şeyin kişiye ve çevresine zarar vermesine rağmen kullanmaya devam etme durumudur. Bu durum alışkanlığın da ötesinde elinde olmadan ondan kopamam durumudur. Bağımlılık kişiye hem fiziksel Bağımlılık, her hangi bir şeyin kişiye ve çevresine zarar vermesine rağmen kullanmaya devam etme durumudur. Bu durum alışkanlığın da ötesinde elinde olmadan ondan kopamam durumudur. Bağımlılık kişiye hem fiziksel olarak hemde ruhsal olarak olumsuz durumlar oluşturmaktadır. Bu durumların yanı sıra kişinin sosyal çevresine de verdiği zararlar ve çevresinden uzaklaşması gibi durumlarda bağımlılık faktörünün vermiş olduğu kötü sonuçların arasındadır. Bağımlılığın bir çok çeşidi bulunmaktadır. Bu bağımlılık çeşitlerinden en yaygın olanları arasında sigara kullanımı, alkol kullanımı, uyuşturucu kullanımı, kumar, İnternet kullanımı ve kafein kullanımı gibi daha saymak ile bitiremeyeceğimiz bir çok türler bu çeşitlerin arasına girmektedir. Bu tür bağımlılıklar öncelikle bir merak ile yada bir seferlik den bir şey olmaz denilerek bir rahatlık hali ile başlanılmaktadır. Ancak zaman ile bu durum bir alışkanlığın ötesinde olmazsa olmazların arasına girerek artık kişiye elinde olmadan da olsa bu durum bir bağımlılık haline gelerek süreklilik kazanır. Bağımlılık durumunun oluşmasında kişisel ve çevresel etkenler ve durumlar etken olmaktadır. 

                  Bağımlılık durumu ortaya birden çıkmaz bu durumun ortaya çıkmasında öncelikle alışkanlık evresi ve bu durumu anlamama etkenleri söz konusudur. Kişi ilk başta deneme amaçlı kullanmaya başlar daha sonra sosyalleşmek için kullanır son evrede ise bu durum kötü durumları ortaya çıkarır ve artık kişi tam olarak kopamaz o durumdan ve artık bağımlılık denilen evre ortaya çıkmaya başlar. Bağımlılık durumunu ortaya çıkmasında kişinin bu duruma bağlı kalmasında bir çok etkenler söz konusu olabilir. Kişide yaş, cinsiyet, ailesel faktörler, çevresel faktörler, genetik durumları, davranış ve kişilik bozuklulukları, kişilik özellikleri, ekonomik sorunlar, boşanmış olan aileler, psikolojik durumlar gibi daha saymak ile bitmeyecek kadar bir çok etken bağımlılık durumunun ortaya çıkmasında bire bir yada döngüsel olarak ortaya çıkmasına neden olabilecek etkenler arasındadır. Bağımlılık durumunun ortaya çıkmasında çevresel ve kişisel yani psikolojik etkenler neden olabilir. Bu nedenlerin içeriğini beraber inceleyelim;
                  Bağımlılık
                  • Kişisel etkenler, bağımlılık durumunun ortaya çıkma sebepleri arasında kişisel etkenler bir diğer adıyla da psikolojik etkenler neden olabilir. Bu bağımlığın ortaya çıkmasında ki etken kişinin ailesel olarak sorunlar yaşaması yada kişinin ailesel olarak bir eksiklik içerisinde olması gibi durumlar kişiyi bu tür durumlara bağlayabilir. Kişi öncelikle psikolojik olarak kendini bu durum içinde olduğunun farkında olmaya bilir yada bir seferlik bir şey olmaz gibi bir düşüncesinden dolayı bu durum ile kendini avutabileceğini düşünür ve bu durum ortaya çıktığı zamanda artık kurtuluşu olmayacağına inanarak bırakmak için bir çaba sarf edemez. Kişi bu tür durumlar da kendini bu duruma bağlarken bazende psikolojik olarak bir rahatsızlığı bulunduğu için de bu bağımlılık durumunun içinde kendini bulabilir. Mesela kişi psikolojik olarak bir eksiklik içinde hissediyor ve özentilik duygusu içinde bu duruma başlayabilir. Ancak bu durumun ciddiyetini far edemediği için bağımlılık haline geleceğini de düşünemeyebilir.
                  • Çevresel etkenler, bu tür bağımlılık durumunun ortaya çıkmasında kişi çevresel olarak etkilenerek bu tür durum ile karşılaşır. Kişinin sosyal çevresinde bu tür bağımlılık gibi durumu bulunan kişinin bulunması ve kişiyi de bu durumun içerisine sürüklemesi ile ortaya çıkabilecek bir durumdur. Kişi ilk zamanlar çevresinde ki kişiler ile beraber kullanmaya başlar ve sonradan bu durumun tam olarak içerisine girerek kurtulamayabilir. Yada bu bağımlılık durumunun ortaya çıkmasında kişinin ailesel olarak sorunlarının olması ve bu durumun içerisine girmesi bu tür baskılar ile bu durum ortaya çıkabilir. Bu tür durumlarda kişi bazen bilinçsiz olarak kullanmaya başlar ancak zaman ile bu durum bağımlılık ol]]> Ellerin Titremesi https://www.psiko.gen.tr/ellerin-titremesi.html Sun, 05 Aug 2018 06:54:08 +0000 Ellerin titremesi tıp dilinde 'tremor' olarak adlandırılır. Titreme, adalelerin istemsiz olarak yaptığı, ritmik hareketlerdir ve bazılarımızın toplumsal yaşantısını etkileyecek denli huzursuzluk verir. Ellerimizin titrediğ Ellerin titremesi tıp dilinde 'tremor' olarak adlandırılır. Titreme, adalelerin istemsiz olarak yaptığı, ritmik hareketlerdir ve bazılarımızın toplumsal yaşantısını etkileyecek denli huzursuzluk verir. Ellerimizin titrediğinin başkaları aracılığıyla farklılık edileceği ve kişilerin bu durumu garipseyeceği kaygısı taşırız. Şu tanınmış 'Senin ellerin niçin titriyor' sorusuyla karşılaşma korkusu, 'başkalarının yakınında ellerimi en az ne türlü kullanırım' dair kafa yormamıza sokak açar. Halbuki titremenin kafein, ilaç tüketimi, farklı rahatsızlıklar, endişe, düşük kan şekeri benzeri birçok fazla nedeni olabilmektedir ve hiçbiri de hata veya ayıp değildir. Hatta baskı, sinir, korku, yorgunluk benzeri farklı sebeplerden ötürü anında her biri el titremesini deneyim eder. Yaşlılarda el titremesi şikayetine ek olarak sık rastlanır fakat her yaştan insanda tremor şikayeti görülebilir. 

                  Ellerde titreme ile müracaat eden hasta olanların önemli çoğunluğunda esansiyel tremor olarak adlandırılan bir durum tespit edildiğini belirten uzmanlar "Sebebi bilinmemekle beraber sık sık ailesel geçişlidir. Altta yatan önemli bir rahatsızlık yoktur. Çoğunlukla 20'li yaş grubundaki belirgin şekil alır veya başlar; fakat her yaşta da görülebilir. Yorgunluk, baskı, kafein bu titremeyi arttırırken, alkol/içki alımı azalttığı görülebilir. Yaş ilerledikçe çoğunlukla yükseliş gösterir ve eller dışarısında kafada, dilde, bacaklarda da görülmeye başlayabilir. Sıklıklar kimsenin hayatını kısıtlayıcı ağırlıkta olmaz; fakat ince el mahareti gerektiren işlerde çalışırken güçlük çekebilirler. 

                  İlaçlar ve hastalıklar önemli sebepler 

                  Merkezi sinirsel sisteme etki eden ilaçlar veya hastalıklarda titremelere neden olabilir. Bu hastalıkların en başında ileri yaş grubundaki ortaya çıkan Parkinson hastalığı bulunur. 

                  Karaciğer yetmezliği: Alkolizm, cıva ve mermi zehirlenmesi de önemli titremelere sebep olabilen hastalıklar içerisindedir. Yeniden tiroit hormonunun kanda arttığı hipertiroidi hastalığının semptomları arasında ellerde titreme sayılır. 
                  Lityum ve birtakım Çöküntü ilaçları: Yan etki olarak bu semptomları verir. 
                  Gençlerde görülebilen titremelerin en yaygın görülebilen nedenleri ise stresli ruh durumu, kafein ve Alkol/içki tüketimidir. 

                  El Titremesi Nasıl Geçer 

                  Kendi başınıza hanede yapabilecekleriniz aşağıda kısacası sıralanmıştır. 
                  Strese sebep meydana gelen etmenlerin ortadan kaldırılması vakit zaman titremenin azalmasına destekçi olmaktadır. 
                  Kola zor bir saat veya bilezik takılması veya elde bir cisim taşınması titremeleri azaltabilmekte ve ek olarak sıkı denetim sağlamaktadır. 
                  Kazalardan kaçınmak amaçlı bir şey içerken bardağı veya fincanı 1/2 yüklemek veya kamış kullanmak emniyetli bir yöntemdir. 
                  Yeterli uyku ve istirahat mühimdir, zira yorgunluk titremeleri arttırır. 
                  Kendi başına titremeye sokak açabildiği amaçlı kahve, çay veya kolalı içecekler benzeri kafeinden zengin gıdalardan uzak durmakta yarar bulunur. 
                  Kendi şeklinde itinalı bir ritm içinde devam eden titremeler ansızın şiddetlenir, ilaveten yanına farklı belirtiler katılır veya gündelik yaşamla bağdaşmaz duruma gelirse bir ek olarak doktorunuza başvurmakta tereddüt etmeyiniz. 

                  Ellerin Titremesi
                  En fazla bilinen neden parkinson
                  Ellerde titreme yapan nörolojik hastalıkların içinde en fazla fazla bilineni Parkinson. Parkinson çoğunlukla ileri yaşta ellerde titreme ile başlayan ve beyin hasarına sokak açan ilerleyici bir rahatsızlık.  
                  Stres de el titretmektedir
                  Titreme tipine ilişkili olarak ilaçla rehabilitasyonun olası meydana geldiğini dile getiren uzmanlar baskı, yorgunluk, özel bir gün benzeri birtakım durumlarda titreme]]> Dürtüsellik https://www.psiko.gen.tr/durtusellik.html Sun, 05 Aug 2018 16:55:28 +0000 Dürtüsellik, kişinin isteklerini erteleme, davranışlarını planlama ya da kendini frenleme gibi konularda yaşadığı zorluk olarak tanımlanabilir. Dürtüsel kişiler attığı adımları, gerçekleştirdiği davranışla Dürtüsellik, kişinin isteklerini erteleme, davranışlarını planlama ya da kendini frenleme gibi konularda yaşadığı zorluk olarak tanımlanabilir. Dürtüsel kişiler attığı adımları, gerçekleştirdiği davranışları genellikle planlamadan, düşünmeden gerçekleştirir, bu konularda oldukça sabırsız davranarak büyük riskler alabilir. Çevre tarafından bu kişilerde dikkat eksikliği ve davranış bozukluğu olduğu gözlemlenir. Kişi her hangi bir sıraya girdiğinde sırasını beklemekte zorlanır, başkalarının konuşmalarını keser, her hangi bir oyun oynanırken oyunu bozarak araya girer, soruları sonuna kadar dinlemeden cevap verebilir. Bu tarz davranışlar kişinin yaşam düzeyini etkiliyor ise dürtüsellik söz konusu olabilir. Dürtüselliğe, depresyon, öğrenme zorluğu, karşı gelme bozukluğu, davranış bozukluğu gibi şikayetlerde eşlik edebilir. Dürtüsellik kadınlara oranla erkeklerde üç kat daha fazla görülen bir sorundur.

                  Dürtüsellik için kimler risk altında

                  Dürtüsellik sorunu yetişkinlere nazaran çocuklarda daha fazla görülür. Bu soruna maruz kalan çocuklar yöneltilen sorulara esnek bir şekilde yanıt veremez ve dolayısı ile olayları sağlıklı bir şekilde algılayarak değerlendiremez. Karşı karşıya kaldığı sorunları çözmekte güçlük yaşar. Çocuk okulda sırasını beklemeden ya da parmak kaldırmadan öğretmenin yönelttiği soruya cevap verebilir. Ayrıca oyunlarda araya girmek, yerinde oturamamak, başkalarının konuşmalarını kesmek gibi davranış bozuklukları sergiler. Karşıdaki kişi çocuğa bu tür davranışları neden yaptığını sorduğunda, çocuk engel olamadığını açıklar. Kişi kendini kontrol etmek için çabalasa da bunu beceremez, çevrede kontrolsüz bir görünüm yaratır. Bu tür davranışlardan dolayı çocuklar derslerinde başarısız olurlar.

                  Dürtüsellik belirtileri nelerdir

                  • Bildiği sorunun cevabını sorunun tamamını dinlemeden vermek
                  • Hareketlerini frenleyememek
                  • Sabırsızlık, düşünmeden hareket etmek
                  • İsteklerini erteleyememe
                  • İstenilen bir şey için tutturmak
                  • Konuşurken araya girmek

                  Dürtüsellik nedenler

                  Dürtüsellik sorunu, beynin ön tarafındaki bölge ile alakalı olarak beynin yapısında normalden az kanlanma olması ve şeker kullanımı, aile içinde dürtüsellik sorunun olması, alkolizm, davranış bozukluğu, depresyon gibi sıkıntılar nedeniyle oluşabilir. Dürtüsellik probleminde temel bir etken haricinde sorunu tetikleyen şikayetlerin var olması nedendir. Aile içi geçimsizlik, duygusal yoksunluk gibi durumlar dürtüselliği tetikleyebilir.

                  Dürtüsellik tanısı ve tedavisi

                  Dürtüsellik tanısı klinik görüşme ile konulabilir. Tanıyı desteklemek amacıyla bazı testlerden yardım alınsa da en değerli test klinik görüşmedir. Dürtüsellik tanısı için MR, EEG gibi tetkikler çok özel durumlarda uygulanır. Aksi halde bu tür tetkiklerin gerekliliği söz konusu değildir.

                  Dürtüsellik

                  Dürtüsellik tanısı konduktan sonra, psikopedagoji, medikal tedavi ve nöropsikoloji yöntemlerinden yararlanılır. Dürtüsellik sorunu olan çocuklarda psikiyatrik ve nörolojik muayene ve testler uygulanarak tedavi planlanır. Tedavide anne ve baba eğitimi, öğretmen eğitimi, özel eğitim gibi çalışmalar gerçekleştirilir. Bu çalışmalar tedaviyi desteklemek için önemlidir. Tedavide amaç bireyin toplum ile sağlıklı ilişkiler kurabilmesini sağlamaktır. Özel eğitimler haricinde dürtüsellik rahatsızlığında ilaç tedavisi uzun yıllardır kullanılmakta ve oldukça başarılı sonuçlar alınmaktadır. İlaç tedavisinde başarı çocuğun yaşı, ailenin tedaviye uyumu, çocuğun zeka düzeyi gibi faktörlere göre değişiklik göstermektedir. Stimülanlar dürtüsellik tedavisinde güvenilir oldukları için ve çocuk üzerinde her hangi bir bağımlılık yaratmadıkları için tercih edilir. Ailenin ilaç kullanımı ile alakalı yanlış bilgisi genellikle ilaç tedavisinin reddedilmesine neden olmaktadır. Oysaki ilaç tedavisinin reddedilmesi tedavinin gecikmesine ve geri dönüşü olmaya]]> Hamilelikte Stres https://www.psiko.gen.tr/hamilelikte-stres.html Mon, 06 Aug 2018 09:37:52 +0000 Hamilelikte stres, gebelik esnasında anne olacaklar hormonsal farklılıklar, baskı ve fizyolojik değişimlerinden ötürü çeşitli bir psikoloji yaşıyor. Hamilelerin, 9 ay 10 günlük zamanda ani ağlama krizleri, fazla duygusall Hamilelikte stres, gebelik esnasında anne olacaklar hormonsal farklılıklar, baskı ve fizyolojik değişimlerinden ötürü çeşitli bir psikoloji yaşıyor. Hamilelerin, 9 ay 10 günlük zamanda ani ağlama krizleri, fazla duygusallık, mutsuzluk veya alıngan tavırlar gösterebiliyorlar. Hormon dengesizlikleri sebebiyle psikolojik hali bozulan anne adaylarının bir de öbür baskı ve çöküntü sebeplerine maruz kalması erken doğuma neden olabilmekte ve anne karnındaki bebeğe endirekt yollardan kayıp verebilmekte. Anne adayının gebelik sürecini psikolojik bakımdan de sıhhatli geçirebilmesi bebeğin sıhhati ve gelişimi bakımından önemli önem taşır. 


                  Anne adaylarının hepsi bu aşamada birtakım kaygılar taşırlar: Gebelik ne türlü olacak Doğum ne türlü olacak Çocuk ne türlü olacak Ben ne türlü bir anne olacağım Anne adayı, kendisini ne türlü bir deneyimin beklediğini bilmemenin sonucunda heyecanlı, endişeli bir belirsizlik çağı yaşıyor. Bu dönemde pek çok anne hormonsal değişikliklere ilişkili olarak denetim edemedikleri iniş-çıkışlar yaşarlar. Buna Bağlı Olarak ani ağlama krizleri, fazla duygusallık, ilişkilerde alınganlıkların çoğalması ara ara bilimsel sebepler ara ara da psikolojik nedenlerden ötürü anne adayı çeşitli his vaziyetleri yaşar. Bazı durumlarda huzursuz, bazı durumlarda tedirgin, bazı durumlarda fazla alıngan olur.

                  Hamilelikte hüzün, stres, sıkıntının bebeğe zararı varmı
                   
                  Anne adayları gebelik çağında gebelik konusunda problemlerden ötürü veya farklı nedenlerden ötürü ara ara baskı, hüzün, sorun, ağlama, depresyon, çöküntü, sinirlenme, fazla kızgınlık, sinir benzeri vaziyetlerle karşın karşıya kalabilirler. Yapılmış olan araştırmalar annelerde meydana gelen bu baskı vaziyetlerinin anne karnındaki bebeği de etkileyebildiğini işaret etmektedir. Bu etkilenmenin başlıca nedeni annenin baskı yaşaması halinde yükselen baskı hormonlarının (kortizol, adrenalin) anne kanaat vasıtasıyla bebeğe de geçebilir. Hayvanlar üstünde ve insan ile yapılmış olan çok fazla araştırmada anne adayının içinde yer aldığı önemli stresin çocuk üstünde birtakım negatif etkilerde yer aldığı gösterilmiştir. Bunlar: 
                  • Düşük riskinde artma 
                  • Erken doğum 
                  • Doğum ağırlığının az olması 
                  • Bebeğin zihinsel fonksiyonlarında azalma 
                  • Uyarı eksikliği 
                  • Hiperaktivite 
                  • Duygusal sorunlar 
                  • Sinirlilik  
                  Bazı araştırmalar annenin gebelik esnasında önemli depremler vb önemli natürel yıkımlar sebebiyle çok fazla önemli psikolojik travma ve baskı yaşamasının bebeğin ergenlik yaşlarına geldiğinde çöküntü, şizofreni benzeri önemli psikolojik rahatsızlıklara yakalanma rizikosunu arttığını göstermiştir. 
                   Hamilelikte Stres
                  Hamilelik sırasında stresi ve yukarıdaki rizikoları azaltmak amaçlı öneriler: 
                  • Sizi strese sokan vaziyetleri not edin ve çözümü amaçlı uyumlu tanıdıklarınız ile paylaşın 
                  • Sıhhatli beslenmeye itina gösterin 
                  • İtinalı uyuyun 
                  • Doktorunuzun teklifleri yönünde uyumlu egzersiz ve spor yazılımları yapın 
                  • Gebelik ve doğum ile ilgili bilginizin az olmasından ötürü endişe hissediyorsanız doktorunuzdan veya hamile öğrenim sınıflarından bu konuyla alakalı haber alın. Bilgisizlik korku ve endişeye yol açar. 
                  • Kendisinin kendinize baş edemediğiniz veya önemli seviyede bir psikolojik probleminiz varsa kesinlikle bir psikiyatri uzmanıyla bunu paylaşın. 
                  Anne adayı 'Karnım büyüdü kocam beğenmez' kaygısı taşır! 
                  Hamilelik esnasında anne adayına özel ve çeşitli yaklaşılması gerektiğini kaydeden Dolaşır, bu konuyla alakalı en önemli görevin baba adayına düştüğünü ifade etti. 
                  Fiziksel görünümüyle ilgili şaka yapmayın! 
                  Anne adayına gebelik boyunca dayanak olunması gerektiğini de dile getiren Dolaşır, alım satım ve doktor kontrollerine baba adaylarının]]> Çoklu Kişilik Bozukluğu https://www.psiko.gen.tr/coklu-kisilik-bozuklugu.html Tue, 07 Aug 2018 04:53:35 +0000 Çoklu kişilik bozukluğu, kişinin bilinç düzeyinde farklı en az iki kişiliğe sahip olması ve kişilikler arasında geçişler yaşaması durumuyla bilinen psikolojik hastalığa çoklu kişilik bozukluğu denmektedir. Genellikl Çoklu kişilik bozukluğu, kişinin bilinç düzeyinde farklı en az iki kişiliğe sahip olması ve kişilikler arasında geçişler yaşaması durumuyla bilinen psikolojik hastalığa çoklu kişilik bozukluğu denmektedir. Genellikle bir travma veya sarsıntı sonrası ortaya çıkar. Bilincin yeni oluştuğu çocukluk döneminde sıkça görülmektedir. Bu tramvalar duygusal, fiziksel veya cinsel istismarlar sonra ortaya çıkar. Bu istismarlar genellikle aileden veya bakıcılardan kaynaklanır. Nadir olarak görülmektedir. En az iki kişilik hastayı sürekli denetim altında tutar. Kişilik sayısı 10'u bulabilmektedir. Bu sayı hastanın yaşadığı travmalarla orantılıdır. Hastalar genellikle ani olarak diğer kişiliklere ani olarak geçer. Çocukluktan başlayıp ileri yaşlarda daha çok etkisi görülür.

                  Çoklu kişilik bozukluğunun ne sıklıkla ortaya çıktığı bilinmemektedir. Genellikle kadınlarda erkeklere göre 8 kat daha çok görüldüğü saptanmıştır. Bunun nedeni kadının maruz kaldığı cinsel tacizler ve erkeklerin böyle şeyleri saklama eğilimidir. Ülkemizde yapılan araştırmalar sonucunda %3,9 oranında bu hastalığın görüldüğü saptanmıştır.

                  Çoklu kişilik bozukluğu belirtileri
                  • Flash-back yaşantılar (Kişinin geriye dönük anılarını bulunduğu zaman içinde tekrar yaşadığını hissetmesidir.)
                  • Kişinin kendi içinde kişiliklerin olduğunu hissetmesi.
                  • Asosyal yaşam ve yabancılaşma.
                  • Evinde bulunan eşyaların nereden geldiğini bilmemek.
                  • Aşırı uyarılmışlık hissi
                  • Uyuma bozukluğu
                  • Kendine zarar verme eylemleri
                  • Mutsuzluk, keyifsizlik, depresif hallerde bulunma.
                  Çoklu kişilik bozukluğu tanısı

                  Tanının yapılabilmesi için bazı kriterlerin belirlenmesi gerekir. Bu kişilere kişilik testi uygulanır ve çevresindeki insanların düşünceleri alınır. Hasta konuşurken değişimleri kontrol edilerek tanı koyulabilir. Ayrıca bu kişilerde diğer kişilikler altta kaldığı zaman unutkanlıklarda ortaya çıkar. Hasta diğer kişilikte neler yaptığını hatırlayamazlar ve çoklu kişilik bozukluğu hastalıklarının farkına varmazlar.

                  Çoklu Kişilik Bozukluğu
                  Çoklu kişilik bozukluğu tedavisi

                  Sarsıntı veya travma sonucunda meydana gelen çoklu kişilik bozukluğunun tedavisi için öncelikle hastanın yaşamının hikayesini bilmek gerekir.  Bu sayede travma tespit edilebilir. Hastalığın tedavisi için en sık kullanılan yöntem psikoterapidir. Bunun yanında antidepresan ilaçlarla da tedavi götürülebilir. Psikoterapi seanslarında hastanın bölündüğü kişilikler bütünleştirilmeye çalışılır.
                  ]]>
                  Depresyon Belirtileri https://www.psiko.gen.tr/depresyon-belirtileri.html Wed, 08 Aug 2018 04:32:31 +0000 Depresyon belirtileri, Depresyon günümüzde en çok görülen hastalıklardan biri haline gelmiş durumda. Yaşadığımız çevre, arkadaşlarımız, ailemiz ve yaşadığımız olaylar depresyonda oldukça etkilidir. Özellikle yaşanıla Depresyon belirtileri, Depresyon günümüzde en çok görülen hastalıklardan biri haline gelmiş durumda. Yaşadığımız çevre, arkadaşlarımız, ailemiz ve yaşadığımız olaylar depresyonda oldukça etkilidir. Özellikle yaşanılan olaylar bilinç altında kaldığı zaman kişi o olayla baş edemeyebilir. Böyle olunca da psikolojisi bozulur ve depresyon denilen olay yaşanmaya başlar. Depresyon  insan hayatını çok olumsuz etkileyen bir hastalıktır. Çünkü depresyon halinde olan bir insan kendi içinde olayları yaşar ve sosyal hayattan kopar. Böyle olunca bu hastalık daha ileri seviyelere ulaşır. Ve artık çok can sıkıcı bir durum haline gelir. Sosyal hayatla olan bağımız yavaş yavaş kopmaya başlar. Depresyon aniden ortaya çıkan bir hastalık değildir. Önceden kendini belli etmeye başlar.Bizde şimdi depresyonun belirtilerinden bahsedelim. 

                  Depresyonun belirtileri şunlardır:
                  • Sebepsiz gelen sıkıntı, huzursuzluk, gerginlik ve sinirlilik depresyon belirtilerinin başında yer alır. Genelde içimde bir sıkıntı var daralıyorum yada huzursuzum gibi ifadeler kullanır. 
                  • Gerginlik  de çok olan bir durumdur. Aniden gelen sıkıntı hep bizi çok rahatsız eder ve hemde depresyonda olan kişiyi çok  olumsuz etkiler. 
                  • Endişeli ve korku içerisinde olmakta depresyonun belirtileri arasında yer alır. Sebepsiz bir korkuya kapılmak, başına kötü bir şey geleceğini düşünmek depresyonda olan kişinin sık rastladığı bir durumdur. Aklında hep kötü senaryolar oluşmaya başlar. 
                  • Uykusuzluk veya uyumama isteği de depresyonda olan kişide sıklıkla görülebilir. Uykuya dalmakta çok sorun yaşarlar. Uyuyunca kötü şeyler olacağını düşünürler. Uyusalar bile uyandıktan sonra dinlenemediklerini fark ederler. 
                  • İştahta azalma meydana gelir. Yemek yememe isteği oluşur. Yemek yerken yedikleri yemekten zevk alamazlar. Duyduklarını hissetmezler. 
                  • Depresyonda olan kişi kendini sürekli  yorgun hisseder. Bu yorgunluk hem bedensel hemde zihinseldir. Bedensel kendini iyi hissetse de bir iş yapmak istediğinde yorgunluktan dolayı yapamazlar. 
                  • Depresyonda olan kişi ölümden çok korkar. Tabi bu durum herkeste aynı değildir. Ya ölümden korkarlar yada intihar düşüncesi oluşur. Eğer intihar düşüncesi çok fazla ise kişinin bir klinikte tedavi olması gerekir. 
                  Depresyon Belirtileri
                  Bu belirtilerin eğer kendinizde olduğunu fark ederseniz bir doktora gidebilirsiniz. Depresyon tedavi edilmediğinde hem insan hayatını olumsuz etkiler hemde daha çok ilerler. İlaç tedavisi ile  depresyon hastalığı geçebilir yada ilerlemez. Depresyon sürekli kendini yenileyen bir hastalıktır. Depresyondan kurtulmak için bir doktora gidin. 
                  ]]>
                  Bağlanma Korkusu https://www.psiko.gen.tr/baglanma-korkusu.html Wed, 08 Aug 2018 11:08:57 +0000 Bağlanma korkusu, Bir çok kişi hayata çoğu şeyden mahrum kalarak yaşamaktadırlar. Yada bir çok şey hayatlarında yarım kalmaktadır. Bunların sebepleri çoğu zaman kaygı ve korkulardır. Bu korkuların başında bağlanma korkus Bağlanma korkusu, Bir çok kişi hayata çoğu şeyden mahrum kalarak yaşamaktadırlar. Yada bir çok şey hayatlarında yarım kalmaktadır. Bunların sebepleri çoğu zaman kaygı ve korkulardır. Bu korkuların başında bağlanma korkusu, kaybetme korkusu gibi korkular yer almaktadır. Bu korkular insan hayatında bir çok olumsuzluklara yol açmaktadır. Örneğin Kadın erkek ilişkilerinde ister kadın olsun ister erkek bu korkulara sahip olduğu taktirde mutluluklar veya yaşanacaklar bir çok kez yarım kalabilir. Yada hiç bir zaman istenilen mutluluk elde edilemeye bilinir. Bağlanma korkusu sadece kişiye karşı yaşanan bir korku değildir. Kişi çalıştığı işe birlikte bir şeyler paylaştığı arkadaşa sevgiliye veya herhangi bir eşyaya karşı bile bağlanma korkusu olabilir. Bağlanma korkusu yaşayan kişilerin diğer bir korkusu da bağlanma korkusudur. Bağlandığında herhangi bir ayrılıkta veya kaybetmede fazla acı çekmekten korkulduğu için bağlanmaktan korkulur. 

                  Bağlanma korkusu kişide hangi sebeplerle ortaya çıkar: Bağlanma korkusu eşittir mutsuzluk demektir. Bağlanma korkusunun sebebi kaybetme korkusudur aslında. Kaybedince çekilecek acılardan korkmaktır. Kişi bağlanma korkusu yüzünden bir çok şeyi yarım bırakmaktadır. Özellikle kadın erkek ilişkisinde bağlanma korkusu sebebi ile yarım kalmış yaşanmamış bir çok hayat bulunmamaktadır. Her an kaybetme korkusu yüzünden kimseye bağlanmaz kişi. Bağlanma korkusu güvensizliği doğurmaktadır. Bağlanma korkusu yaşayan kişiler etrafındaki kimseye tam anlamıyla güven duyamaz. Nasıl olsa gidecek nasıl olsa kaybedeceğim düşüncesine kapılır. Bağlanma korkusu aslında insanın bilinç altına yerleşmiş bir takım olayların dışa vurumudur. Bağlanma korkusu kişinin mutlak hayatında çok sevdiği bir kişinin beklenmedik bir anda ölümü, veya çok sevdiği bir kişinin terk etmesi veya da hiç ummadığı bir kişi tarafından ihanete uğraması sonucu ortaya çıkmaktadır. Bağlanma korkusu çocuklukta yaşanan bazı acı olaylar sonucu ortaya çıkmış olabileceği gibi acı çekme terk edilme korkusu da olabilir. Bağlanma korkusu özgürlüğü kaybetme ilişkide arka planda kalma korkusudur. Bağlanma korkusu yaşayan kişiler mutluluğu tam anlamıyla yaşayamayacaklardır. Karşılarındaki kişilerle yaşadıkları sevdanın veya dostluğun kıymetini ve huzurunu hiç bir zaman yaşayamayacaklardır. Tam anlamı ile kendilerini bırakıp koşulsuz şartsız kendilerini ilişkinin gidişatına bıraktıkları taktirde fazla bağlanmaktan ve bunun sonucu olarak yıpranmaktan kaybetmekten korkarlar. 

                  Bağlanma Korkusu
                  Bağlanma korkusun nasıl tedavi edilir: Öncelikle bağlanma korkusu olan kişiler hayattan ne beklediklerini doğru saptayıp ve bunun üzerine karşısındaki kişiden neler beklediğini iyi tespit etmesi gerekmektedir. Daha sonra kişiyi iyi tanıyıp gözlemleyip kendisini mutlu edip edemeyeceğini gözlemlemeli ve bunun üzerine o kişinin olumlu yönlerini görmeye çalışılmalıdır. Açık yüreklilikle ve tam bir samimiyet içerisinde kişiye yüreğini açması gerekmektedir. Korkularını anlatıp korkuları ile yüzleşmesi lazımdır. Bağlanma korkusu yaşayan kişinin mutlaka partnerini iyi tanımalı ve tanımak içinde kimseyi rencide etmeyecek küçük testlere başvurmalıdır. Bağlanma korkusu yaşayan kişin yakınındaki kişilere fazlasıyla iş düşmektedir. Kesinlikle anlayışlı olup bu korkuları yaşayan kişiye güven vermeliler. Olumlu veya olumsuz her türlü olayda yanında olduklarını hissettirmeleri gerekmektedir. Bazen bu gibi psikolojik sorunlar tek başına aşılamaya bilinir. Bağlanma korkusu ve benzeri korkuları aşmak için psikolog tan destek almak veya yakınlarından yardım istemekte doğru bir davranış olacaktır.
                  ]]>
                  Eşcinsellik https://www.psiko.gen.tr/escinsellik.html Wed, 08 Aug 2018 20:47:48 +0000 Eşcinsellik, kişinin kendi cinsinden olan kişilere cinsel yönelim isteğine eşcinsellik denir. Mesela, bir erkeğin kendi cinsinden bir erkeğe ilgi duyması, kendi cinsine aşık olması, kendi cinsinden olan erkeklerle cinsel fan Eşcinsellik, kişinin kendi cinsinden olan kişilere cinsel yönelim isteğine eşcinsellik denir. Mesela, bir erkeğin kendi cinsinden bir erkeğe ilgi duyması, kendi cinsine aşık olması, kendi cinsinden olan erkeklerle cinsel fanteziler hayal etmesi o erkeğin eşcinsel olduğu anlamına gelir. Bu benzer iki çekim karşı cinse olursa buna heteroseksüellik, eğer her iki cinse de bu istek ve arzular duyuluyorsa buna da biseksüellik denmektedir. Bir kişide bunların hepsinin görülmesi beklenemez. Örneğin kişi heteroseksüel olmasına rağmen bir erkeğe ilgi duyabilir. Bu onun cinsel yöneliminin değiştiği anlamına gelmez. Yani eşcinsellik kısa dönemde   görülen özelliklere göre değil, genel ilgi ve davranışa göre tanımlanır.
                  19.yüzyıldan beri tıp ve hukuk otoriteleri tarafından kabul edilen eşcinsellik sözcüğü, ülke ve kültürlere göre farklılık gösterebilir. Amerika'da gayet sözcüğü kadın ve erkekler için kullanılmakta iken son yıllarda kadınlara lezbiyen, erkeklere de gay sözcüğü verilmiştir. 
                  Eşcinsellik üçüncü bir cins değildir. Bu kişi erkekse erkek, kadınsa kadın olduğunu bilir ve kabul eder. Bu tür insanların başka bir cins kimliği alma eğilimi yoktur.

                  Kişinin eşcinsel olduğu nasıl anlaşılır

                  Erkek ve kadın eşcinsellerin, erkeklik ve kadınlıkla ilgili yaşadıkları toplumda kabul gören, beklenen görünüş ve davranışlarının farklı olmaları gerekmez. Bu kişilerde farklı erkek ve kadın özellikleri birarada görülebilir. 
                  Toplumda yapılan en büyük yanlışlardan biride erkeklerden hoşlanan bireylerin kadınsı, kadınlardan hoşlanan bireylerin erkeksi davranışlar sergilemeleri gerektiğini düşünmeleridir.

                  Eşcinsellik hastalık mıdır

                  Eşcinsellik bir hastalık değildir, çünkü her insan kendi cinselliğinin olağan çeşitliliğinin bir görünümüdür. İlk zamanlarda psikiyatri, eşcinselliği bir ruhsal bozukluk olarak açıklamıştır. Ancak daha sonra yapılan bilimsel çalışmalar ile bu kişilerin herhangi bir psikolojik sorunu olmadığı görülmüştür.

                  Eşcinsellik
                  Eşcinsellik tedavisi var mıdır 

                  Eşcinsellik hastalık olarak kabul görmediği için herhangi bir tedavisi yoktur. Bir psikolojik bozukluk kabul edildiği zamanlarda bu kişilere ilaç ve hormon tedavisi, çeşitli psikolojik yöntemler uygulanmıştır. Ancak bu yöntemlerin ise yaramadığı bilinmektedir. Hatta bu yöntemlerin kişilerde ruhsal ve fiziksel problemlere de neden olduğu gözlemlenmiştir. Eşcinsellik kabul edildiği aşamada ruh sağlığı uzmanlarından yardım alınması gerekebilir. Çünkü içinde yaşadığı toplum ve çekince, yalnız kalma düşünceleriyle baş etmek kişiyi yorabilir.
                  ]]>
                  Elde Sinir Sıkışması https://www.psiko.gen.tr/elde-sinir-sikismasi.html Thu, 09 Aug 2018 07:08:39 +0000 Elde sinir sıkışması, Bu hastalık karpal tünel sendromu olarak adlandırılır. El üzerinde meydana gelen uyuşma, hareketsizlik, ağrı ve kramp gibi olayların ortaya çıkması ile etkili olurken; bayanlarda daha çok rastlanan hast Elde sinir sıkışması, Bu hastalık karpal tünel sendromu olarak adlandırılır. El üzerinde meydana gelen uyuşma, hareketsizlik, ağrı ve kramp gibi olayların ortaya çıkması ile etkili olurken; bayanlarda daha çok rastlanan hastalıklar arasında yer alır. El bölümünde sinirin geçtiği yerlerde, karpal tünel bölümünde oluşan sıkışma sonucu meydana gelen hastalıktır. Bu hastalık ile beraber işaret parmağı, baş parmağı ve orta parmağın duyularında ve hareketlerinde sorunlar oluşur. Parmakların hareket kabiliyeti azalırken; sinirlerde bulunan tendonlarda hareketsizlik gözlenir. Elde oluşan sinir sıkışması problemlerinde karpal ligamentin kalınlaşarak; bu bölümde sinire oluşturduğu baskı sonucu meydana gelen bir hastalıktır. Tedavi edilmesi kolay bir hastalıkken; ihmal edilirse büyük sıkıntılar teşkil eder.

                  Elde meydana gelen sinir sıkışmasının belirtileri

                  El bileğinin aşırı kullanılması sonucu gerçekleşen durumlarda bu bölümde sinir sıkışması gözlenir. Genellikle halı dokuyan bayanlarda dantel ve el işi yapan bayanlar da ve klavye gibi parmak hareketleri isteyen işlerde çalışan kişilerde bu hastalık gözlenir. Ayrıca elde oluşan sinir sıkışmasının nedenleri arasında hormonlardan kaynaklanan değişimler sonucu bu hastalığın oluştuğu görülmüştür. Bu hormonların değişmeleri sebebinin ilk sırasında gebelik sonucu oluşan sini sıkışması görülmektedir. Ayrıca sinir sıkışmasının sebepleri arasında ilerleyen yaşlarda görülen hastalıklarında neden olduğu bilinmektedir. Diyabet ve romatizmal hastalıklar sonucu da el bileğinde sinir sıkışmaları gözlenir. Elde oluşan sinir sıkışması hastalığı genetik olarak da aile bireylerinde gözlenen rahatsızlıklar arasında yer alır. Yine sinir sıkışmalarında uzun süreli bilekte oluşan ve omuza yayılan ağrı ve uzun süreli sızlama şeklinde durumlar gözlenir. Bu hastalık esnasında işaret parmağı, baş parmağı ve orta parmak gibi bölümlerde elektriklenme gibi hisler görülür. Ayrıca uyuşukluk, karıncalanma ve şiddetli kramp şeklinde ağrılar görülür. Bu ağrılar yavaş yavaş kendini belli ederken; sinir sıkışmalarında kramplar ve aşırı ağrılar ile belli eder. Dinlenmeyle geçmeyen hastalıklarda sinir sıkışması ile alakalı olarak parmaklarda hissiyatsızlık oluşması sebebi ile ele alınan parçaların yere düşmesi gibi belirtiler gözlenir.

                  Elde Sinir Sıkışması
                  Elde bulunan sinir sıkışmasının tanısı

                  Böyle durumlarda kişinin el kaslarında zayıflık görülür. Ayrıca eline aldığı nesneleri kavrama ve kuvveti tespit etme gibi durumlarda aksaklıklar yaşanır. Ayrıca karıncalanma ve uyuşma sebebiyle belli pozisyonlarda elde hissiyatın ne derece olduğu belirlenir. Parmakların duyularında ve hislerinde azalmalar gözlenirken; el bileğinde bulunan şikayet ile alakalı olarak sinir sıkışması tespit edilmesi sağlanır. Yapılacak EMG testi ile röntgen çekimi uygulanır. Testler doğrultusunda bu hastalığın kesin tanısı konularak; yapılan teknik ve yöntemleri ile hastalığının bulguları kesinleşir.

                  Elde bulunan sinir sıkışmasının tedavi yöntemleri 

                  Yapılan uygulamalar ile elde bulunan sinir sıkışmasında azalmalar gözlenir. Egzersiz gibi uygulamalar ile elde bulunan kaslarda kuvvetlenme sağlanır. Böylelikle eldeki uyuşmalarda azalma sağlanır. Ancak yapılan uygulamalar ile elde bulunan sıkışmada azalmalar ve sızlamalar da azalma gözlenmez ise tedavi yöntemleri ile bu hastalık giderilmeye çalışılır. Bu bölgede bulunan sinir sıkışması tedavi edilmezse büyük hasarlara sebep olur. Bu sebeple en kısa zamanda tedavi edilmesi gerekir. Elde bulunan sinir sıkışmasına uygulanan tedavi yöntemleri ile bu hastalığın tedavi edilmesi sağlanır. Bu bölgeye yapılan ameliyat ile yapılacak lokal anestezi ile bu bölümde ufak kesik açılarak; burada bulunan tıkanıklık giderilir. Burada bulunan median sinir gevşetilerek bu bölümde rahatlama sağlanır. 

                  <]]> Ajitasyon https://www.psiko.gen.tr/ajitasyon.html Thu, 09 Aug 2018 07:31:14 +0000 Ajitasyon, ruh bozukluğu sebepleriyle, çevredeki kişilerin davranış ve tutumlarına bağlı meydana gelen, hem davranışsal, hem de ruhsal heyecanlılık şeklinde oluşan aşırı tutarsız davranış şeklidir. Toplumda yaygın görül Ajitasyon, ruh bozukluğu sebepleriyle, çevredeki kişilerin davranış ve tutumlarına bağlı meydana gelen, hem davranışsal, hem de ruhsal heyecanlılık şeklinde oluşan aşırı tutarsız davranış şeklidir. Toplumda yaygın görülen ajitasyon, genellikle tek başına ortaya çıkmaz. Hastalarda başka psikiyatrik bozukluklarla birlikte seyreder. Öngörülen ajitasyon psikiyatrik rahatsızlıklarda belli dönemlerde klinik tabloya eşlik eden sözlü veya yıkıcı davranışsal bozukluk şeklinde görülür. Yani ajitasyon psikolojik bir rahatsızlıkla ortaya çıkar.

                  Ajitasyon oldukça farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Kişide genellikle tutarsız kabul edilen bir davranış, ruhsal heyecanlılık, davranışsal farklılık şeklinde belirir. Ajite kelime anlamıyla huzursuzluk şeklinde tabir edilir. Gerçekte de kişide huzursuzluk şeklinde ortaya çıkar. İlk aşamada konsantrasyon ya da relaksasyon bozukluğu şekline ortaya çıkmakta, ardından subjektif kuruntular sebebiyle yaşanan huzursuzlukla belirgin hale gelir. Relaksasyon gevşeme durumudur. İnsanlarda gerilme daima etkili olabilir. Gerilmenin ardından gelen gevşemedir. Bu süreçte kişi vücudunu rahatlatmak için bazı hareketler yapar. Kaslarını gevşetme çabası, esneme, düşüncelerin dağılması için hareketlerde bulunabilir. Gevşeme döneminde ya da konsantrasyon bozukluğu sırasında ajitasyon yaşanabilir. Bunu belirleyici huzursuzluk öncesinde gözlemlenen tekrarlayıcı ve amaçsız yapılan davranışlardır.

                  Ajitasyon neden kaynaklanır

                  Ajitasyonun neden kaynaklandığı ve şiddeti genel olarak bağlantılı olsa da, arada belirgin farklılıklar bulunur. Kişilerdeki önemsiz davranış değişimleri de genellikle belli belirsiz olup, gerginlikle alakalı olur. Sürekli hareket halinde olan kişi, ayağını oynatma, elindekini oynatma, üzerini düzeltme, otururken bile kıpırdanma gibi davranışlar sergiler. Şiddetli ajitasyon en fazla depresif kişilerde etkili olur. Toplumda en çok etkili olan envolüsyonel melankoli durumunda yani orta yaştaki kişilerde etkili olan depresyonda ajitasyon meydana gelebilir. Bu hastalar kendi işlerini bile uzun süre yapamaz duruma gelirler. Sürekli dolaşma, yerine duramama, ellerini ovuşturma, dizlerini oynatma gibi belirtiler hastalarda görülebilir.

                  Ajitasyon tedavisi nasıl yapılır

                  Hastaların bu sorundan kurtulması amacıyla uygulanan tedavi altta yatan psikolojik rahatsızlığın iyileştirilmesi sayesinde etkili olabilir. Tedavide hastalığa yönelik tedavi ön planda olmalıdır. Genellikle depresif hastalıkların ilaç tedavisiyle bastırılması, ajitasyon meydana geldiğinde buna etkili olacak başka ilaçların kullanılması gerekir. Özellikle tedavide etkili olan ajitasyon durumunda, fenotiazin ilaçlar fayda sağlar. Depresyon hafif etkilerle seyrediyorsa, ajitasyon kontrolünde medazepam ile benzodiazepin türü ilaçlar faydalı olur. Fakat hastanın tedavisinde kullanılan ilaçların bir bölümü de ajitasyon nedeni olabilir. Bu açıdan ajitasyon tedavisinin uzmanlarca yapılması tavsiye edilir. İlaçlarda çok iyi doz ayarlaması yapılmalı ve hastalar sürekli olarak kontrol altında tutulmalıdır. Gereksiz yere kullanılan ilaçlar fayda yerine zarar getirir. Bu nedenle hastalara verilen depresyon ilaçlarının dönemsel olarak kesilmesi bile gerekebilir. Bu hassas tedavi planı uzman bir doktor kontrolünde olmalıdır.

                  Ajitasyon
                  Hafif ajitasyon bitkisel kürlerle kontrol altına alınabilir

                  Ağır bir etkiyle seyretmeyen ajitasyon hastalarının rahatlaması amacıyla bitkisel kürlerden faydalanılabilir. Uygun zamanlarda hastanın rahatlamasını sağlayacak, uyku getiren, algılarının yavaşlamasını sağlayacak bitkilerden kür hazırlanabilir. Ancak bunun kişinin dikkat gerektirmeyecek zamanlarında, cihaz ya da araç kullanmadığı zamanlarda uygulanması gerekir. Özellikle oğul otu yaprağı, kedi otu kökü, şerbetçi otu çiçeği gibi bitkiler bu konuda uzmanlarca tavsiye edilir. Çay o]]> Distimik Bozukluk https://www.psiko.gen.tr/distimik-bozukluk.html Fri, 10 Aug 2018 00:38:00 +0000 Distimik Bozukluk, Kronik bir şekilde ilerleyen ve fazla belirti göstermeden devam eden bir depresyon türü olan distimik bozukluk birçok insan da görülmesine rağmen zor teşhis koyulan ve bu nedenle doğru tedavi edilemeyen bir hastal Distimik Bozukluk, Kronik bir şekilde ilerleyen ve fazla belirti göstermeden devam eden bir depresyon türü olan distimik bozukluk birçok insan da görülmesine rağmen zor teşhis koyulan ve bu nedenle doğru tedavi edilemeyen bir hastalıktır. Uzun süre devam eden distimik bozukluk kronik depresyon olarak da bilinir ve bu hastalığa hastalığın sinsi ilerlemesi nedeniyle gizli depresyon adı verilir.
                  Tarihte daha önce kronik minor depresyon, depresif nöroz, nevrotik depresyon ve intermitan depresyon olarak anılan distimik bozukluk genellikle çocukluk ve ergenlik yıllarında başlar. Hastalarda genellikle iki sene devam edebilen ve hafif düzeyde yaşanılan bir depresyon durumu olan distimik bozukluk aşağıdaki belirtilerin iki aydan fazla yaşanması durumunda tedavi edilmesi gereken bir hastalık haline gelmiş demektir.

                  Distimik bozukluk belirtileri:
                  • İştah kaybı veya aşırı yemek yeme durumu
                  • Uykusuzluk veya sürekli uyuma eğilimi
                  • Halsizlik ve bitkinlik
                  • Bir şeye konsantre olamama
                  • Karar vermede güçlük çekme
                  • Umutsuzluk duygusu
                  • Memnuniyetsizlik ve karamsarlık
                  • Kendini değersiz hissetme ve güvensizlik gibi durumlar distimik bozukluk belirtileri arasında sayılabilir.
                  Distimik Bozukluk
                  Distimik bozukluk tedavisi:

                  Bu hastalığın tedavisi bilişsel psikoterapi veya farmakoterapi ile yapılır.  Bu tedavilerin yanı sıra hastalarda doktorların önerdiği  bazı antidepresan ilaçlar kullanılır. Distimik bozukluk yaşayan hastalarda ailenin desteği tedavinin başarısı açısından oldukça önemlidir. Fazla bir belirti göstermeden gizlice ilerleyen bu hastalığın tanısı koyulurken çok dikkatli olunmalı ve doğru tedavi yöntemi uygulanmalıdır. Doktorun önereceği ilaçlar ve psikoterapi seanslarının hastalık kontrol altına alındıktan 3 ay sonrasına kadar devam ettirilmesi hasta açısından daha faydalı olur.
                  ]]>
                  Bilekte Sinir Sıkışması https://www.psiko.gen.tr/bilekte-sinir-sikismasi.html Fri, 10 Aug 2018 15:51:47 +0000 Bilekte sinir sıkışması, el parmaklarındaki hareketimizi sağlamak ile ilgili olan median sinir olarak adlandırılan bölümünde oluşan sıkışma ile meydana gelen hastalıktır. Bilekte bulunan kasların çalışması ve duyuların Bilekte sinir sıkışması, el parmaklarındaki hareketimizi sağlamak ile ilgili olan median sinir olarak adlandırılan bölümünde oluşan sıkışma ile meydana gelen hastalıktır. Bilekte bulunan kasların çalışması ve duyuların hissedilmesi bu bölüm aracılığıyla sağlanır. Burada bulunan sinirlerin en büyüğü olan median sinir el bileğinin orta bölümünde yer alır ve el ayası tarafından bir tünel içinde avucunun içine doğru bir bölümde bulunur. Sinir sıkışması tıp dilinde karpal tünel sendromu olarak adlandırılır. Bu tünelde bulunan sinirin sıkışması ile alakalı olarak uygulanan basıncın artması ile bu bölümde daralmalar gözlenir. Travmaya bağlı olarak el bileğinde sıkışmalar gözlenirken; hareket etme gibi işlemlerde azalmalar gözlenir. Bu sinir sıkışması kendiliğinden de oluşabilir. Ayrıca el bileğindeki işaret parmağı, baş parmağın, yüzük parmağı, orta parmağın ve diğer bölümün hislerinde azalmalar görülürken; ince ve hassas hareketler yapma da aksaklıklar yaşanır.

                  Bilekte bulunan sinir sıkışmasının görüldüğü kişiler

                  Bu hastalık genellikle kadınlarda gözlenirken; 40 yaşın üzerindeki kişilerde daha fazla görüldüğü kanıtlanmıştır. Rahatsızlığın belirgin bir sebebi yoktur. Ancak el bileğinin uzun süreli kullanıldığı durumlarda, el işi yapan kişilerde, ağır işlerde çalışanlarda, klavye gibi parmak hareketleri gerektiren işlerde çalışanlarda parmaklar fazla yıprandığı için bu hastalığın görüldüğü belirtilmiştir. Ayrıca bu hastalığın ortaya çıkmasının sebepleri arasında genetik hastalıklar, şeker hastalığı, aşırı kilo gibi durumlarda da bu hastalığı tetiklediği görülmüştür. Bayanlarda hamilelik döneminde sıvı oranının artması sebebiyle bilekte sinir sıkışması olduğu gözlenmiştir.

                  Bilekte sinir sıkışmasının belirtileri

                  Bilekte bulunan sinir sıkışmasının belirtileri arasında genellikle parmaklarda güçsüzlük, kısa sürede yorulma ve karıncalanma gibi belirtiler gözlenir. Bu hastalık ilerlediği zaman parmaklarda uyuşukluk artar ve ağrılar kramplar halinde şiddetlenir. Bu rahatsızlık olan kişide geceleri uyurken sancıyla uyanma hali ile kramp şeklinde ağrılarının yaşanmasına neden olur. Ayrıca bu hastalığı yaşayan kişilerin ellerini sağladığında ya da birliğini hareket ettirdiğinde ağrılarda azalmalar ve hafifleme görülür. Bu hastalık ile beraber baş parmağın tabanında ve etrafında ki kaslarda erime ya da güçsüzlük gibi problemler gözlenir. Ayrıca bilekte bulunan sinir sıkışmasında el parmaklıklarında his kaybı olurken; acı ve ağrı gibi durumlar gözlenir. Böyle durumlarda kişi parmaklarını hissetmediği için başka rahatsızlıklara da maruz kalabilir.

                  Bilekte sinir sıkışmasının teşhisi

                  Bilekte bulunan sinir sıkışmasının tanısını koymak için klinik bulgular ve hastanın yaşadığı şikayetlerin dinlenmesi gerekir. Kesin teşhisi uygulayabilmek için sinirin içindeki elektrik sinyallerinin taşındığı bölümün filminin çekilmesi gerekir. Bu bölümde yapılacak EMG uygulaması sonucunda hastalığın kesin tanısı konulur.

                  Bilekte Sinir Sıkışması
                  Bilekte bulunan sinir sıkışmasının tedavisi

                  Bilikte bulunan sinir sıkışmasının tedavi edilmesi ile alakalı olarak öncelikle kişinin egzersiz hareketleri yapması gerekir. Bu hastalığın ilerlemediği evrelerde yapılacak uygun egzersizler sayesinde bilek kaslarının güçlenmesi sağlanır. Yapılacak egzersizler sonunda hastanın bileğinde bulunan problem geçmez ise gerekli cerrahi yöntem ile bu bölgenin tedavi edilmesi sağlanır. Bu rahatsızlıklar alakalı el bileğinin hareketlerinin kısıtlanması ve antienflamatuar ilaç kullanımı ile birlikte bulunan sinir sıkışmasının azaltılması sağlanır. Erken dönemde uygulanacak fizik tedavinin sonucunda sinir sıkışmasında azalmalar gözlenir. Yalnız yapılan fizik tedavilere cevap verilmeyen durumlarda şişkinliği azaltmak i]]> Aldatma https://www.psiko.gen.tr/aldatma.html Fri, 10 Aug 2018 17:59:18 +0000 Aldatma, tüm insanlığın en güncel sorunlarından biridir aldatma. Kadını erkeği yoktur aslında her ikisi de aldatıyor. Neden yapıldığı, nasıl yapıldığı ya da yapılmasını engellemek için ne yapmak gerektiğini anlatan onl Aldatma, tüm insanlığın en güncel sorunlarından biridir aldatma. Kadını erkeği yoktur aslında her ikisi de aldatıyor. Neden yapıldığı, nasıl yapıldığı ya da yapılmasını engellemek için ne yapmak gerektiğini anlatan onlarca kitap yazılmıştır. Fakat hiç biri aldatmayı ortadan kaldırmaya yetmemiştir. Kimi aldatan kendince bazı gerekçeler arkasına sığınıyor. Oysaki aldatmanın hiç bir gerekçesi olamaz. Aldatma insanın sadece kendini kandırmasıdır. Aldatan kişi bir hata yaptığını fark etmeyip buna devam edince ailelerin yıkılmasına çok ciddi sorunların ortaya çıkmasına sebep oluyor. Aldatan kişi aldatmasını bir çok bahaneye bağlıyor. Bunlar

                  Aldatma bahaneleri
                  • Eşim beni sevmiyor
                  • Eşim yeterince ilgi göstermiyor
                  • Eski tadı kalmadı aşkımız bitti
                  • Birlikte Zaman geçirmek sıkıcı
                  • Akşamları eve geldiğimde hiç bakımlı değil
                  • Evde sürekli tartışma yaşanıyor 
                  • Kadının önceliğini işlere ve çocuklara vermesi
                  • Güler yüzlü değil...
                  Aldatma
                  Aldatılan kişi, aldatma da en çok etkilenen ise aldatılan taraftır. İlişkinin bitmesi ile beraber aldatılan kişi ilk evre de karşı tarafı da suçlasa daha sonra kendisini suçlamaya başlayacaktır. Bunlar ile beraber psikolojik sıkıntılar içerisine girecektir. Aldatılan kişi sürekli kendini suçlu ve eksik hisseder. Oysa ki kesinlikle kendisinden kaynaklanan bir sorun yoktur. Genelde ben güzel değilim deyip hemen güzellik salonlarına giderler. Oysa ki çok ünlü olan dünya güzelleri bile aldatılabiliyor. Bu neden ile bu durumun kesinlikle güzel olup olmamak ile bir ilgisi yoktur. Tamamen kişinin kendi karakteri daha doğrusu karaktersizliği ile ilgili bir sorundur.
                  ]]>
                  Depresif Bozukluk https://www.psiko.gen.tr/depresif-bozukluk.html Sat, 11 Aug 2018 11:53:33 +0000 Depresif Bozukluk, Depresif bozukluk bir nevi depresyon (manik depresyon) bipolar afektif iki uçlu duygu bozukluğudur. Depresif bozukluğu olan kişi riskli çelişkili hareketleri ile işine çevresine kariyerine zarar verir. Tedavi e Depresif Bozukluk, Depresif bozukluk bir nevi depresyon (manik depresyon) bipolar afektif iki uçlu duygu bozukluğudur. Depresif bozukluğu olan kişi riskli çelişkili hareketleri ile işine çevresine kariyerine zarar verir. Tedavi edilmediği zaman ciddi sorunlara yol açar intiharla sonuçlanabilecek ciddi bir ruhsal hastalıktır.

                  Depresif bozukluk yani depresyon tedavi edilmesi uygun şekilde düzenli yapıldığı zaman iyi sonuçlar veren hastalıktır. Hastalığın başında bir uzman psikologa giderek tedavi olmak doktorun verdiği ilaçları düzgün kullanmak ve verilen süre içinde ilaçları bırakmadığı sürece kısa olumlu sonuçlar alınır.

                  Depresif bozukluğunun belirtileri

                  Depresyon hastalığına yakalanmış kişiyi iyi yönleriyle destek vermek gereklidir. Aksine hasta sonradan pişman olacağı kararlar verebilir. Bu kararlar iş değişikliği boşanma gibi kendi hayatını etkileyecek, geçmişte yaşadıklarını düşünerek geleceği olumsuz görmeye başlar.

                  • Hasta kendini devamlı olumsuz yönde düşünceler ile çevresine gelecek ile ilgili olumsuzlukları anlatır. Olumsuz olaylara odaklanıp olumlu olayları göz ardı eder. Algılaması zayıflar öğrenci ise derslerde bocalar hocanın anlattığı konuları her ne kadar dinlese de anlayamaz. Kendi kafasına göre hareket eder.
                  • Olumsuz olaylardan devamlı olumsuz genellemelerde bulunur ya hep ya hiç düşüncesini taşır. Olumlu olaylarda ise küçümseme aldırış etmeme tarzında düşünür. Depresyona girmiş hasta hep ağlamalı çökmüş duygular içindedir.
                  • Hasta devamlı yorgun, bitkin, enerjisi azalmış, halsiz hisseder. Uykusu düzensizdir gece yarısı uykudan uyanır uyuyamıyorum korkuyorum der, uykusunu alsa bile çok uykusuzum hiç uyumamış gibi düşünür. İş yaparken dikkatini toplayamaz, yapacağı işe odaklanamaz.
                  • Depresif bozukluğu olan kişilerde devamlı intihar düşüncesi vardır, konuşmalarında yavaşlama anlatamama, hareketleri yavaşlar, devamlı bir noktaya odaklanıp bakar. Hastanın kendine güveni kalmaz ben hiçbir işe yaramıyorum boşuna yaşıyorum değersizim düşünceleri vardır.
                  • Hastada genellikle iştahsızlık zayıfla görülür, bazense aşırı iştahlı olur ne yediğini ne kadar yediğini anlamaz ve kilo alır. Aşırı sinirlilik halleri sergiler, her an her şeye kızıp sinirlenirler. Karanlık yerlerde, kalabalık yerlerde duramaz çabuk sıkılırlar, kalabalık ortama girmeyi sevmezler. Depresyon cinselliği olumsuz yönde etkiler isteksizlik, ereksi yon bozuklukları görülür.

                  Depresif Bozukluk

                  Depresyonda tedavi

                  Bu belirtiler hastada görüldüyse ve 2 haftayı geçti ise mutlaka bir psikiyatriye götürülmelidir. Depresyonda doktorunun önerdiği ilaçlar düzgün kullanılıp ailenin verdiği destekle kısa bir zaman içinde hasta iyileşir.  Hastaya uygulanan ilaçları halk arasında bağımlılık yapar denmesi yanlıştır depresyonda en iyi tedavi laç tedavisidir.


                  ]]>
                  Antisosyal Kişilik Bozukluğu https://www.psiko.gen.tr/antisosyal-kisilik-bozuklugu.html Sun, 12 Aug 2018 09:34:01 +0000 Antisosyal kişilik bozukluğu, insanlarda psikolojik olarak meydana gelen bir problemdir. Bu sorunun var olduğu kişilerde başta davranış bozuklukları olmak üzere birçok farklı belirti meydana gelir. İnsanlarda ergenlik dönemlerinde Antisosyal kişilik bozukluğu, insanlarda psikolojik olarak meydana gelen bir problemdir. Bu sorunun var olduğu kişilerde başta davranış bozuklukları olmak üzere birçok farklı belirti meydana gelir. İnsanlarda ergenlik dönemlerinde antisosyal kişilik bozukluğu çok yaygın bir şekilde görülmektedir. Bu hastalık, hem gençlerde hem de yetişkinlerde sosyal açıdan çok önemli sorunların meydana gelmesine neden olan bir durumdur. Bu nedenle bu psikolojik rahatsızlığın en kısa zamanda giderilmesi gerekmektedir. Aksi durumlarda bu sorun daha da ilerleyerek farklı psikolojik sorunlara neden olabilir. Bazı alanlarda bu hastalığa sosyopati denilmektedir. Bu ismiyle de çok bilinen bu hastalık genel olarak bir psikolojik dengesizliktir. Antisosyal kişilik bozukluğu olan insanlarda bu durum toplum ahlakını olumsuz bir şekilde etkileyecek durumlara neden olabilmektedir. Aslında bu psikolojik problemde meydana gelen en büyük sorun da bu dur. Halk arasında kişinin yapmış olduğu hal ve hareketler de bu psikolojik rahatsızlıktan etkilenecektir. Tüm bu durumlara rağmen kesinlikle bu durum akıl hastalığıyla ilişkilendirilmemesi gerekmektedir. Çünkü her ikisi de oldukça farklı şeylerdir. Antisosyal kişilik bozukluğu olan insanlarda rahatsızlığın iki temel özelliği bulunmaktadır. Bunlardan biri insanlarda manipülasyonların meydana gelmesidir. Bunun yanında kişilerde görülen bir diğer özellik ise kişinin hilekarlığıdır. Bu özellikler aslında günümüz insanlarda çok karşılaşılan durumlar olduğu için hastalık olarak tanı konulması oldukça zordur. Bu nedenle bu konuda uzman olmayan kişiler tanı koyamaz.

                  Antisosyal kişilik bozukluğu belirtileri:
                  • Bu psikolojik problemin görüldüğü kişilerde son zamanlarda hırsızlık yapma ve yalan söyleme gibi durumlar meydana gelmeye başlamaktadır. Toplumumuzda oldukça yaygın bir şekilde görülen bu durumlar, bazen kişilerin hastalıkları nedeniyle meydana gelebilmektedir. 
                  • Bu problemin olduğu kişilerde görülen en büyük belirtilerden biri ise kişinin başka insanların haklarını ihlal etmesi ya da etmek istemesidir. Bu durum da oldukça sık karşılaşılan problemler arasında yer alır. 
                  • Özelikle ergenlik dönemlerinde kişinin sürekli olarak sigara ya da uyuşturucu maddelere özenmesi gibi durumlar da bu hastalığın belirtileri arasında yer almaktadır. 
                  • Kişide sürekli olarak kavgaya yönelme durumlarıdır. Bu gibi sorunlar nedeniyle kişi sürekli etrafındaki insanlara çatarak sorunlar çıkarır. Genel olarak antisosyal kişilik bozukluğu bu gibi belirtilerle kendisini ortaya çıkarmaktadır. 
                  Antisosyal kişilik bozukluğuna nasıl tanı koyulur

                  Antisosyal kişilik bozukluğu olan insanlara aslında bazı durumların bilinmesi gerekir. Örneğin kişi aşağıdaki durumların birkaç tanesine uygunluk gösteriyorsa bu kişilerde antiseptik kişilik bozukluğu tanısı koyulur ve tedaviler gerekir. 
                  • Kişide başkasına zarar verme ve kötü alışkanlıklar gösterme gibi bir durum varsa,
                  • Kişi eğer aniden tepkiler göstererek hareket ediyorsa,
                  • Başkalarına karşı takma isimler kullanma, sürekli yalan söyleme, şahsi menfaatini düşünme gibi durumlar varsa,
                  • Fiziki olarak dövüşme, saldırma ve sürekli olarak sinirlilik hali varsa,
                  • Sürekli olarak tek bir işte çalışmak istemiyorsa ve mali mükellefiyetlerini sürekli ihmal ediyorsa antisosyal kişilik bozukluğu olduğu anlaşılabilir. 
                  Antisosyal Kişilik Bozukluğu
                  Antisosyal kişilik bozukluğu tedavisi:

                  Bu psikolojik rahatsızlığın tedavisi son derece zordur ve hatta bazı doktorlar bu durumları tedavi bile edememektedir. Çünkü bu durum direk olarak gelişerek kişinin kişiliğine işlemiştir ve kişi böyle bir karakter kazanmıştır. Fakat bazı hastalar genç yaşta psikolog kontrolünde olduğu için bazı terapiler  ve motivasyonlarla başarılı sonuçlar a]]> Histeri https://www.psiko.gen.tr/histeri.html Sun, 12 Aug 2018 19:08:29 +0000 Histeri, hislerin yoğun yaşanması olarak bilinen histeri, ani duygusal ve fiziki değişiklikler, taşkınlık, aşırıya kaçma gibi genel olarak abartı gösteren birçok durumu olarak tanımlanan nevrotik bir durumdur. Kökeni Yu Histeri, hislerin yoğun yaşanması olarak bilinen histeri, ani duygusal ve fiziki değişiklikler, taşkınlık, aşırıya kaçma gibi genel olarak abartı gösteren birçok durumu olarak tanımlanan nevrotik bir durumdur. Kökeni Yunanca hysterikos kelimesinden gelir ve ilk olarak adı Hipokrat tarafından verilmiştir.

                  Aslında hastalık ilk dönemlerde kadınlara özgü olarak bilinmekteydi. Daha sonraki araştırmalarda böyle olmadığı, sadece kadınlarda erkeklerden daha çok görüldüğü kanaatine varılmıştır. Hastalar genellikle 30 yaş altında olmakla birlikte oluşma sebebinin bilinçaltındaki korkular veya hayal gücü olduğu saptanmıştır. Genellikle ani ataklar şekilde olur ve devamlılık yoktur. Kişi anormal durumlar sergilediğinin farkında olsa da bu hareketleri tüm insanların yaptığını düşünerek hasta olduğunun farkında olmaz.

                  Histerinin belirtileri nelerdir
                  • Acıya dayanıksızlık,
                  • Nefes darlığı,
                  • Kasılmalar,
                  • Titreme,felç,
                  • Konuşma, görme ve duyma bozuklukları,
                  • Hafıza kaybı,
                  bu hastalığın belirtileri arasından başlıcalarıdır. Bunun dışında ani krizler en büyük belirtilerdendir. Ayrıca daha ileri safhalarda teşhircilik ve uyur gezerlik gibi belirtilerin yanı sıra kleptomani, nemfomani, mitomani gibi manik durumlarda görülür.
                  Bunun dışında bir grubu etkileyen olayların o grup tarafından abartılı biçimde algılanması ve toplu olarak aşırı tavırlar göstermeleri durumuna ise toplumsal histeri adı verilir. Hastalar genellikle hastalıklarına karşı kayıtsız kalırlar. "Güzel Aldırmazlık" da bu hastalığın önemli belirtileri arasında yer alır.

                  Histeri
                  Histerinin tanısı nasıl yapılır

                  Tanı için fiziksel muayene, gerekirse kan tahlili ve röntgen, tomografi gibi ileri tetkikler yapılır. İlk olarak yapılması gereken hastanın öyküsünü dinlemektir. Belirtilere göre yapılacak tetkikler belirlenir. Örneğin, kişi bayılma belirtileri gösteriyorsa kan tahlili ve röntgen tanıya yardımcı olacaktır.

                  Histerinin tedavisi nasıl yapılır

                  Histeri hastaları genellikle korku yaratan durumlarda bayılma ve dil tutulması gibi nedenlerle hastaneye başvurur. Hastanın öyküsü alınır ve radyolojik ,biyolojik tetkikler yapılır. Hastalığın nedeni bulunamazsa psikiyatri doktoruna başvurulur. Hasta böylece psikiyatri servisinde tedaviye başlar. Çevre ve ailenin de, bu hastalığın tedavisinde bazı hususlara dikkat etmesi gerekir. Özellikle hastanın belirti sonrasındaki kazançlarının kaldırılması ve stres altında olmaması gerekmektedir. Hastaya psikoterapi ve ilaç tedavisi uygulanır. Çoğu hastada belirtiler zamanla kaybolur. 
                  ]]>
                  Hastalık Hastası https://www.psiko.gen.tr/hastalik-hastasi.html Mon, 13 Aug 2018 13:11:48 +0000 Hastalık hastası, (Hipokondriyazis) olan kişiler bedensel hastalığı olmadığı halde sürekli bedensel bir hastalığı olduğuna dair kaygıların olduğu bir tablodur. Temel belirti sürekli hastaymış veya her an hasta olacakmış Hastalık hastası, (Hipokondriyazis) olan kişiler bedensel hastalığı olmadığı halde sürekli bedensel bir hastalığı olduğuna dair kaygıların olduğu bir tablodur. Temel belirti sürekli hastaymış veya her an hasta olacakmış kaygısı ve endişesi vardır. Bu belirtiler şizofreni, poronoyit durumlar depresyon gibi rahatsızlıklarda da görülebilir. Fakat başlı başına sürekli bende bir hastalık var ve hekimlerin ikna çabalarına rağmen bütün tetkiklerin yapılmasına rağmen hasta olmadıklarına ikna olmazlar. Anlık ikna olsalar bile daha sonra bu endişeleri tekrarlanır. Daha sonra bir çok uzman doktora başvururlar neredeyse vücutla ilgili ne kadar hastalık çeşitti varsa alanında uzman gördükleri birden fazla hekime danışırlar. Aslında ilk başta başvurmaları gereken doktora yani psikiyatrise en son başvurular. Hastalık hastası olan kişiler herhangi bir hastalığı olmadığına dair net bilgilere bile güvenmezler. 

                  Hastalık hastası olan kişilerde neler görülür ve nasıl teşhis edilir

                  Hastalık hastası kişiler çok hafif bir göğüs ağrısını bile acaba bende ciddi bir kalp hastalığı veya göğüs kanseri gibi hastalıklarımı var endişesi ile fazla miktarda para zaman kaybına yol açabilirler. Kişi kendi vücudu ile o kadar ilgili ve bunu takıntı haline getirmiştir ki etrafındaki kimseyle ilgilenemez kimseye vakit ayıramaz. Hatta çocuklarına eşine karşı sorumluluklarını dahi yerine getiremez. Hastalık hastası kişiler Sürekli kendilerinin hasta olduklarını düşündükleri için etraflarındaki gerçekten hasta olan kişilere değil yardım etmek onların bu durumuna dahi üzülmezler. Hastalık hastalığı teşhis etmek için kişinin öncelikle vücutlarında endişe edildiği gibi bir hastalığın olmadığı kesin olarak teşhis edildiğinde anlaşıla bilir. Hastalık hastalarının anlatış biçiminde farklılık vardır. Yani endişe ettikleri yada düşündükleri hastalıkları anlatırken aşırı kaygı duyması, bunalım takılması ve karşıdaki kişinin hastalığın olmadığına dair kesin delil sunduğu halde ikna olmaması Hastalık hastası olduğuna dair en belirgin sebeptir. 

                  Hastalık Hastası
                  Hastalık hastası olan kişiler nelerden uzak durmalı ve tedavisi nelerdir 

                  Hastalık hastası kişiler kesinlikle önce kendilerinde bedensel hastalık olmadığına ikna edilmeliler ve bunu da ancak psikolojik destek ile sağlayabilirler. Öncelikle İnternetten veya TV deki sağlık programlarından veya doktor doktor gezip bilgi edinmeye çalışmaktan uzak durmaları gerekmektedir. Düzenli olarak bir doktorla tedavi yoluna gitmek gerekir. Hastalık hastalığı ruhsal bir rahatsızlık olduğu için psikiyatrist tarafından düzenli olarak terapi ile tedavi edilebilinir. Kişi çeşitli hastalıklar  hakkında sürekli bilgi arayışında olmak yerine doktorun tavsiyelerini dikkate almak daha olumlu sonuçlar doğuracaktır. Hastalık hastası kişiler kesinlikle hastalıklarını kabul edip doktora inanmamanın da bu hastalığın bir belirtisi olduğunu kabullenmesi gerekir. Kişi iş yaşamında ve sosyal hayatında daha aktif olarak bu hastalığın olumsuz etkilerini hafifletip veya yok edebilir. Hastalık hastası olan kişiler öncelikle kendilerinde hiç bir hastalığın olmadığına dair uzman doktor tarafından teşhis ettirmeliler. Daha sonra kişiye ilaç veriliyorsa mutlaka o ilacın ne amaçla verildiği detaylı olarak anlatılması gerekir. Örneğin hastaya ilacın herhangi bir hastalığı olduğu için değilde korkularının endişelerinin yok olması için ve psikolojik olarak rahatlaması için verildiğinin açıklaması mutlaka yapılmalıdır. Önemli bir diğer etken ise ilacın yan etkilerinin mutlaka belirtilmesidir. Herhangi bir yan etkide kişinin endişelerinin artmasına veya hastalık hastalığını pekiştirmesine yol açabilir. Kişilerin tedavisi bu rahatsızlığın tamamen ortadan kalkana kadar devem etmesi gerekmektedir. 
                  ]]>
                  Hipnoz https://www.psiko.gen.tr/hipnoz.html Tue, 14 Aug 2018 07:06:33 +0000 Hipnoz, en yalın haliyle trans durumudur. Trans hali ise, uykuyla uyanıklık arasındaki telkin almayı kolaylaştıran ruh halidir.  Telkin olumlu şekilde yapılırsa, hastaları tedavi edici özellikte olmakta, transta uygulandığında Hipnoz, en yalın haliyle trans durumudur. Trans hali ise, uykuyla uyanıklık arasındaki telkin almayı kolaylaştıran ruh halidir.  Telkin olumlu şekilde yapılırsa, hastaları tedavi edici özellikte olmakta, transta uygulandığında kişide bilinç dışı olumlu değişime ve iyileşmeye yol açmaktadır. Hipnoz seanslarının düzenli olarak yapılması halinde, terapi bilinç dışı iyileşme ve değişim sağlar. Bu hastaya uygulanan tedavinin daha etkin hale getirilmesine yardımcı olur. Hastaların tedavi edilmesini sağlayan olumlu telkinler, uygulanan psikoterapi yöntemidir. Terapi yöntemleri çok çeşitlidir. Uygulamada kabul görenler ise, sadece üç yöntemdir.

                  Hipnoz sırasından kullanılan terapi yöntemleri

                  Medikal tedavi: Bu yöntem ilaçlarla uygulanır. Hastada 6 aylık bir medikal tedavi yeterli olurken, nadiren yaşam boyu bu tedaviye ihtiyaç duyulabilir. Eğer beyinde biyolojik bozukluk bulunuyorsa, bu tedavi uygulanmalıdır. Diğer problemlerde uygulanması zaruri değildir. Bunun hipnoterapi ve psikoterapiden üstünlüğü yoktur. Tedavinin ilaçlardan kaynaklanan yan etkileri ortaya çıkabilir.

                  Psikoterapi: Bu tedavi davranışsal, bilişsel, varoluşçu ve dinamik terapileri içerir. Bu tedavilerin etkinliği kanıtlanmış olup, yan etkisi de bulunmamaktadır. Hastada tam iyileşmeyi sağlayabilir. Ancak uzmanlarca uygulanması gerekir.

                  Hipnoterapi: Bu terapi yönteminde telkinler ve psikoterapi hasta transta iken uygulanır. Bilinç dışına bu tedaviye erişim daha kolay olduğundan, iyileşme daha kısa sürede gerçekleşir. Kısa sürede tamamlanır ve maliyeti de düşüktür. Hastaya uygulanan diğer tedavilerden başarılı bir sonuç alınamazsa, hipnoterapi en iyi seçenektir. Özellikle ağrısız doğumda, anestezi gibi alanlarda bu yöntem destekleyici olarak tercih edilir.

                  Hipnoz zararlı olur mu

                  Hipnozun uygulanması iki şekilde olabilir. İlki kişiye olumlu telkinler yaparak, şifa sağlanması içindir. Bu şekilde uygulanan hipnozun zararı olmadığı gibi, yan etkisi de olmaz. Diğeri ise analitik hipnoterapi psikoterapi bilgisine sahip, deneyimi olan terapistler tarafından uygulanan hipnozdur. Bu hipnoz türünde hipnotik trans halinde olan sübjeyle bilgi alışverişi olur. Seans sırasında kişiye uygun sorular sorulmalıdır. Bu hipnoz türü deneyimli terapistler tarafından uygulanmalıdır. Aksi halde zararlı etkileri olabilir.

                  Herkes hipnoz olur mu

                  Herkes hipnoz deneyimi yaşayabilir. Bazen günlük yaşamın içinde bile hipnotik deneyimler yaşanması mümkündür. İnsanların televizyon reklamlarında gördüklerinden etkilenerek, bir ürünü alması bile hipnoz nedeniyle gerçekleşir. Kişilerde bilinçaltı etraftaki bilgileri hipnotik süreç içinde toplayarak içine alır. Bilmediği konularda bile hipnoz yaşanır. Bir işi yaparken kendinizi tamamen işe odaklamanız bile hipnoz yaşadığınızı gösterir. Her şeye kendinizi kapatarak, tamamen yaptığınız işe dikkatinizi verirsiniz. Bu bir anlamda hipnoz sırasında kişiye verilen telkinlere benzer. Bu açıdan bakıldığında, hipnozun doğal bir süreç olduğu ve herkesin bu deneyimi yaşadığı görülebilir.

                  Hipnoz
                  Hipnoz seansının iyi geçmesi için neler yapılmalı
                  • Kişinin hipnoza girdiği ya da girmediği dikkate alınmadan, sadece yapılan telkinlere odaklanılmalıdır
                  • Telkinlerin analiz edilmesine gerek yoktur. Çünkü yapılacak telkinler seanstan önce hipnoz edilecek kişiyle paylaşılır ve mutlaka onayı alınır
                  • Kişi çevredeki seslere odaklanmamalı, hipnotistin sesine dikkatini vermelidir
                  • Kişi kendini hipnozun akışına bırakmalı, süreci kontrol altında tutmamalıdır
                  • Hipnoz sırasında kişinin oturduğu koltuk yeterince rahat olmalıdır
                  • Kişi hipnoz sırasında konsantre olmakta zorluk çekerse, bu konuda terapiste gereken bilgiyi vermelidir.
                  • Transta duyguların bastırılması ya da]]> Karanlık Korkusu https://www.psiko.gen.tr/karanlik-korkusu.html Tue, 14 Aug 2018 18:20:29 +0000 Karanlık korkusu, günümüzde başta çocuklar olmak üzere birçok kişide bulunmaktadır. Bu kişiler karanlık alanlarda oldukça ciddi derecede etkilenerek sorunlar yaşarlar. Bu nedenle bazı insanlar panik nöbetleri bile geçirebilmek Karanlık korkusu, günümüzde başta çocuklar olmak üzere birçok kişide bulunmaktadır. Bu kişiler karanlık alanlarda oldukça ciddi derecede etkilenerek sorunlar yaşarlar. Bu nedenle bazı insanlar panik nöbetleri bile geçirebilmektedir. İşte sorunun bu kadar büyük olması durumlarında insanların tedavi görmesi gerekebilir. Karanlık korkusu aslında bazı insanlarda aşırı abartılı şekilde görüldüğü için neredeyse psikolojik bir rahatsızlık olarak görülebilir. Birçok kişi karanlıktan korkar. Bu durum çocuklarda belli bir yere kadar normal karşılansa bile yetişkin insanlarda normal karşılanmaz. Karanlık korkusu yaşayan kişiler genellikle metafizik olaylardan korkarlar. Yani kişiler canlılardan korkmazlar. Genellikle çocukluktan gelen bu durum, kişinin iradesine bağlı olarak yenilebilecek bir sorundur. Yani sizler bu durumu sigarayı bırakmak gibi görebilirsiniz. Aşırı karanlık korkusu tıbbi olarak "Niktofobi" olarak bilinen rahatsızlığa neden olabilir. Aslında bu rahatsızlığın temeli de aşırı karanlık korkusudur. Karanlık korkusu insanlarda tedavi edilmediği zaman çoğalan bir durum değildir. Fakat bu durum zamanla daha da büyük problemlere neden olarak çok ciddi hastalıklara neden olabilir. Bu ismin yanı sıra karanlık korkusunun diğer bir adı da aklofobi ya da ligofobi olarak bilinmektedir. Tüm bu isimlerle karanlık korkusunu eşit tutabiliriz. Kişi karanlık alanlarda aklına korku filmlerini getirir ve aynı zamanda gece gerçekleşen kötü ve şiddetli olayları getirir. Bu durumda kişide küçük bir empati gerçekleşir ve kişi korkmaya başlar. Eğer kişinin yanında güvendiği insanlar varsa bu korku gerçekleşmez ya da daha hafif bir şekilde gerçekleşir. 

                    Karanlık korkusunun asıl nedenleri:
                    • Karanlık korkusunun nedenlerinden en önemlisi, kişinin çocukluğunda ya da diğer zamanlarında gece yaşadığı ciddi bir olay sonucunda kalıcı olarak meydana gelebilir. Özellikle kişiyi etkileyebilecek bir olayın gece gerçekleşmesi sonrasında kişide karanlık korkusu sorununun başlamasına neden olabilir. Bu olaylar içerisinde travma gibi durumlar da görülebilir. 
                    • Bunun yanında çocuklara sürekli olarak şiddet ve korku filmlerinin izletilmesi durumlarında çocuğunuz biraz büyüyüp aklını başına alacak yaşlara geldiğinde karanlık korkusuyla karşı karşıya kalabilirsiniz. Bu nedenle çocuklarınızın bebekliklerinde bile bilinç altlarına bu gibi durumları sokmamalısınız. 
                    • Çocuğun sürekli olarak ailesi tarafından geceleri dışarı çıkarılmaması gibi durumlarda kişilerde karanlıktan korkma gibi durumlar meydana gelebilir. Bu nedenler direk olarak karanlık korkusunun başlamasına neden olacak önemli durumlardır. 
                    Karanlık Korkusu
                    Karanlık korkusu olan insanlarda ne gibi belirtiler meydana gelir

                    Karanlık korkusu olan insanlarda, tahmin edildiği gibi havanın kararması ve kişinin yalnız kalmasıyla başlayarak korkular meydana gelir. Vücuttaki hormonların dengesizleşmesi nedeniyle karanlık korkusu farklı belirtilere neden neden olur. Özellikle bayılma ve titreme bu durumun en büyük belirtilerinden biridir. Bazı insanlarda karanlıkta aşırı korkma nedeniyle el ve ayaklarda karıncalanma görülebilir. Hatta hastalık aşırı ilerlemişse kişilerde delirme hissi gibi durumlar bile meydana gelebilir. Bunun yanında ayrıca kişide kalp çarpıntısı, nefes alamama hissi, baş dönmesi, göğüs ağrısı, terleme ya da aniden üşüme, ölmek üzere olma hissi gibi durumlar meydana gelebilir. Bu belirtilerden biri ya da birkaçının görülmesi durumunda kişide karanlık korkusu sorununun olduğu anlaşılabilir. 

                    Karanlık korkusundan kurtulmak için yapılması gereken şeyler

                    Bu gibi durumlardan tedavi olmadan kurtulmak mümkün değildir. Bu nedenle bir terapistten yardım alarak bu problemin giderilmesi için ilk adımı atmış olursunuz. Bu sorununuzu güvendiğiniz insanlarla paylaşmalısınız. Bu paylaşımın muhakkak o]]> Kolda Sinir Sıkışması https://www.psiko.gen.tr/kolda-sinir-sikismasi.html Tue, 14 Aug 2018 23:32:35 +0000 Kolda sinir sıkışması durumu, farklı belirtiler vererek kendisini ortaya çıkaran ve insanlarda kontrol altına alınmadığında ciddi rahatsızlıklar veren bir durumdur. Bu durum hemen hemen her yaşta görülebilecek bir durumdur. Bu Kolda sinir sıkışması durumu, farklı belirtiler vererek kendisini ortaya çıkaran ve insanlarda kontrol altına alınmadığında ciddi rahatsızlıklar veren bir durumdur. Bu durum hemen hemen her yaşta görülebilecek bir durumdur. Bu nedenle kimi zaman çocuklarda bile kolda sinir sıkışması görülebilir. Genellikle doktorlar koldaki sinir sıkışmaları için hemen ameliyat önermektedir. Aslında alınan bu karar oldukça yanlıştır. Çünkü kolda sinir sıkışması yaşayan insanlarda ilk önce diğer tıbbi tedavi yöntemleri uygulanmalı ve en son çare olarak ameliyat yapılmalıdır. Kolda sinir sıkışması için yapılabilecek ameliyat haricinde tedaviler bulunmaktadır. Sinir sıkışması, insana vücudunun herhangi bir yerinde de meydana gelebilecek bir durumdur. Bu nedenle kollarda da görülebilir. Kimi zaman oldukça küçük belirtiler göstererek insanlarda küçük rahatsızlıklara neden olsa bile bazen sinirin sıkışma derecesinin büyüklüğüne bağlı olarak çok ciddi sorunlara neden olabilmektedir. Bu durum eğer tedavi edilmezse, kişinin ileri yaşantısında günlük faaliyetlerini yapamama gibi durumlar meydana gelebilir. Kolda sinir sıkışmasının çok belirgin belirtileri vardır. Bu nedenle teşhisin konulması oldukça kolay olacaktır. İnsan vücudunda her nerede olursa olsun sinir sıkışması keskin ağrılara neden olur. Bu nedenle doktorunuz daha tıbbi görüntüleme cihazlarını kullanmadan sorununun sinir sıkışması olduğunu anlayacaktır. 

                    Kolda sinir sıkışmasının ne gibi belirtileri olur
                    • Kolda sinir sıkışmasının en büyük belirtisi, insanlarda sinirin sıkıştığı kol bölgesinden sonrasında hissizlik sorunlarının meydana gelmesidir. His azalmasıyla birlikte kişi işlerini yapamayacak hale gelir. Öyle ki sinir sıkışmasının şiddeti büyükse kişi, tuttuğu nesneleri tutmuyormuş gibi hissedeceği için birçok işten geri kalacaktır.
                    • Kolda sinir sıkışması durumunda meydana gelen ağrılar, diğer ağrı türlerinden çok daha farklıdır. Çünkü bu gibi nedenlerden dolayı görülen ağrılarda ağrı sanki bir sızlamaymış gibi gelir. Bu ağrı aynı zamanda kişilerde karıncalanma gibi görülür ve bu karıncalanma kişinin parmağına kadar gelebilir. 
                    • Kolda sinir sıkışması olan bölgenin sonrasında kas seğirmeleri meydana gelebilmektedir. Özellikle bilek kısımlarında kaslar istemsiz bir şekilde kasılıp gevşeyebilir. Bu durumlar da kolda sinir sıkışması probleminin en büyük etkilerinden biridir.
                    • Son olarak herkeste aynı olmasa bile kişinin kolunun etkilenen bölgesinde yumuşaklık durumları meydana gelir. Bu bölgelerde meydana gelen yumuşaklığın derecesi, yine sıkışan sinirin derecesine bağlı olarak farklılıklar gösterir. 
                    Kolda sinir sıkışması neden olur

                    İnsanlarda vücudun diğer bölgelerinde sinirlere benzer olarak kollarda da sinirler bulunur. Bu sinirler kişinin kaslarını aşırı fazla kullanması nedeniyle ve aynı zamanda kişinin kendisini çok fazla germesi durumlarında meydana gelebilir. Bu nedenle özellikle spor yapan insanlarda sinir sıkışması yaygın olarak görülür. Koldaki sinirler, fazla baskıya maruz kaldıklarında iltihaplanmalara neden olabilir. İltihaplanmalar ise insanlarda kolun normal fonksiyonlarını yapamamasına neden olabilir. 

                    Kolda Sinir Sıkışması
                    Bazı insanlarda kol üzerine darbeler alınabilir ya da kol bir yere sıkıştırılabilir. Bu durumlarda kollardaki bazı dokular zarar görecektir ve sinir sıkışmasına neden olacaktır. Bunun yanında kişinin uyku pozisyonu da koldaki sinir sıkışmasına neden olan önemli bir etkendir. Sürekli olarak kişinin kolunun üzerine yatması ve kolunun sürekli uyuşması durumlarında kolda sinir sıkışması sorunu meydana gelebilir. Bu nedenle kolda sinir sıkışmasının oluşmasında kolun doğru konumda tutulması da önemlidir. 

                    Tedavi

                    Kolda sinir sıkışmasının en gelişmiş tedavi şekli fizik tedavi uygulamalarıdır. Bu uyg]]>